Neden Başarılı Olamıyoruz….

yazar-28

Şöyle bir geriye bakın. Son yirmi yıl içinde kaç defa kalkınma için yeni hedefler koyan programlar yaptık. Ne kadar başarılı olduk. Kocaman bir hiç göreceksiniz. Her yeni hamle yeni borçlar ve yeni sıkıntılar getirdi. Siz şu anda pompalanan havaya bakmayın ortada bir şey olmadığı Kemal Derviş’in bir sözü ile tabana vuran borsa ve yükselen döviz ile belgelendi. Üstelik sanayide altı puanlık artış beklenirken dört puan düşmede ayrı bir macera. Ekonomiden sorumlu devlet bakanının hükümet yıkılsa döviz değişmez noktasında doğru söylemediği de böylece anlaşılmış oldu.

Son iki yüzyılda yaptıkları hamlelerle Doğu’yu geçen ve doğruyu söylemek gerekirse artık ona hükmeden Batı ne yaptı da bu ekonomik başarıyı sağladı? Biz neleri kaybettikte bu hale geldik. Bunları anlamadan bu denklem çözülmüyor.

Batı’nın başarısında engin tarihlerinin yeri yok. Tarih bir ülkenin kalkınmasında önemli bir etken olsaydı, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin Mısır ve Hindistan gibi, iki bin yıldan daha uzun yaşı olan ülkelerin olması lazımdı. Biz bile ordumuzun kuruluş yaşını ikibin beşyüz olarak tanımlamıyor muyuz?

Peki, doğal kaynaklar diyecekseniz. İki örnek var ki herkesin gözüne batıyor. Dünyanın en ciddi petrol yataklarına sahip Suudi Arabistan, diğeri de yok denecek kadar az yeraltı kaynaklarına sahip olmasına rağmen dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip Japonya. Kıyaslamayı yapmak bile abesle iştigal. Batının doğal kaynakları yok. Dünyanın kaynaklarını sömürerek bu noktaya gelindi derseniz sizin aklınız nerede idi diye sormak lazım.

Peki, Batı neyi başardı da, bu ekonomik gelişmeyi sağladı? Bunu sıhhatli olarak değerlendirmeden bir sonuca varamayız. Ama kısaca söylemek gerekirse insana yapılan yatırım en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim unuttuğumuz insanı onlar hatırladılar.

Dışarıya karşı olmasa bile kendi içlerinde dürüst oldular. Temel ahlaki kurallardan taviz vermediler. Yalan söylemeyi en ciddi suç olarak gördüler. Başkan Clinton ve Monika arasındaki ilişkide Amerikalıları kızdıran ilişkinin türü değil, başkanın var olanı yalanlamasıydı. Başkan hem temel ahlaki kuralları çiğnemiş hem de dürüst davranmamıştı.

Sorumluluk sahibi olmak ve bu konuda ısrarı her ferdin aklına yerleştirdiler ve hayatlarının temel felsefesi haline getirdiler. Armageddon diye bir film vardı. Seyretti iseniz hatırlayacaksınız. Göktaşının parçalanması için bombanın üç yüz metreye yerleşmesi lazım. Yolun yarısında delici alet bozuluyor. İşi yapan kişi kendi ölümü pahasına bombayı gidip elleriyle yerleştiriyor ve patlamada ölüyor. Şimdi düşünün kendi hayatınız ortada ise siz ne yapardınız? İşte verilecek cevap sizin sorumluluk anlayışınızın bir sonucu olacak.

İki yıl önce Avrupa turuna çıkmıştım. Rotherdam’da trafiği altüst ederek öne geçen ve trafiği tıkayan bir şoför için bindiğimiz aracın Hollandalı şoförü gülerek yanındaki rehbere bir şeyler anlattı ve gülüştüler. Sordum ne diyor diye. Rehber beni son derece üzen bir cevap verdi. Ancak bir Türk şoför kuralları böyle ihlal eder. Olsa olsa Türk’tür diyor dedi. Kanun ve kurallara saygı konusunda gösterdiğimiz başarısızlık tepki göstermeme engel oldu. Bu sene Mevlana törenlerinde yurt dışından bir misafirim de vardı. Tören sonrası şaşkınlığını gizleyemeden “Biz salona girerken flash ile fotoğraf çekmeyin diye uyardılar. Ama kimse dinlemedi. Peki bu açıklamayı neden yaptılar neden uygulamadılar” dedi. Utanmamak elde değil. Bizim kuralla bozulmak ve uygulanmamak içindir kuralından pek haberi yoktu da ondan.

Başkalarının hakkına saygı Avrupalılar için vazgeçilmez. Sırada durmayı ve beklemeyi bilmek ne kadar önemli. Bu sene yaz aylarında eşim Afra’dan alışveriş yapıyor. Sıradalar ve herkes ödeme için bekliyor. Diyor ki; yaka bağır açık, kabalık akan biri sıranın önüne geçti, “Benim işlemimi önce yapacaksın” dedi. Kasiyer ne yapacağına karar veremeden beklerken ön sırada bulunan erkeklerden hiç birinin sesi çıkmıyor. Ben dayanamadım. “Beyefendi sıraya girmek nezaketini göstermeniz gerekmiyor mu” dedim, “Almanya’da olsa böyle yapabilir misiniz?” Cevabı kabalaşmanın üst sınırından. Kadın olmasan şimdi ben sana yapacağımı bilirdim. Kızdım ve ben de gereken cevabı verdim. Kasiyer kız benden cesaret alarak beyefendi sıraya girin lütfen dedi. Adam maganda tavrını devam ettirerek elinde bulunan giyim eşyalarını kaldırarak ya ben önce öderim ya da bunları almıyorum dedi. Lütfen sıraya girin cevabından sonra elindekileri koridora savurarak gitti. İşte saygı.    

Çalışkanlık bir başka özellikleri. Burada sistemi ve sistem anlayışını da irdelemek lazım. Türkiye’den giden insanların Almanya’da işçi olarak ne kadar çalışkan olduklarını biliyoruz. Ülkeye dönünce en fazla kaytaranlar yine bizimkiler. Ne kadar az çalışırsanız o kadar akıllı sayılıyorsunuz.

Ve yalan söylememek. Bizim kaybettiğimiz başkalarının bulup kendi insanlarına öğrettiği en üstün değer. Şimdi bir örnekte siyasetten verme zamanı. Son günlerin en çok konuşulan olayı Şemdinli davası ile ilgili bir örnek. Bu aynı zamanda bir gazete haberi. “Sıvacıoğlu, enerji uygulamaları nedeniyle Yüce Divan tehdidi altında olan Ersümer'in avukatı aracılığıyla yaptığı yazılı başvuruyu, içtüzük'te "Komisyon çalışmaları gizlidir" hükmü yer aldığı gerekçesiyle reddetti. Sıvacıoğlu, soruşturmanın selameti açısından raporun TBMM Başkanlığı'na teslim edileceği tarihe kadar komisyondaki bilgi ve belgelerin gizliliğinin korunması gerektiğini dile getirdi.”

Daha çok şeyler maddeler halinde sayılabilir. Ama sonuç değişmez. Eğer biz prensipleri olan ve konulmuş kurallara uymamak konusunda ısrarı devam ettirecek olursak, karganın yuva kirletmesi hikayesinin sadece bize has bir hikaye olduğunu doğrulayacağız demektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.