Nilüfer Açıkalın'ın şöhret tarifi

Nilüfer Açıkalın, şimdiye kadar 34 film ve dizide oynayan, tiyatro oyunlarında rol alan, ödüller kazanan deneyimli bir oyuncu.

Aynı zamanda 7 kitabı bulunan bir öykü yazarı. Açıkalın, 10 yıldır ünlü yönetmen Orhan Oğuz'la evli. Geçtiğimiz hafta vizyona giren 'Hayde Bre' filminde başrolde oynayan güzel oyuncuyla yeni filmini, oyunculuğu ve hayatı konuştuk.

RÖPORTAJ: Şebnem ÖZCAN

-Sinemalarda gösterimde olan 'Hayde Bre' adlı filmin başrolünde siz varsınız, nasıl bir çalışma oldu biraz anlatır mısınız?

Eşim yönetmen Orhan Oğuz'un dedesinin hikayesidir. Benim filmde üç çocuğum var. Çocuk oyuncularımız Türk fakat kızlarımız Balkan kökenli, Çağla ve Buket Vardar isimleri. Hikaye 10 sene önce yazılmaya başlandı. Orhan, Balkan kökenli bir ailenin çocuğu. Onun dedesinin İstanbul'a gelişi sırasında Orhan'la arasındaki inanılmaz olayları konu alıyor. Orhan'ın dedesini Şevket Emrullah oynuyor, bende Orhan'ın annesi olan Saadet'i oynuyorum. Filmin içinde bir de aşk hikayesi var. Dünyanın neresinde olursa olsun, tabiattan kopup metropolün ortasında yaşamaya başlanılması bir trajedi. Evrensel bir hikaye, isteyerek içinde var oldum.

-Siz aslen nerelisiniz?

Balkan kökenliyim bende. Babam Üsküplü'dür.

-Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?

Sinemaya aşığım; o da bana aşık! Dolayısıyla aramızda hiçbir sorun yok. Ben Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı oyunculuk bölümünden mezunum. Okula girdiğim ilk yıllardan itibaren sinema  filmlerinde rol almaya başladım. İlk kamera karşısına geçişim Türkan Şoray'ın kızını canlandırarak oldu.

-Aileniz oyuncu olmanıza destek verdi mi?

Hayır, ailem beni desteklemedi. Oyunculuğun geleceği olmadığını düşünüyorlardı. Aslına bakarsanız şimdi onlara hak veriyorum. Ama bir şekilde, son derece kararlı ve oyuncu olmaya kafayı takmış bir gençtim. Ve bunu gerçekleştirmek için de ailemden aldığım Balkan kültürünün özünü sağlam tuttum ve tek başıma ayaklarımın üzerinde durdum.  Ben hep başkaldıran oldum, isyankardım. Ben kendimle uğraşan bir garip kulum. Bizim meslekte ne yazık ki, oyuncu olmaya takmış bir dolu insan var ama içlerinden çok azı bu işten doğru dürüst ekmek kazanabiliyor. Büyük çoğunluğu işsiz veya çok az paralara çalışıyor. Tiyatroda da gününüzü kurtarıyorsunuz o kadar.

-Genç  oyuncuları beğeniyor musunuz?

İçlerinde çok yeteneklileri de var, çok yeteneksizleri de. "Ne işi var orada" diyorum. Seyircinin seçici algısına güveniyorum. Ellerine bir kumanda vermişler basıp geçiyorsun. Seyirciyi kandıramazsın; seyirci yalan da söylemez, taktiri onlar veriyor. Bizlerin yorumuna bile gerek kalmıyor yani. Seyirci doğru notu veriyor. Önemli olan kalıcı olmak. Kişilik gelişimi bu noktada çok önemli.

-Sizde bu camiada var olabilmek ya da beğenilmek için çok çaba sarf ettiniz mi?

Açıkçası ben hiçbir yerde var olabilmek için çaba sarf etmedim, olduğum yerde varlığımı iyi ifade edebilmek için çaba sarf ettim. Onun dışında neredeysem eğer, orada ne yapabilirim bunun derdine düştüm. Ve Allah'a şükür ki yazarlık yeteneğim var, yazabiliyorum. Öykülerim var, kendimi ve başka dünyaları rahatlıkla anlatabiliyorum. Bunların yanında paraydı, şöhretti bunlar çok hafif kalıyorlar. Şöhret benim hiç umurumda olmadı. Sonradan görme değilim. 18 yaşımda, çok küçük yaşta şöhrettim zaten.

KİTAPLARINI OTELDE YAZIYOR

-1999'dan bu yana 7 kitap yazdınız. Diğer mesleğiniz de yazarlık. Yazarlık maceranız nasıl başladı?

Oyunculuktan çok daha önce okul yıllarımda başladı. Çok uzun zaman, çok fazla şey yazdım. Bütün arkadaşlarımın edebiyat ödevlerini ben yapıyordum. Sonra da ders vermeye başladım. İyi bir öğrenciydim, çalışkandım, bütün sportif aktivitelerde birincilikleri var. Faaldim. Ve sonra bu yazma serüveni konservatuara girdikten sonra oyun yazarak devam etti. Sonra onları bir dosya olarak tamamladım. Çok değerli insanlara okuttum, hepsi devam etmem gerektiğini söylüyorlardı. Cesaretlendim ve yazdım. Yazarken sanki bildiğim şeyleri yazıyordum, Bu ay yeni bir öykü kitabım yayınlanacak.

-Kitaplarınızı nasıl bir ortamda yazıyorsunuz?

Evden ayrılıyorum. O kitap bitene kadar ya da film başlayana kadar bir otel odasına gidip orada kendimle baş başa kalıp hazırlanıyorum. Öykülerime odaklanıyorum ya da rolüme çalışıyorum.

DEZAVANTAJLAR AVANTAJA DÖNÜŞÜR

-Kocanız Orhan Oğuz'un yönetmen oluşu sizin için dezavantaj mı yoksa avantaj mı?

Orhan Oğuz'la film çekmek benim değil, onunla çalışan bütün oyuncular söyleyeceklerdir, çok güzeldir. Çok sıcak yumuşacık bir insandır. Bende onunla yaptığım çalışmalardan mutluyum. Avantaj mı yoksa dezavantaj mıdır diye çok düşündüm. Sonra şu sonuca varıyorsunuz, bütün dezavantajlar gün gelip avantaj haline dönüşür. Bunu torpil olarak düşünecek kadar dar kafalı değillerdir insanlar sanırım. Ben Orhan Oğuz'dan çok daha önce 18 yaşında şöhretle tanıştım. Çok güzel işler yaptım.  Şöhret ateşten bir gömlekti bunu öğrendim.  Şöhretin insanı yaktığını gördüm, bu yüzden buz gibi olmayı öğrendim

Magazin Haberleri

Hamur işi yiyerek zayıf kalıyor! Çağla Şıkel'in 6 ayda birlik kahvaltı tabağı
Kanbolat Görkem Arslan Hayatını Kaybetti
Multipl Skleroz yüzünden mi düştü?
Herkes İşi Gücü Bıraktı: Eşref Rüya Son Bölüm Fragmanı ve Gündemi
Game of Thrones yıldızı Maisie Williams, İtalya tatilinden paylaşımlarla gündemde