Mennan kalesi'nden Yaren Dede'ye

Bayram öncesi üç gün Ermenek Görmeli köyündeydim. Uzak yerlerden gelmiş dostlarla buluştuk, eski tanıdıklar vardı, yeni dostlarla tanıştık..

Zeki Oğuz

Bayram öncesi üç gün Ermenek Görmeli köyündeydim. Uzak yerlerden gelmiş dostlarla buluştuk, eski tanıdıklar vardı, yeni dostlarla tanıştık. Kimi Adana’dan, kimi İzmir’den, kimi Ankara’dan gelmişlerdi. Konya’dan katılan sadece bendim. Ötekilerin ortak bir noktası vardı, hepsi yakın- uzak akrabaydılar. Sadece ben vardım akraba olmayan ama öyle sıcak bir ortam vardı ki beni de akrabadan saydılar.

Sabah on otobüsüyle düşmüştüm yollara. Hadim yolunda onarım çalışmaları olunca ancak eğleden sonra geç vakit ulaşabildim Ermenek’e. Cuma günü Enmenek’in pazarı olduğu için hayli kalabalıktı çevre. Pazar yeri otogarın yanı olunca tam bir kaos vardı otogar ve pazar yerinde. Bir yandan insanlar bayram öncesi alış veriş etme telaşındaydı bir yandan köy dolmuşları otogara girip çıkma telaşında. 

Arkadaşım Bekir Demircanlı ile buluştuk parkta. O daha önce giden dolmuşlara binmemiş, beni beklemişti birlikte gitmek için. Şerif Demircanlı’da pazara bir şeyler satmak için gelmiş, ev ihtiyaçlarını almış bizimle dönecekti.

Köyün dolmuşcusu Muhammet köye beş sefer yapmış, yorulmuş burnundan soluyordu.

Sonunda köye ulaştık, çayırdaki kavakların gölgesine attık kendimizi. Çayır köyün kenarında yeşillik bir yer. Kahvehane ve bakkal burada. Uzun kavak ağaçlarıyla dolu çevresi. Biraz dinlendikten sonra arkadaşım Ülkü Demircanlı’nın evine gittik. Ülkü ve ablası sabırsızlıkla bizi bekliyorlardı.

Akşam bütün gezginler Bekir ve Ayşe Demircanlı’nın evinde toplandık. Gençler, yaşlılar baya kalabalıktık. Ankara’dan Tahsin Çetin ile eşi ve çocukları, Adana’dan Pervin Bulut ile oğlu. Eşi Yaşar Görmeli’den hiç ayrılmıyor zaten. İzmir’den Hacer Bulut. Arkadaşım Ülkü Demircanlı ve ablası. Hacer cumartesi günü için kısa bir gezi proğramı yapmış, asıl gezi ise pazar günü, köyün batısında bir set gibi duran kayalıklara yani Yaren Dedeye. 

Tahsin Çetin’in annesin yaşı doksana yakın ama hayli sağlıklı. Ana oğul iyice özlemişler birbirlerini, hiç ayrılmıyorlar. Yan yana oturup özlem gideriyorlar. Babası okutmak istemediği için okula annesi yazdırmış Tahsin Beyi. Çoğu zaman kendi götürürmüş oğlunun azığını. Köye Ermenek’ten gelin geldiği için lakabı Ermenekli kalmış.

Akşam çaylarımızı yudumlarken gençlerin hepsi yürüyüş için hevesleniyorlar ama yürüyüş saatini erken buluyorlar. Hallerine bakınca yürüyüşe öğleyinde çıksak onların katılmayacaklarını görüyorum. Sabah yürüyüş için buluştuğumuzda hiçbiri yoktu. Biz yaşlı ve orta yaşlılar vardık yürüyüşte. Hergün doğanın içinde olmanın verdiği canlılıkla Yaşar Bulut hep en öndeydi. Ayıoluğu çeşmesinde biraz dinlendikten sonra eski Gülnar yolunu takip ederek Çülüğün Tepeye çıktık. Büyükçe bir tarlanın kenarında bir çoban çerkesi vardı. Gölgesine oturduk. Buradan bütün Ermenek vadisi, köyler, Ermenek barajı ayaklarımızın altındaydı. Tepemizde kuzgunlar dolaşıyordu. Herşeye rağmen bu bölgede doğal hayat hala canlıydı. Yıllar sonra sabah gündoğumunda keklik sesleriyle orada uyanmıştım. Ayıoluğuna yaklaşırken keklik palazları kaçışmışlardı önümüzden. Bekir Demircanlı’nın anlattığına göre çevre ormanlarda hala ayılar, yaban domuzları, geyikler, kurtlar varmış. Domuzları üzüm bağlarından uzak tutmak için ses bombaları kullanıyor köylüler. Belli aralıklarla top sesi gibi bir ses çıkarıyor bu düzenekler. Kuşlar zamanla alışmışlar bu sese ama domuzlara karşı hala etkili oluyormuş. 

İkindiye doğru Tahsin ve Bekir ile birlikte Olukpınar köyüne gittik. Olukpınar, doğusunda dimdik yükselen Erik deresinin kıyısında yoksul bir orman köyü. Bu köyde yaşayan  Emine Sezgin’i yeni tanımıştım. Engelli olduğu için bir engelli arabası istiyordu. Ermenek’e gitmeden önce yine engelli bir arkadaşı aramıştım Emine’ye yardımcı olup olamayacakları konusunda. Cuma akşamı Bekir’in evinde sohbet ederken aramıştı engelli arkadaşım, Emine’ye bir araba bulduk, diye. Hem Emine ile babasını tanımak hemde bu güzel haberi vermek istiyordum. 

