Meryem Ana

Zeki Oğuz

Onu ilk kez 2013 Temmuz ayında Başyayla tepelerinde ziyaret etmiştim. Oğlu Salim Gök arkadaşımdı. Oralara varmam da hayli maceralı olmuştu. Yörük pazarında eğleşenlere Salim’in yaylasını soracaktık. Otobüsten inip çantalarımızı sırtımıza alırken karşı yamaçtan biri bağırmaya başladı, hele gelin bakayım, diye. Zaten onların yanına gidecektik. Yürüdük adama doğru. Sonra çevredekiler toplaştılar yanımıza. Çok meraklılardı, bizi pkk lı sananlar bile çıktı aralarında. Bizi ilk çağıran evine davet ediyordu ama çayırlıktaki söğüdün gölgesinde oturmayı tercih ettik. Çay, ayran ikram ettiler, biran önce yayla yolunu öğrenip, akşam karanlığı çökmeden oraya varmak istiyorduk. Olmaz, diye diretti adam. Bu gün benim misafirim olacaksınız, yarın ben sizi götüreceğim, dedi. Çayırlığa çadır kurmamıza bile izin vermedi, sizi evimde ağırlayacağım, diye.

Sabah erkenden kalkıp yayla yoluna düştük.

Meryem Anayı şubat ayı sonunda Aydıncık’taki kışlaklarında ziyaret etmiştik. En telaşeli günleriydi. Oğlaklar doğuyordu, bu yüzden soluk alacak zamanları yoktu. Buna rağmen Salim bize zaman ayırmış, yöredeki birçok obayı birlikte gezmiştik.

Uzun bir yolculuktan sonra Hamzalar köyünün Nohut Alanı yaylasına gelmişlerdi. Geçtiğimiz Perşembe günü düştük yola. Sarıoğlan’da Karazoroğlu tesislerinde kısa bir çay molası verdikten sonra yürüyecektik yaylaya doğru. İşletmeci arkadaşlardan birine kestirme yolu sorup, başladık yürümeye. Çok zor bir yürüyüştü, her adımda pıtırakla doluyordu çoraplarımız ama kestirme olduğu için zorunlu olarak katlanacaktık.

Kısa bir yürüyüşten sonra bir çilek tarlasına düştü yolumuz. Yörede hiç beklemediğimiz bir şeydi bu. Geleneksel tarımın yanı sıra meyvecilik gelişiyordu yörede. Konya Şeker yörede meyveciliğin gelişmesi için elinden geleni yapıyor, yeni meyve bahçeleri tesis etmek için önderlik yapıyor ve ürünleri değerlendirmek için Sarıoğlan’da bir meyve suyu tesisi inşa ediyordu. Bu çevrede çilek üretimi yapıldığını ilk kez görüyorduk.

Çilek tarlasının sahibi güler yüzlü bir arkadaştı, tanıştık. Mehmet Doğan yıllarca ecza depolarında çalıştıktan sonra gelip Sarıoğlan’a yerleşmiş, aslında Yeniköy’denmiş. Çevrede çilek üretimi yapan sadece o varmış. Bazı arazilerinde bağcılık yapmak istemiş fakat İl Tarım Müdürlüğünden bağcılıkla ilgilenen eleman bu arazide hiç olmayacak Manisa asması önermiş, dikmişler ama sonuç vermemiş. Tam beş yıl kaybım oldu, diyor Mehmet Doğan. Sonuç alamayınca yöreye dayanıklı çıbıklar dikmiş. Yetiştirdiği çilekleri pazarlamada sorun yaşamamış hiç. Bir kısmını sahildeki turistik tesislere gönderiyor, önemli bir kısmını da akrabası olan Karazorların tesislerinde satıyor. Onun deyişine göre en iyi çilek reçeli ağustos sonunda yapılan son hasatta alınan üründen yapılıyormuş. Ürün ağustos sıcağında daha çok tatlanıyor ve fazla şeker istemiyormuş.

Salim Gök’ün tarifine göre 5/6 km. tahmin ettiğim obanın yeri tam 13 km.miş. Bunu dönüşte bizi Sarıoğlan’a bırakan Kerim Çelik’ten öğrendim. Kerim yıllar önce Yunuslar yaylasında tanıdığım ilk yörüklerden biriydi. Tığ gibi bir gençti. Bir trafik kazasından sonra hayli kilo almış. Onun çadırı da Salim’in çadırına yakın bir yerdeydi.

