Dünyanın gidişatı hakkındaki teşhisleri gayet isabetli olan film, son sözünü, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ında geçtiği şekliyle söylersek, "Çare yok, dünyadan gideyim gayrı" diye tamamlıyor.
Başlıca rollerde Simon Baker, Asia Argento, John Leguizamo, Robert Jay ve Dennis Hopper'ın oynadığı ve ancak 18 yaşından büyüklerin izleyebildiği film, yürüyen ölülerin istilasına uğramış bir dünyayı resmediyor. Bu dış kabuğun altında parasız-pulsuz, karnını doyurmaya uğraşan ve her an etraflarına ördükleri çiti geçebilecek 'yürüyen ölüler'in saldırısına maruz insanların yaşadığı alanlar var. Biraz daha zoom yapıldığında ise Paul Kaufman'ın, (Denis Hooper) yalnızca zengin ve elit insanlar için kurduğu Fiddler's Green adlı kulelerde süren hayat görülecektir. Çok fazla zorlanmadan bunun dünyayı yöneten bir avuç insan, onların etrafında toplanmış ve arada kalmış orta sınıf Amerikan halk ve 'geriye kalanlar'(The Rest) olduğunu anlayabiliriz elbette. Modern çağların başlangıcında Batı ve Diğerleri (The West and the Rest) olarak yapılan ayrım artık Batılı halkların araya sıkışmışlığıyla çoğealmıştır.
Buna dair ipuçları da filmde veriliyor zaten. Hem zavallı hem zararlı olan bu üçüncü grubun elindeki yiyecek, giyecek ve parayı almak gayet sıradan bir iştir. Bu görevi, Riley (Simon Baker) ve Cholo (John Leguizamo) adlı iki komutanın yönettiği bir paralı askerler grubu üstlenmiştir. Riley'in ekibinde Slack adlı sert mizaçlı bir kadın (Asia Argento) ve en iyi arkadaşı Charlie de (Robert Joy) vardır. Dead Reckoning adını verdikleri zırhlı araçla kent duvarları dışına çıkarak ihtiyaç duyulan malzemeyi getirirler. Tabii bu esnada 'leş'leri uyutmak gerekir. Bunun için havai fişekler patlatılır; çünkü bu 'aciz ve sefil'ler, havai fişeklerin ışığını gördüklerinde yerlerinde çakılı kalır ve etrafta olup biten her şeyi unutur. (İleride, şehir halkının korunmak için etrafına çektiği elektrikli telleri geçip, korunmayı onlar için hapse dönüştüren 'leş'lerin, bu kandırmacayı bir daha yutmayacaklarını da görürüz.) Ancak çatışmalar gitgide şiddetlenir ve Kaufman, aşağılayıp durduğu Riley'in ekibine muhtaç hale gelir. Yine de -sık sık bir yerlerde duyduğumuz- "Biz teröristlerle pazarlık yapmayız" cümlesini kullanarak servetini de kaybetmemeye çalışır. Ancak artık bir ölüm-kalım meselesi halini almış bu savaşta, paçayı kurtarmak o kadar da ucuz değildir.
Batılı yöneticilerin hem kendi halklarını hem de 'diğerleri'ni algılayışlarındaki fantastik altyapıyı serilmeyen film, yine Batılı bilinçaltının korkularına yenik düşüyor. Buna rağmen, bu bilinçaltının nasıl yapılandığını görmek bakımından film iyi bir belge.