Köyün ortasındaymış Emine’nin evi. Emine belki engelliydi ama kıpır kıpırdı, hayat doluydu. Babasıyla sohbet ettik biraz.Hani anlatsam roman olur, derler ya gerçekten öyleydi adamın yaşamı. Yirmi altı sene olmuş eşi öleli, ondan sonra üç çocuğunu daha yitirmiş, şimdi Emine ile yaşayıp gidiyorlarmış. Umarım sizler bu yazıyı okuduğunuzda Emine arabasına kavuşmuş olacak. 

Akşam Bekir ile Ayşe’nin balkonunda toplandığımızda müthiş  bir ziyafet vardı. Etli tarhana. Birde patatesli tarhana yapıyorlarmış ama o gün sıra etli tarhanadaymış. Karaman ve Ermenek çevresinin ünlü arabaşını biliyordum ama etli tarhanayı ilk defa tadacaktım. Yöresel yemek tariflerini genellikle yazının sonuna saklarım ama yeri gelmişken etli tarhanayı burada yazıvereyim.

Yağsız dana eti, düğü, fesleğen, nane, maydonoz, soğan, sarmısak, toz biber ileaz su katılarak iyice çiğ köfte gibi yoğruluyor. Küçük yassı bezeler haline getirilerek ızgarada pişiriliyor. 

Gece, Ülkü’nün evine dönünce balkonda kahve içmeyi alışkanlık haline getirmiştik. Kahvelerimizi yudumlarken Şerif’in feryatlarıyla irkildik. Dinecek gibi değildi, gittikçe yükseliyordu kadının sesi. Ülkü koştu hemen. Az sonra geldi hüzünlü ve sıkıntılı bir halde. Televizyonda haberleri dinlemiş Şerif. Çavuş köyünden Mehmet Başcı’nın Şemdinlide şehit olduğu haberini öğrenmiş. Mehmet, oğlu Ali’nin can ciğer arkadaşıymış ve Ali gibi onunda üç ayı kalmış terhisine ama o günü göremeden şehit düşmüş. Hem Mehmet’in ölümüne bir ağıttı Şerif’in ağlaması hem de oğlu Ali’nin sağ salim dönmesi için bir yakarış. 

Pazar sabahı Yarendede ye gitmek üzere erkenden düşüyoruz yola. Bu kere gençler de var aramızda. Gülnar yolundan tepelere çıktıktan sonra toprak bir yolda ilerliyoruz. Sık sık başka yollar çıkıyor karşımıza. Kimi ekili arazilere kimi orman içlerine gidiyor. Hepsi birbirinin aynı, bozuk ve taşlı. Tepelerde ilerlerken yol bir yerde yine çatallaşıyor. Sola kuzeye doğru gitmemiz gerekirken doğuya doğru giden yola sapıyoruz. Hayli bozuk bir orman yolu. Bu yüzden rampalarda inmek zorunda kalıyoruz. Gençler homurdanmaya başlıyorlar, niye geldik, diye. 

Onların homurdanmaları hiç umurumda değil, yeni yerler keşfetmenin zevkini çıkarmaya çalışıyorum. İlerlediğimiz noktada bütün Taşeli platosu ayaklarımızın altında. Platoyu bir tarafta Erik Deresi bir tarafta Göksu vadisi bölüyor. Platonun önemli bir kısmı meyve bahçesi haline getirilmiş.

Ermenek Göksuyu ile Erik Deresinin birleştiği noktada dimdik bir kayalığın üzerinde yükselen Mennan kalesi çıkıveriyor önümüze. Günün en güzel sürprizi bu işte. Daha önce uzaktan gördüğüm Mennan Kalesine daha yakından ve tepeden bakıyorum. Osmanlılarla Karamanoğulları arasındaki savaşlarda son direnç noktalarından biri bu kale. Gedik Ahmet Paşanın harap ettiği gibi duruyor. Kalenin son komutanı Pir Ahmet Beyin kaleyi terkettiği andaki hüznünü, acısını hisseder gibiyim.

Mennan Kalesini görmek yolumuzu yitirmemize değmişti doğrusu. Tahsin Beyin birkaç telefonundan sonra doğru yolu bulduk. Yarendede kayalıklarına ulaşınca büyük bir ardıç ağacının gölgesine çullarımızı serdik. Ermenek Göksuyu, barajı, ayaklarımızın altındaydı. Karşımızda kayalıklarla uçurumun arasına kısılıp kalmış Ermenek görünüyordu. Kayalıklar büyük kepezler oluşturmuştu. M.Ali Demircanlı tarihe çok meraklı bir Görmelili. Onun anlatımına göre bu kepezlerde Karamanoğullarına ait birçok toplu mezarlar çıkmış.

İkindiye doğru dönüyoruz Görmeliye. Çayırdaki kavakların altına oturup yorgunluk çıkarıyoruz ama gençler pek yorulmuşa benzemiyorlar. İki takım kurup hemen voleybol oynamaya başlıyorlar.

Aslında Görmeli de olmak için zaman henüz erken. Bir ay sonra oralarda olmalı. Üzümlerin, cevizlerin olgunlaştığı, avarların bozulduğu günlerde. Belki o günlerde de yolum düşer oralara kimbilir, pekmez ocaklarının önündeki közlerde mısır közlerim.

 

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?