Kuzey Irak’ta 3 bin PKK’lının 1992’de teslim alınmadığı iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Terör kampının yöneticisi Osman Öcalan, perde arkasını açıkladı.
Bugün gazetesine konuşan Bölücübaşı Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Talabani ve Barzani’ye bağlı peşmergelerin 1992’de düzenlediği ortak operasyonda büyük darbe aldıklarını kabul etti. Bu sebeple ateşkes imzaladıklarını söyledi.
Talabani Koridor Açtı
Öcalan, Talabani’nin açtığı güvenli koridordan geçerek, emrindeki bin 450 kişiyle, KYB peşmergelerinin kontrolünde bulunan Zeli kampında toplandıklarını doğruladı. “KDP’nin elindeki 475 PKK’lı da serbest bırakıldı ve bize katıldı” dedi.
PKK İdam Cezası Verdi
Türkiye’nin çözüm için adım atmadığını ileri süren Öcalan, aksine Türk uçaklarının kampı bombaladığını belirtti. “Sadece 8 kişi öldü” diyen Öcalan süreç başarısız olunca PKK’nın da kendisi idam cezası verdiğini ifade etti.
3 Bine Yakın PKK’nın Tutulduğu Kampın Sorumlusu Öcalan Açıkladı
1992 yılında KYB’ye teslim olan 3 bin teröristin tutulduğu Zeli Kampı’nın sorumlusu olan Osman Öcalan, kampta yaşadıklarını, TSK’nın düzenlediği hava saldırısı ve sonrasında yaşanan gelişmeleri Bugün’e anlattı.
1992 yılı sonbaharında TSK’nın KYB ve KDP ile birlikte düzenlediği harekat sonrası kendisinin PKK adına ateşkes imzaladığını söyleyen Öcalan, ancak bu anlaşmaya Abdullah Öcalan’ın karşı çıktığını söyledi. TSK’nın düzenlediği harekat sonrasında Haziran ayında Zeli Kampı sorumluluğundan çekildiğini, yerine Mahir Velat ve Cemil Bayık’ın sorumlu olduğunu ifade eden Öcalan, saldırıdan sağ kurtulanların sınıra ve Türkiye’nin içine aktarıldıklarını belirterek, “TSK’nın saldırılarından sonra PKK’da düşünce olarak bir kararlılık bir azim oldu ve daha gözü kara eylemlere giriştiler” dedi.
Örgütün Hedefi Haline Geldim
Osman Öcalan,Zeli Kampı’nda bulunan PKK’lıların sayısının bin 450 kişi olduğunu iddia etti. Öcalan, KDP, KYB ve Türkiye arasında ilişkiler için ise şunları söyledi: O dönemde KYB, KDP ve Türkiye birlikte hareket ediyordu. Aralarındaki ilişki iyiydi, birbirlerinden habersiz hareket etmezlerdi. Her alanda aralarında bir işbirliği mevcuttu.”
PKK yönetiminin karşı çıktığı anlaşmaya imza attığı için terör örgütünün hedefi haline geldiğini anlatan Öcalan, şöyle konuştu: “PKK, KYB ve KDP’yi bir taraf olarak gördüğü gibi, kendileri adına imzaladığım anlaşmadan dolayı beni de taraf olarak gördü. Yoğun eleştirilere maruz kaldım. Türk uçakları kampı bombaladı. Sadece 8 kişi öldü.”
Türkiye Çözümü Gündemine Almadı
Öcalan, ateşkes imzaladığı için PKK’nın mahkeme kurup kendisini yargıladığını ve hakkında şartlı idam kararı verildiğini belirtti. “görüşlerimde ısrar edersem bu cezanın infazı gerçekleşecekti” diyen Öcalan, ateşkesin devamlı olması ve çerçevesinin genişletilmesi için Türkiye tarafından herhangi bir kıpırdanma olmadığını savunarak, “hiçbir gelişme olmadı. KYB ve KDP sorunu çözmek için girişimde bulundu ancak T.C. bu konuyu gündemine bile almadı” yorumunda bulundu.
Osman Öcalan, ateşkes kararına uyup Zeli Kampı’na çekilen PKK’lılara yapılan hava saldırısının ve 24 Mayıs 1993’te Bingöl’de tezkereci 33 erin şehit edilmesi olayının çözümün önünü tıkadığını savundu. 33 erin şehit edilmesi eylemini gerçekleştiren Şemdin Sakık’ın o dönemde çok hırçınlaştığını anlatan Öcalan, şunları ifade etti:
Hava Harekatı Çözümü Engelledi
“kendisinin iddiası ‘Ben gider Ankara’ya dayanırım. Bu davayı Amed’den (Diyarbakır) alır Ankara’ya kadar taşırım’ diyordu. Biz ne kadar barışçıl davranıyorsak o kadar savaşçıl davranıyordu. Biz savaşı engelleyecek tutuma yöneldiğimiz için o tuttu savaşı daha da körükler bir tutunma yöneldi. Hem de ateşkes sürecinde 0 33 eri askeri katletti. Ben ‘katletti’ diyorum buna. Çünkü o askerler savaş pozisyonunda değildi. Bu olayın sonucunda ‘İlk alınması gereken karar eyalet yönetimi hakkında soruşturma açılmalıdır’ görüşü dillendirildi. Ben bu tür olayların yaşanmasında T.C. devletinin de bir miktar tahrikleri olduğu kanısındayım”
Osman Öcalan, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte gündeme gelen Ergenekon-PKK ilişkisi hakkında da çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Ergenekon PKK İle İrtibatlı
“Ergenekon ile bazı PKK’lıların arasında bağ vardır” diyen Öcalan, “Özellikle bu oluşumun içindeki birkaç kişi Ergenekon davasında bu ilişki yüzünden tekrar yargılanmalıdır” dedi. Öcalan, Ergenekon davasında yargılanmasını istediği isimleri ise şöyle sıraladı:
“Şemdin Sakık ve Selim Çürükkaya’nın kardeşi Doktor Süleyman kod adlı Said Çürükkaya o dönem o yörenin sorumlularındandır. Bunlar Ergenekon’da yargılanmalıdır. Abdullah Öcalan’ın yanında bir ara merkez yöneticiliği yapan Yılmaz kod adlı bir yönetici vardı. Bu şahıs da Ergenekon davasında yargılanmalı. Şimdi ismini hatırlamıyorum.”
