BİZİ BİZ YAPAN…
Peygamber Efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. Peygamberimizin takipçisi biz Müslümanlar da dini ahlaki değerlerimizi yaşamaya büyük önem veririz. Zaten büyüklerimizden de böyle görmedik mi?
Öyle ki:
Akşam pişirdiği yemekten belki canları çekmiştir diyerek komşusuna bir tabak göndermeyi adet haline getirmiş olan bizim annelerimizdir.
Kendisine gelen müşterinin istediği ürünü sattıktan sonra, “Beyefendi ben siftah yaptım. İsterseniz ikinci isteğinizi de komşumdan alınız, henüz o siftah yapmadı.” diyen kanaatkâr bir ecdadın torunlarıyız.
Muhtaç kişi alırken mahcup olmasın, istediği kadar alsın; verenin de kim olduğu bilinmesin diye sadaka taşları yapan bizim dedelerimizdir.
Fakirlere erzak dağıtırken onlar utanmasın diye, gündüz değil de akşam karanlığını seçen bizim ince düşünceli milletimizdir.
Dostuna bülbül gibi neşeli olup düşmanına şahin kesilen; canı ve kanı pahasına da olsa toprağını düşmana çiğnetmeyen bizim şerefli ecdadımızdır.
Kendisine yapılan küçük bir iyiliğe bile hiç unutmayan ve bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır diyerek her gidenden dostlarına selam söyleyen bizim dedelerimizdir.
Camilerin duvarlarına kuş evi yaparak onların yemsiz ve susuz kalmamalarını sağlayan bizim büyüklerimizdir.
Dostluğu ahiret kardeşliği olarak görüp dostuna “ahretlik” diye hitap eden ve aldığı her şeyi iki alıp birini dostuna veren bizim annelerimizdir
İşte bizi biz yapan böylesine değerlerdir.
BEYZA MERT
6/A
İÇİMİZDEKİ LİNGLER
Doğruluk ve dürüstlük en önemli erdemlerdendir. Doğru ve dürüst kişiler, her zaman ve zeminde kabul görürler. Yanlış ve yalanlar bize geçici kazançlar sağlasa da yalnızca zorluk çekmek istemeyen ve kısa süreli çözümler peşinde koşan insanlar bu yollara başvururlar.
İnsanları aldatan, işlerini hile ile gören kişi bunun cezasını er ya da geç çeker. Kimse tarafından sevilip sayılmaz, pek çok düşman kazanır. Yaptıklarından pişmanlık duysa bile artık iş işten geçmiştir; insanların güvenini kazanamaz. Hayatının sonuna kadar bu lekeyle yaşar gider.
Dürüst olmanın uzun vadede neler kazandırabileceği ile ilgili kısa bir hikâye var:
Bir zamanlar Çin’de bir hükümdar tahtını oğullarına bırakmak yerine farklı bir şey yapmak istemiş. Ülkesindeki bütün gençleri huzuruna çağırmış ve onlara şöyle seslenmiş:
“Artık tahttan çekilmemin ve yerime yeni bir hükümdar seçmemin vakti geldi. Hükümdar olarak içinizden birisini seçeceğim. Bugün her birinize bir tohum vereceğim. Tek bir tohum... Ama bu çok özel bir tohum… Hepinizin evlerinize dönüp o tohumu ekmenizi, sulamanızı ve bir yıl sonra tohumdan çıkan bitkiyle geri gelmenizi istiyorum. O zaman bana getireceğiniz bitkiler hakkında hüküm verip benden sonra tahta geçecek hükümdarı seçeceğim.” demiş.
Bir yıl tamamlandığında, ülkenin gençleri yetiştirdikleri bitkileri, karar vermesi için hükümdarın huzuruna getirmişler. İçlerinden sadece Ling isminde birisi boş bir saksı ile gelmiş. Herkes yetiştirdiği bitkilerle övünürken Ling'le alay etmeye başlamışlar. Hükümdar sadece Ling'in boş saksısını olduğunu görünce şöyle bir açıklama yapmış. “Bir yıl önce her birinize bir tohum verdim, onu ekip sulamanızı istedim ve bir yıl sonra da bana getirmenizi istedim. Ama sizlere verdiğim tohumların hepsi kaynatılmıştı ve dolayısı dolayısıyla da filiz açmaları mümkün değildi. Ling hariç hepiniz bana çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdiniz. Tohumunuzun büyümediğini görünce, size verdiğim tohumun yerine başka bir tohum ektiniz. İçinizden sadece Ling, kendisine verdiğim tohumun olduğu saksıyı bana getirme cesaretini ve dürüstlüğünü gösterebildi. Bu yüzden, yeni imparatorunuz o olacak.” demiş ve o günden sonra yeni hükümdar Ling olmuş.
