Niyetiniz ne?

Mustafa Yiğit

Demokrasi için aslında pek çok şey söylenebilir..

Nereden baktığınıza bağlı olarak demokrasiye yüklemiş olduğunuz anlam da değişir.

O yüzden sonsuz özgürlükten, diktatörlüğe kadar uzanan farklı rejimlere demokrasi yoluyla varabilirsiniz.

Demokrasi halkın doğrudan kendisini yönetmesidir..

Demokrasi bir çoğunluk yönetimidir.

Demokrasi çoğulcu bir yönetimdir.

Demokrasi halkın adına hareket eden temsilcilerin halkı yönetmesidir.

Demokrasi halkın anayasal kurumlar aracılığıyla yönetilmesidir.

Demokrasi hukukun üstünlüğüdür.

Demokrasi adalet ve eşitlik rejimidir.

Demokrasi özgürlük rejimidir.

 

Bu  şekilde devam ederek demokrasinin içine pek çok şeyi katabilirsiniz…

Bütün bunlar aslında demokrasinin unsurlarıdır.

Ve bu unsurların hiç biri iyi bir yönetim için  tek başına yeterli değildir.

Tek başına yeterli olmadığı için de bu unsurlardan yalnızca birine dayanarak ülkeyi yönetmeye kalkanlar, her krizde  “demokrasi”nin çıkmaza girdiğini söylemektedirler.

Demokrasi gerçekten kendi içindeki arızaları nedeniyle mi yönetim krizlerine yol açmaktadır.

Yoksa bu   her sıkıştığımızda  demokrasiye yüklediğimiz “günah keçisi”  rolünden başka bir şey değil midir.

Bu sorunun cevabını yine niyet okumayla çözebiliriz ancak.

Çünkü ülke yönetiminde aslolan nasıl ve ne şekilde ülkenin yönetildiği değildir.

 

Aslolan şey, ülkeyi yönetirken neye niyetlenildiğidir.

Gerçekten halk egemenliğine dayalı bir yönetim isteniyor mu, istenmiyor mu?

Vesayetçi bir anlayışla halka şüpheyle bakan bir anlayışla mı yönetiliyor ülke, yoksa gerçek milli irade mi hedeflenmekte…

Sorulması ve cevaplanması gereken şey bu.

Hükümetlerin, hatta halkın tavrı ne yöndedir?

Gerçek  “kendi için demokrasi” anlayışı mıdır, yoksa genel geçer kabul gören ve halkın tamamının mutluluğu ve refahına yönelen bir anlayış mı hakimdir?

 

Evet kavramlar, kelimeler teoriler içini sizin neyle doldurduğunuza bağlı olarak fonksiyonellik kazanırlar.

Sizin niyetleriniz doğrultusunda anlamlı hale gelirler.

Bugün yaşanan şeyler, kavramları  günah keçisi haline getirerek kendi “kötü niyet”imize kılıf aramaktan başka bir şey değildir.

Kendi günahlarımızı, kavramlara, rejimlere, sistemlere yükleyerek kurtulmaya çalışmak, kendi kendimizi kandırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Biz biliyoruz ki, ameller niyetlere göre şekillenir.

Her icraat, her karar bu minvalde değerlendirilmeli.

 

Sorun sistemlerde, rejimlerde değildir.

Çünkü her rejim, her sistem halkın iyiliği için yola çıktığını iddia eder.

Ancak uygulamalar  bir rejimi  iyi ya da kötü, demokrat  ya da otoriter yapar.

İktidara nasıl geldiğiniz değil, iktidarda neler yaptığınız önemlidir.

Millet huzuru için mi, kendi menfaatleriniz için mi iktidarınızı sürdürüyorsunuz..

Meselenin özü budur…