Musul...

Prof. Dr. Ali Akpınar

Musul’un gözyaşlarındaki sıcaklık

Türk Üniversiteleri ve Musul Üniversitesi arasındaki ilişkileri artırmak, geliştirme adına Irak’ın Musul kentindeki bir sempozyuma katılmak üzere 25-27 Temmuz tarihlerinde Irak’a bir ziyaret gerçekleştirdik. Önce uçakla Kuzey Irak bölgesinin merkezi olan Erbil şehrine ulaştık, orada bir gece otelde kalıp ertesi gün Türk Konsolosluğunun eskortları eşliğinde Musul’a vardık.

Bir zamanlar nüfus ve gelişmişlik açısından Badat’tan sonra Irak’ın ikinci şehri olan Musul, bugün dünyanın en fazla güvenlik problemi olan ilk on şehir arasında sayılıyor. Önce Irak-İran savaşları, ardından Körfez Savaşları ve onun da ardından savaş sonrası iç savaş, terör saldırıları ve ihmaller sebebiyle Musul bugün harabe halinde. Onlarca yıldır devam eden savaştan en fazla yara almış bir şehir Musul. Yaraları kanıyor, ağlamaktan gözyaşları kurumuş bir şehir. Tabi coşkun akan Dicle nehrini saymazsanız…

Dicle Nehrinin görkemli bir şekilde içerisinden aktığı Musul, çok zengin tarihi turistik yapısı olan bir kültür şehri aslında. Ama bugün dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olmasına rağmen, benzin kuyruklarında onlarca aracın saatlerce beklediği bir ölü şehir. Barikatlar sebebiyle bölünmüş yollarını kullanamayan bir şehir. Giriş ve çıkış yollarında olduğu gibi, şehrin hemen her yolunda rastgele bir şekilde konuşlandırılmış kontrol merkezleri, ilkel koruma kulelerinde yorgun ve bitkin güvenlik güçleri. Bu durum hem Musul’a gelenleri yıldırmış, hem o güvenlik içinde yer almış olanları.

Bir saatlik mesafede olmasına rağmen yolları, lüks araçları, parkları, görkemli işyerleri, evleri ve hatta teleferikleri ile oldukça gelişmiş durumda olan Erbilliler, yirmi otuz senedir Musul’a gitmediklerini/gidemediklerini söylüyorlar. Yetkililerin söylediklerine göre nerede, ne zaman, kime yönelik bir saldırı, patlama, adam kaçırma olayının olacağını hiç kimse kestiremez Musul’da.

Bu olumsuzlukların ne zaman sona ereceğini sorduğumuzda bazı Üniversiteli Hocalar, işimiz Allah’a kaldı diyerek ümitsizliklerini sergilerken; bazıları da şu tespiti yapıyorlar: Bu olayların ardında iki parmak var, onlar ellerini çekmeden bu gidişat durulmaz diyorlar: Amerika ve İran parmağı. Birilerinin bu olayların ve belirsizliğin bitmesini istemediği ve bu gidişattan beklentilerinin olduğu kesin.

Zengin tarihi bir dokuya sahip olan şehirde yalnızca Yunus Peygamberin Camisini ziyaret edebildik. Yunus Peygamber, geçici bir süre balığın karnında karanlıkta kalmıştı, ama Musul ahalisi yıllardır karanlıktan çıkamıyorlar.

Türk Üniversitelerinden yalnızca iki Üniversite’den katılım olabilmiş sempozyuma. İki kişi ile Mardin Üniversitesi ve dört kişi ile Gaziantep Üniversitesi. Rektör danışmanı, üç dekan ve bir enstitü müdürü olmak üzere dört profesör ile Gaziantep Üniversitesi olarak hem göz doldurduk, hem Musul’lu kardeşlerimizin, komşularımızın, meslektaşlarımızın yüreklerine su serpmiş olduk.

Musul Üniversitesini gezdik, birimleri yakinen gördük, hoca ve talebeleriyle görüştük. Bir zamanlar tüm dünyaya açılmış vaziyette olan üniversitede bugün yalnızca bölge öğrencileri ders alıyorlar.

Genel olarak Irak, özel olarak Musul’un durumunu bu şekilde tespit ettikten sonra yapılabileceklerle ilgili de şunları söylemek istiyoruz:

Irak ve şehirleri hakkında pek çok şey biliyorduk, ancak gördüklerimiz, karşısında bildiklerimizin çok sınırlı olduğunu anlamış olduk. Türkiye-Irak ilişkileri tarihî derinlik ve geçmişi olan bir özelliğe sahiptir. Bizim Irak ile tarihî, kültürel, sosyal ve siyasî pek çok alanda köklü ilişkilerimiz bulunmaktadır. Yanısıra bizim kardeşlik ve komşuluk hukukumuz var.

Onların darda ve zorda olduğu bu günlerde, bu ilişkilerin her alanda artarak devam etmesi, hem onlar ve hem bizim açımızdan kaçınılmaz görünmektedir. Bu ilişkilerin sağlıklı bir zeminde kurulup artarak sürdürülebilmesi için ise, iş adamından üniversite hocasına kadar her etkili ve yetkili kesimin yerinde görüp incelemeler yapması ve karşılıklı ziyaretlerde bulunması zaruridir. Zira her iki ülkenin de pek çok alanda birbirinden alıp vereceği çok şey bulunmaktadır.

Iraklıların her şeyden önce güvenebilecekleri manevî motivasyonlara ihtiyacı var. Bunu da en iyi yapacak konumda olan öncelikli ülke, bize göre Türkiye’dir.

Üniversite düzeyinde karşılıklı hoca ve öğrenci alımı için pek çok şey yapılabilir. Özellikle Gaziantep gibi, Irak’la kültürel benzerlikleri ve fiziksel yakınlığı olan illerimize büyük görevler düşüyor. Şu anda Gaziantep Üniversitesinin değişik fakültelerinde okuyan yüzlerce öğrenci var. Bu sayı artırılabilir. Türkiye’de eğitim görmek isteyen öğrenciler ve yetişmiş öğretim elemanlarının istihdamı için şartlar daha cazip hale getirilebilir. Bu, iki ülkeye de maddî manevî pek çok şey kazandıracaktır.

Son olarak sempozyumu düzenleyen ve özellikle biz Türk katılımcılara engin bir misafirperverlik ve samimi alaka gösteren Irak Kültür Müsteşarı Prof. Dr. Düreyd Abdülkadir Nuri Beylere, Musul Üniversitesinin rektörü saygıdeğer ilim adamı Prof. Dr. Übey Saîd ed-Devecî’ye, rektör yardımcılarına, Fakülte dekanlarına, diğer katılımcılara ve bizi bir akşam yemeğinde misafir eden güvenliğimiz konusunda tüm her şeyi fazlasıyla yapan Türkiye Musul Konsolosu Ahmet Yıldız Bey ve ekibine kalbî şükranlarımızı sunarız. Erbil gezimizde bize çok özel ilgi gösteren Türkiye ve hizmet sevdalısı Muhammed Bey ve ailesine, diğer Gaziantep Üniversitesinde öğrenim görmüş ve halen görmekte olan öğrenci kardeşlerimize de özel teşekkürler ediyoruz. İnsanlık üzerine düşenleri yaparsa, dünyamızın çok daha güzel günler görmemesi için hiçbir neden kalmayacaktır. 

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.