Milli Kültür “Olmak”, Kitle Kültürü “Sahip Olmak”tır

Mustafa Yiğit

Kitle kültürü, Batılı Kapitalist toplumların 19. yy.'dan itibaren atomlaşmış bireylerden oluşan türdeş bir toplum olduğunu varsayan, toplumsal grup ve kategorilerin hatta milletlerin klasik kültür öğelerini yok sayan bir kavram olarak karşımıza çıkar.

Özellikle "sanayi devrimiyle" birlikte, kırsal alandan kente göç eden toplulukların, geleneksel kültürle kent kültürü arasında kalışlarını da ifade eder. Bu geçiş aynı zamanda yoz bir kültürün de habercisidir. Ne köylü ne kentli, ne geleneksel ne de modern olan, kendine özgü bir insan tipi yaratmıştır. Kısacası hayat tarzlarında, yaşama stilinde, konut ve yerleşim biçiminde, giysilerinde, eğlence ve oyunlarında, evlerinin donatım planında, okuduğu kitap, kullandığı yiyecek türlerinde hemen her şeyde kendine özgü bir yapılanmaya doğru yönlendirmiştir.

Görülüyor ki kitle kültürü kapitalizm tarafından imal edilen, onun muhtemelen sonucu olan bir kültür anlayışıdır. Bu kültür anlayışı komünist dünya görüşü için de geçerlidir. O da "proleterya kültürü" meydana getirirken insan merkezli bir kültürden ziyade ideoloji merkezli bir kültür yaratmıştır. Bunu V. Sorokin bir yapıtında şöyle ifade etmektedir. "Sovyetler Birliği o tek tük ordudan kalmış      hayali      mitolojik devletlerden   biridir. Niçin Mitolojik? Çünkü bu devlet yetmişbeş yıldır bir ütopyaya şekil vermeye çalışıyor. Resmi doktrinin etkisiyle Sovyet insanı şimdiki zaman kavramını yitirmiştir. Onun ancak bir gelecek ümidi vardır, bir de geçmişin hatıraları... O yüzden bilmem dikkatinizi çekti mi, (komünist devletlerde) bir eşya kültürü yoktur. Arabadan dolma kaleme kadar bütün eşyalar korkunç ve sevimsizdir. Bu eşyalar sanki insanlar için değil de bilmem hangi    düşünce    için    imal edilmişlerdir.”

Yukarıdaki pasajla örtüşen bir başka sözü, komünist kutbun karşısında yeralan bir uluslararası şirket yöneticisi tek cümleyle şöyle ifade etmektedir: "Biz bir ülkeye mal satmadan önce kavram satarız." Bu örneklerden yola çıkarak şöyle diyebiliriz. "Kitle kültürü ikinci bir sanayileşmeye tekabül etmektedir. Bu düşüncenin sanayileşmesidir."

Alan Bloom da "Günümüzde Batı toplumlarında kültürün bir mal gibi tüketildiğinden söze-derken bu konuyu uzun uzadıya inceler. Bu konuyu yanı tüketim kültürü-kitle kültürü ilişkisini, yazımızın ileriki bölümlerinde inceleyeceğimizi belirttikten sonra, kitle kültürünün başka özelliğine değinmek istiyorum. Kültür-milli kültür ve kitle kültürü ilişkisi, ya da "kitle kültürü-milli kültür" dikatomisi. Bu dikatomi şöyle bir tablo sergiler:

-Kitle kültürünün öznesi topluluk veya kalabalıktır. Oysa milli kültürün öznesi ferttir.

-Milli kültür insanın yükselmesi, mükemmelleşmesi sürecini yansıttığı halde, kitle kültürü ihtiyaçların doyurulmasına yöneliktir.

-Milli kültür ahlâki, manevi değerleri amaç edinirken, kitle kültürü milli ve ahlâki "şuurun" dumura uğratılmasına dayanır.

-Milli kültür de "olmak", kültürün çıkış noktasıyken, kitle kültürü sahip olmanın dayanılmaz cazibesini ön plana çıkarır.

-Milli kültürde insan sıfatları, "Arif", "Bilge", "Namuslu", "Onurlu" iken; kitle kültüründe sıfatlar; "Mersedesli", "Blue jeanli", "Villalı adam" , “Uyanık”, “İşbilen”  olarak karşımıza çıkar.

-Kitle kültürü öğretirken, milli kültür eğitir ve olgunlaştırır, kişilik kazandırır. Kitle kültürü ise manevi değerlerin seri halinde imalatıyla, kopyalarla, zevk ve değerden yoksun ürünlerle bizleri kişiliksizleştirmeye götürür.  Kitle kültürü  milli  kültürün,  bu anlamda turnosolu, çözücüsüdür demek pek abartılı olmayacaktır.