Dünyada ikiyüzlülük, yalan, kötülük, savaş ve sonu gelmez çekişmeler olsa da iyimser olmak için hala çokça nedenimiz var. Bunların başında, hala Linglerin var olması geliyor. Ve Lingler dürüstlükleriyle, erdem savaşçılarına örnek olmaya devam ediyorlar.
SUDENAZ ÜNÜVAR
6/A
EDEP YA HU!
Edep…
Edep, güzel terbiye, iyi alışkanlıklarla birlikte utanılacak hata ve ayıplardan korunmak demektir. İnsan zekâsının kapısı olan edep, iman ehlinin eksilmez giysisi, en değerli süsü, mağlup olmaz silahıdır.
Edep ve güzel ahlak, inanca kuvvet ve parlaklık kazandırıp kişiyi kötülüklerden korur. İnsan ilişkilerinin şekillenmesinde önemli bir özellik olan edep, kişinin kendini ve çevresindekilerini sevmesi, herkese layık olduğu ölçüde değer vermesidir.
Edep, kişinin kendisini abartılı gösterip insanları hor görmemesidir. İslam bilginlerinin bazıları edebi şöyle tanımlar:
İmam Hasan Basri: “Edep, dinin gerçeklerini bilmedeki ince anlayış, dünyanın geçici ve aldatıcı zevklerine aldanmadan Allah’ı hatırlatan bilgiler edinmek için yapılan eğitimdir.”
İmam Gazali: “Ahlakın en mükemmeli, edebin en üstünü, Din ’de edeptir. Dinde yücelmek, Allah’ın emirlerine itaat edip, peygamberinin edeplerini bilmek ve uymak ile mümkündür.”
İmam Kureyşî: “Edep bir insanda iyi ve güzel hayırların tamamının meydana geldiğinin görülmesidir.”
İmam İbnu’l Kayyım el-Cevzi: “Kişi kendisini ve sevdiklerini ateşten korumak istiyorsa edebi öğrensin ve öğretsin.”
İmam Sehl b. Abdullah: “Edep, ihlas ve kulluk ile azgın nefsi uslandırmaktır.”
Bu ve benzeri pek çok tanımdan da anlaşılacağı üzere edep, insanlar için iyilikler ve güzelliklerin kaynağı olan davranış biçimidir. Ululuk, büyüklük, izzet ve şeref… Parada, sözde ve yaşta değil ancak edep ve kemaldedir.
Aydınlık yarınların biricik meşale taşıyanı bizler, değerlerimizi, iyilik ve güzelliklerimizi sahiplenecek ve taşıyacağız.
ZEYNEP NAZ ÇAĞLAR
6/A
DEĞERLERİMİZ
“Sorumluluk” değeri bizlerin kendi ayakları üzerinde durabilmeleri, bir birey olarak toplumsal rollerimizi alabilmemiz için çok önemlidir.
Sorumluluk, bireyin sosyal yaşama uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesidir. Ayrıca, bireyin kendine ait bir olayın başkaları üzerindeki etkilerini üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarını sahiplenmesi anlamına da gelmektedir.
Sorumluluk, doğuştan getirilen değil, sonradan öğrenilen davranışlardan oluşur. Sorumluluğu öğrenmek de tıpkı diğer becerileri öğrenmek gibidir. Kişi ne kadar çok denerse bu konuda o kadar çok başarılı olur.
Hoşgörü ise, başkalarından nefret etmeme bilincini kazandıran bir erdemdir.
Ahlâkî sistemlerin en temel unsuru ve diğer unsurlara da kaynaklık edebilecek önemli bir ruh disiplinidir.
Hoşgörü, karşılaşılan olayların ve düşüncelerin çeşitli yönleriyle ele alınarak kuralların daha esnek ve toleranslı olmasıdır. İnsanlar arası ilişkilerde dengeyi koruyan ve onları birbirlerine yakınlaştıran hoşgörü, duygusal bir tavır olarak öğrencinin her konuda hemfikir olması, aldırış etmemesi, olaylara kayıtsız kalması veya kendi inançlarından ve öz benliğinden taviz vermesi değil; farklılıkların bilincine varması, değişik düşünce ve kimliklere anlayışla bakabilmesidir.
