MİRAS

Haşim Akın

Burada herkes yeni yıl üzerine yazar, benim yazımda bir değişiklik olsun ve eski yıl olsun. Yenisi bizim de eskisi başkasının mı?

Ortada asla inkâr edilemez bir gerçek var ki biz geçmiş yılı yaşadık. Ama yeniyi yaşayacağımız konusunda kesinlik yok.

Ne garip değil mi? Üç gün önce sadece yeni bir aya değil aynı zamanda yepyeni bir yıla başladık. Zaman ne de hızlı geçiyor. Bizde yaş elliyi çoktan geçti. Benim çocukluğumda ellili yaşlarda bir adam için “ne kadar da çok yaşamış. Daha ne olacak?” diye düşünürdüm. Şimdi bu yaş bana küçük geliyor. Dünyanın emeli bitmiyor. İnsan bir türlü doymak bilmiyor.

Kaç yıl yaşamak isterdim?

İnsan hiçbir zaman ölümü kendine ve yakınlarına yakıştıramazmış.

Her ölüm erkenden gelirmiş. Sahibi için tüm ölümler; zamansız, aniden ve apansız olurmuş.

Yaşım buralara geldi. Ebedi hayata ciddi bir hazırlığım olmasa da daha çok yaklaştığımı hissediyorum ölüme. Kim ne derse desin ölüm her gün bir adım daha yakınımıza geliyor. Ondan kaçış olmadığına göre hazır olmak gerecek. Hazır mıyım? Değilim. Daha yapılacak çok işim var. Daha bazı alışkanlıklarımı bırakacağım... Tövbe edeceğim... Daha çok ibadet edeceğim... Belki kırdığım kalpleri tamir edeceğim...

Ne zaman? Yarın... Bir hadisi şerifte Nebiyy-i Muhterem şöyle buyurur: “Yarıncılar (yarına erteleme alışkanlığı olanlar) helak olmuştur.” Hayırlı işler ertelenince bizi nasıl da helake sürüklermiş? Allah’ım bizi o helak olanlardan eyleme.

Var mı ölüme karşı koyacak olan? Ona ferman okuyacak? “Şimdi değil, biraz daha sonra” diyebilecek? Bugünlerde her gün yeni bir ölüm haberi alıyoruz. Sınıf arkadaşımın annesi vefat etmiş. Sofrasından kaşık sallamışlığımız vardır. Uzaktan dua ettim. Arada çok uzak mesafeler olunca arkadaşıma ulaşamadım. Bunun üzerine bir yakınına ulaştım ve taziye dileklerimi iletmesini istedim. O yakını için de bu dualarımı yapmış oldum. Az sonra bana mesajla dönüş yaptı. Uzaklardan bunu düşündüğüm için teşekkür etti. Kendi adına taziye dileklerimi kabul etti ve ekledi. “Maalesef basit ve anlamsız bir nedenle uzun zamandır görüşemiyoruz. Daha önce ablasının cenazesine de katılamadık, bu engellendi. Buna da mecburen gidemedik. Bu nedenle mesajınızı iletemeyeceğim...”

Bana ölümden daha ağır gelen bir acıydı bu. Aynı memleketin havasını teneffüs eden, aynı kanı ve soyadını taşıyan bu insanlar bir süredir konuşmuyor. Haydi, normal günlerde konuşmamayı ve mesafeli durmayı anlarım. Buna da saygı duyarım. Akraba bile olsa bazı insanlarla mesafeli duruşa gerek de olabilir. Bu duruşa iki tarafın da ihtiyacı olabilir. Ancak ölümde bile görüşememek, cenazeye katılmanın engellenmiş olması... Gerçekten sınır tanımayan bir dünya hali...

Ölümü ötelemek denilen şey bu olmalı. Ölüme ve ahrete inanıyoruz, öldükten sonra ağzımızdan çıkacak her cümleden hesaba çekileceğimizi biliyoruz... Ama sadece içimizdeki acı ve kinle araya kapanmayacak çatlakları açmaktan ve bununla yaşatabilmekten de çekinmiyoruz... Daha da kötüsü bunu çocuklarımıza da miras bırakıyoruz. “Ne bıraktın çocuklarına?” “Bir grup akraba veya yakına bir demek küslük ve kin bıraktım.”

Yeni yılda neyin gelmesini bekliyorsunuz? Doğanlar olacak bu yaşlı dünyaya, ama ölenler de olacak. Her giden yaptıklarıyla gidecek. Bu satırları okuyanlardan kimler gelecek yıl yeni bir yılı karşılayacak bunu bilemiyoruz.

Amacım sizleri karamsarlığa sürüklemek değildi. Ama yarına yeni bir sayfa açmak lazım... Yeni günler, yeni aylar, yeni yıllar hep gelecek... Eskiyi nasıl yaşadık ki, yeniye neler hazırlayacağız?

Hayatımızın her günü salih amellerle olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.