Hamzalar’ın bağları müthiş bakımlıydı. Yeni irileşmeye başlamıştı üzümler. Karşılaştığımız bağcılara bereketli olsun dileğinde bulunduk. Bir çeşmenin başında dinlenirken Hamzalar’lı iki genç su doldurmaya geldiler. Biraz ötede mangal yakmışlar, siz de buyrun, dediler ama obaya biran önce varabilmek için yola düşmemiz gerekiyordu.

Vardığımızda Meryem Ana ile gelini Nurten çadırdaydılar. Meryem Ana gülerek karşıladı bizi. Daha hal hatır sormadan sofra kurduracak oldu ama önce çay, dedim. Nurten hemen ocağı harlattı. Zaten çaydanlıklar hazır duruyordu ocağın kenarında. Nurten Silifke’de kalıyor, eşi Veli Ermenek’te mermer ocaklarında çalışıyor. Yardım etmek, hem de kışlık peynirini almak için gelmiş obaya.

Meryem ana tam yaşını bilmiyor, belki altmışında var, belki geçkin. Eşi Mehmet Gök’ü geçen yıl kaybetmişti. Ölmeden bir hafta önce karşılaşmıştık onunla. Karazorların yerinde çay molası verdiğimizde Kuş Ali’nin Mahmut ile çay içiyorlarmış, hemen bizi yanına çağırdı. Kısa bir süre sohbet edip ayrılmıştık.

Bir kız, dört oğlu var Meryem Ananın. Hacıali, Salim, Musa davarın başındalar. Veli mermer ocağında çalışıyor. Aynur Musa Gök obasında gelin. İki hafta önce Musa’nın konuğu olmuş, Aynur’un demlediği tavşankanı çayı içmiştik. 

Meryem Ana eşi Mehmet ile kaçarak evlenmişler. Mehmet ağanın ailesi Meryem’i beş yıl istemişler, kız tarafı inatçı davranınca kaçıvermiş gençler. Yıllar sonra barışmışlar Meryem Ananın ailesi ona cehiz olarak bir keçe ile bir yorgan vermiş, babası ölünce on karakeçi düşmüş hissesine.

Çayımızı içerken Meryem Ana acınıyor, dizlerini ovuyor, üzerimde bi halsizlik var, keşke çadırı biraz daha öteye kuraydık, diyor. Üzerine çöken halsizliği çadırın az ötesindeki makama bağlıyor. Yıllar önce Kılcı Mehmet burada ölmüş, öldüğü yere taş yığmışlar, bu yüzden makam diyorlar. Mehmet Ağanın eşini de bir ay sonra Ala Tepede yıldırım çarpıyor ve ölüyor.

Arada bir yağmur atıştırıyor, akşama doğru rüzgar iyice hızlanıyor. Hacıali, Salim, Musa, Sultan, Gülcan davarı getiriyorlar çadırın yanına. Salim plastik örtüyü seriyor çadırın üzerine. Sultan ile Hacıali’nin çadırı biraz ilerde. Daha ötede Kerim Çelik’in iki çadırı var. İki eşine iki çadır kurmuş Kerim. Ümmü Mehmet Gök’ün eşiydi. Yıllar önce Mehmet ölünce Kerim onu da almış.

Sabah olunca Meryem ana, Nurten ve çocuklardan başka kimse kalmıyor çadırda.

Kerim’in çadırına ziyarete gidiyoruz. Bir yanına kaykılmış televizyon izliyor Kerim. Çocukları oynaşıyorlar çadırın çevresinde. Ümmü çul dokumak için çözgü çözecekmiş, bugün çöz, diye üsteliyoruz. Olmaz, diyor. Salı ve Cuma günleri çözgü olmazmış, Salı sallanır, Cuma dolaşır, diyor. Belki kendi de inanmıyor buna ama atalarından böyle öğrenmiş.

Nurten bulgur pilavı pişiriyor öğleyin, ayran yapıyor. Yemeye doyamıyoruz. Yağmur ve rüzgar hızını hiç kesmiyor. Bu ara anaç köpeğin davranışlarını hayranlıkla izliyorum. İki yavrusu var, bir meşenin kuytusunu yuva yapmış ama yağmur bastırınca yavruları ağzına alıp traktör römorkunun altına kaçırıyor. Yanına yaklaşan olursa hemen havlamaya başlıyor.

Obada kalanlarla vedalaşıp ayrılıyoruz. Ardımızdan, yine buyrun gelin, diye bağırıyor Meryem Ana. 

Kerim’in arabasıyla yola çıktığımızda Ümmü çözgü yapıyordu. Meryem ana da gelip ona yardım edecekti.


Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.