Şemdin Sakık Çok Rahattı
Öcalan, özellikle 1990’lı yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki okulların PKK tarafından yakılması olayının da perde arkasında Ergenekon terör örgütü olduğunu ileri sürdü. “Okulların yakılması ve öğretmenlerin öldürülmesi örgüte fiilen dayatılan bir siyasettir” iddiasını gündeme getiren Osman Öcalan, bu iki siyaset de Ergenekon tarafından Şemdin Sakık üzerinden PKK’ya dayatılan bir siyasettir. Kendisinin bulunduğu noktalara operasyon çok ender yapılıyordu. PKK içerisinde Sakık’ın güçlü bir ayağı olduğuna inanıyorum” dedi.
Bazı konuların ağabeyinin yetkisini aştığını iddia eden Öcalan ilginç açıklamalarda bulundu: “Öcalan’ı başka güçler tarafından kontrol edilen bir lider olarak görüyorum. Hatta Pilot Necati ve Kesire Öcalan ile daha başka taraflar tarafından da kontrol ediliyordu. Herkes onu siyaset seçme kararı alan bir organ olarak görüyor ama bana göre yakın çevreleri tarafından kontol edilen biridir.”
Cemil Bayık Yakalandı 24 Saatte Bırakıldı
Osman Öcalan, halen PKK’nın yönetim kadrosunda yer alan Cemil Bayık’ın o dönemde Şemdin Sakık’a sahip çıktığını söyledi. ‘Cemil Bayık da Ergenekon’la bağlantılı mı?’ sorusuna, “Bilemiyorum, bunu ilginç bir durum olarak algılıyorum” diyen Öcalan, Bayık’la ilgili çok ilginç bir bilgiyi şu sözlerle aktardı:
Gözaltını Biliyordu
“Cemil Bayık, 1979’da yakalanıp 24 saat içinde serbeset bırakılan bir kişidir. PKK’nın kurucu üyesi olarak gözaltına alındı. Şemdin Sakık, KDP’ye teslim olurken de Cemil Bayık’ın bilgisi dahilinde teslim edildi. Gözaltına alınacağı bilincindeydi. Tamamen hazırlanmış bir plan olduğunu bilerek bunu yaptı. Yarasa operasyonu olduğuna inanmıyorum. Bana göre anlaşmalı bir alınmadır. Şemdin, devlet içerisinde ve örgüt içerisinde bir kesime dayanıyordu. Ama ona sahip çıkmadılar.”
Osman Öcalan, ağabeyi Abdullah Öcalan’ın olaylardaki tutumu ile ilgili olarak şunları söyledi: “1997’de Cemil Bayık’ın işini bitirmek istiyordu. Engel oldum. Öcalan, 1999’un Ocak ayında Duran Kalkan, Cemil Bayık, Halil Aytaç, Ali Haydar Kaytan, Kani Yılmaz, Mustafa Karasu’yu tasfiye etmek istedi. Bana göre bazı bağlantıları olduğu endişesiyle. Özellikle Bayık ve Karasu’yu bu nedenle tasfiye etmek istedi. Karasu cezaevinden 1991’de 3 yıl erken tahliye olmuş bir isim. Tahliye olunca da tekrar PKK’ya dahil oldu. Bayık da Karasu da Ergenekon’la olmasa bile devletin bir başka kanadına çalışan bir insandı. Arada karanlık kişiler var.”
ŞEHİT AİLELERİ ŞOKTA
Şehit Aileleri Derneği Başkanı Mehmet Güner, şehit yakınlarıyla birlikte Ankara'ya yürüyeceklerini söyledi.
Artık şehit ailelerinin isyan noktasına geldiğini söyleyen Güner. "Bu devlete ihanet eden, her kim olursa olsun lanetle ve nefretle kınıyorum" diye konuştu.
İzmir Şehit Aileleri Derneği Başkanı Nurettin Yeşilbağ da "Şehitlerimizin yüzde 70'ini 1992-1995 yılları arasında kaybettik. Bu olayın sorumlularını tarih affetmeyecek" dedi.
İDDİALAR DERHAL İNCELENMELİ
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, iddialara ilişkin, "Bu iddiaya insanın inanası gelmiyor. Olmaz böyle şey. İnsanın mantığı kabul etmiyor. Bu iddia derhal incelenmeli" diye konuştu.
DTP'nin TBMM idare Amiri Sırrı Sakık da, "O dönem mercek altına alınmalı. Kandilin nasıl PKK ya açıldığını, nasıl şekillendiğini kamuoyu bilir. Bu sorun bütün detayları ile tartışılmalı. Afakî sözlerle sorun çözülmez. Sadece bu iddia değil, yaşanan tüm süreç ve Kürt sorunu mercek altına alınmalı" değerlendirmesini yaptı.
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, "Bu gibi, silahlı kuvvetlerimizin, terörle mücadele yapan birimlerimizin moralini zayıflatacak yayınların, değerlendirmelerin de bu sürece olumlu katkı sunmayacağını düşünüyorum" dedi.