Bugün, düşünceleri sebebiyle birbirine düşman insanların var oluşu hepimizi üzmektedir. Düşünce ve görüşlerin farklılığı, iyi niyet ve hoşgörü sınırları içerisinde geliştiği ve yayıldığı sürece, düşünce dünyamıza bir zenginlik kazandırır. Bütün insanların tek düze bir yaşayış ve düşünceyi paylaşması, insan yapısına ters düşer. Elbette hepimiz değişik konularda, değişik görüşler taşıyabilir ve o konularda farklı fikirler ileri sürebiliriz. Önemli olan, bu görüşlerin hoşgörü sınırları içerisinde ortaya konulmasıdır.
SEDA PINAR KÜÇÜKDAĞ
6/A
MODEL’DE DEĞERLER EĞİTİMİ
Özel Model Koleji, Değerler Eğitimi Projesiyle, dünde kalmış erdemleri diriltmek, insanımızın özünde var olan güzellikleri yeniden ortaya çıkarmak gayesindedir. Bugün modern dünyada unutulmuş kadim değerlerimizi bu yeniçağda yeniden parlatmak; bilgilerle, erdemlerle yükselen medeniyetin pak bakiyesi üzerinden kazanımlarımızı yeniden değerlendirmek istemektedir.
Biz öğrencilerin, değerlerimizi bilmeleri, anlamaları ve benimseyip onlara uygun bir hayat sürmeleri amacıyla hazırlanan tüm çalışmalarda, gaye, bizlere değerleri, değerlerin gerektirdiği davranışları kazandırmak ve kazandırılan bu değerleri günlük yaşama aktarmamıza yardımcı olmaktır. Gelecekte dünyayı daha yaşanabilir hale getirecek olan bizlere çok katkı sağlamaktadır
Eğitimin gayesi, insanları doğru kılmaktır.
Doğru olmak, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olabilmek. Bencillik kuruntularından sıyrılmak...
Saçlarımızı ağartacak kadar zor da olsa yılmadan doğruluk yolunda yürüyebilmek.
Doğruluk ve dürüstlük bir iç adaletidir. İnsanın söz ve davranışlarıyla, niyet ve inancında iyilikten ve güzellikten yana olmasıdır. İnsan onurunun ve sağlıklı toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından birisidir ve insanın kendisine verdiği sözü tutmasıdır.
Her hangi bir mesleği sevebiliriz. Gelecekte de o mesleği yapmak için çaba sarf edebiliriz. Ama esas olan iyi bir insan olmaktır. İyi bir insanda olması gereken en önemli özelliklerin başında yalan söylememek, aldatmamak ve doğru olmak gelir.
Dürüst insan verdiği sözün arkasında durur. Haksızlık yapmaz. Yalan ve riyadan uzak kalır. Başkasının arkasından konuşmaz. Ezileni ezmez, ezdirmez.
Bir topluluğa karşı duyduğu kin, onlara karşı adaletli, dürüst davranmasını engellemez. Kendi menfaati için başkalarının hakkını, hukukunu çiğnemeden, kazancını meşru yollarla elde eder ve aynı titizlikle harcar.
Başkalarının yanlışlarını düzeltmeye çalışırken kendini unutmaz. Haksız olduğunda kendi aleyhine karar verebilir.
Zaten yaratılışımızda var olan bu özelliklerin ömür boyu devam etmesini istiyoruz. Özel Model Kolejindeki Değerler Eğitimi çalışmaları bu devamlılığı sağlamak için oluşturulmuş bir projedir.
Bu proje birçok paydanın katkısıyla oluşan aydınlık, müreffeh bir gelecek tasavvurudur. Dikilen fideler yarının kökleri derinde, dalları gökyüzüne ağan çınarları olacaktır.
Model Eğitim Kolejinde okurken içinizdeki güzel duyguları keşfediyor, değerlerimizi öğrenmenin hazzını tadıyoruz
Teşekkürler Model Eğitim Koleji. Burada okumak bir ayrıcalık…
AHSEN NUR ÖNGÖREN
Sevgi…
Bir şeye veya bir kimseye karşı gösterilen yakın ilgi ve bağlılık... İnsanın harcadıkça çoğalan tek sermayesi... Mahlûkat ağacının tohumu...
Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatli... Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz. Sevgi teleskoptan bakar, kıskançlık ise mikroskoptan.
'Gerçek sevgi'; merhamet, şefkat, fedakârlık gibi davranışlarla, uygulamalarla kendini gösterir; gerisi laf u güzaf.
Sevgi dolu bireyler olabilmemiz için; büyüklerimiz, temel ihtiyaçlarımızı en uygun biçimde karşılamalı, sevgi, eğitim ve disiplini en sağlıklı biçimde ve oranda gösteren bir tutum izlemelidirler. İnsan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı duygulardan biri olan sevgiyi, bizlerden esirgememelidirler.
Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir; değerli olduğunu hisseden insan da çevresine değer verir. Bizler, sevme yeteneğini sevilerek kazanırız. Sevmeden önce sevilmeyi öğreniriz. Sevmek öğrenilen bir davranıştır. Çocukluğunda sevgiye doymamış insanın dengeli bir kişilik geliştirmesi de başkalarını sevmesi de imkânsızdır.
HÜLYA YALÇIN
6/A
TÜKENMEZ BİR HAZİNE
Kanaat; Elindekilerle yetinmesini bilmek, ihtiyaçlarını sınırlayabilmek, arzularını bastırabilmek, isteklerini öteleyebilmektir.
Gereksiz ihtiyaçlar üretmemek, tüketim çılgını olmamaktır.
Tok gözlü olmaktır. Hırs göstermemek, kısmetinden fazlasına göz dikmemektir. Helal ile yetinip haramı istememek, az şeyi de olsa elinde olana rıza göstermektir. Kanaat, kazanmada ve harcamada orta yolu takip etmektir. Fakat kanaat, hiçbir zaman tembellik, miskinlik ve fakirlik içinde yaşamak değildir. İktisat ve elindekiyle yetinmedir. Göz tokluğu ve israftan kaçınmadır. .
Kanaat, aşırı hırsa kapılmamak ve kazanırken gayri meşru yollara sapmamaktır. Haksız yere, hile ile yalan ile servet yığmamaktır. Fakirin hakkını gözetmek, malını Allah için yeterince tasadduk etmektir. Bileğinin emeği, alın teri ile kazanılana razı olmak, başkasının kazancına göz dikmemektir.
İnsan, aklı ve vicdanı doğrultusunda, doğru ve dürüst çalışma ile daima eylem halindedir. Her zaman bilgisini ve görgüsünü geliştirecek, zamana uyacak, teknolojik gelişmeleri takip edecek ve kendisini geliştirecektir. Bütün bunlar çalışarak olur. Kanaatkâr olmak, tembel olmak ya da çalışmadan başkasından bir şeyler beklemek değildir. Tam aksine çok çalışmak ve başarmak istemek, bu değerin adeta temel anlayışını oluşturur.
Ancak bu çalışma, sabır ve sebat gösterme sonucu elde ettiğimiz kazanç ile yetinmek ve şükretmek, işte kanaatkârlık budur. Hırs yapmadan, bencillikten uzak, kimseyi kandırmadan, kibir ve gösterişten uzak elde edilen mal ve para, yine insani değerlere sahip bir kişinin yapacağı gibi, paylaşma, hayırseverlik gibi sevgi dolu bir şekilde başkalarına dönecektir. Kanaatkârlık, kendinden, halinden, huyundan memnuniyet demektir. Kanaatkârlık, kendi karnı doyarken başkasını aç görmeye dayanamamak demektir.
Kanaatkâr olan, gönül hoşluğu olan kimse, zengin olan kimsedir. Kanaat sahibi bir insanın, insanların en zenginlerinden sayılmasının nedeni şudur: Zenginliğin gerçek anlamı, insanlara muhtaç olmamaktır. Durumuna razı olan, Allah'ın kendisine verdiği rızıkla yetinen kanaat sahibi kimse de, başkalarına muhtaç olmaz ve Allah'tan başka hiç kimseden herhangi bir şey istemez.
Kanaat boşluğu doldurur, eksikliği örter, planlı ve tedbirli hareket etme, azı çoğaltır. Âdemoğlu için Allah'a güvenip dayanmaktan daha yararlı bir şey yoktur
ŞEYMA NUR AYBAR
6/A