Matematik

Arif Köse /ey kavmim

 

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

            Günlük yaşantımızı, dünya hayatına dair bir matematikle sürdürürüz. Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen ve hatta “bak gördün mü böyle yapmazsan böyle olur” şeklindeki telkinlerle, olaylarla aşılanan bir matematiktir bu.

            Örneğin çok para ve rahat bir yaşam için iyi bir meslek sahibi olmalıyız. Hatta ikinci bir iş yaparsak, ek gelirimiz olur, daha da rahat yaşarız.

            Patronu, hakkaniyetsiz bir davranışına karşı uyarırsak bize kızar, işten çıkarır, parasız ve aç kalırız.

            Alıcısı çok olan, rağbet gören bir ürün satarsak, işimiz rast gider, çok para kazanırız,

            Dünya devi ülkelerin isteklerine boyun eğmezsek terör yaşarız, ekonomik sıkıntılar yaşarız hatta savaşa gireriz……

 

            Ne var ki bizi yaratan Allah sadece bizi değil, herşeyi yaratmıştır. Biz de, herkes ve herşey de Allah’ın elindeyizdir. Bu sebeple dünya hayatındaki tek gerçek sebep-sonuç ilişkisi, Allah’ın belirlediğidir. Bunu da Kur’an, Sünnet ve sahabeden öğreniriz.

            Bu yazımızda bu matematik üzerinden bazı olaylara göz atacağız. En doğru söz Allah ve Resulü’nün sözüdür:

            “Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen, sıla-ı Rahim yapsın”

(Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Buyrun size rızık çokluğu. İçinde dolar, hükümet, ikinci iş, yüksek maaş, enflasyon vb. yok. Yaratıcımız rızkımızın artma sebeplerinden birini akraba ziyaretine bağlamış. Biz inansak ta inanmasak ta bu, böyledir.

“Bir millet ölçü ve tartıda adaletsizlik yaparsa muhakkak ki, kıtlık, geçim zorluğu ve başlarındaki idarecinin zulmüyle cezalandırılırlar” (İbn Mace, Kitabu’l Fiten: 22)

            Gördüğünüz gibi ilahi sistematikte geçim zorluğu, ölçü ve tartıda adaletsizlik yapmaya bağlanmış. Bu satırları yazarken aklıma hemen geçenlerde Tv.de izlediğim bir haber geldi. Bir fırıncı üzerinde 50 kg. yazan 3 ayrı un çuvalını tartıyor, kimi 5 kg. kimi 3 kg. eksik geliyordu. Hadis çok net: Çok kazanmak ümidiyle hile yaparsanız, geçim zorluğu yaşarsınız.

            “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir” (İbrahim Suresi 7. Ayet Meali)

Bakın yine bir artış sözkonusu ama bu artış, sattığımız malın fiyatını artırmaya, malzemeden çalmaya falan bağlanmıyor. Paranızın, malınızın, sağlığınızın, huzurunuzun vb. artışı, o nimete şükretmenize bağlanıyor.

Şükretmenin dil ile yapılmasının yanısıra asıl şükrün her nimetin kendi cinsinden olacağını söylüyor İslam Âlimleri. Bu şu demek: Eğer Allah size para vermişse o parayı, imtihanı gereği ihtiyaçlı duruma düşmüş olanlarla paylaşmalısınız. Onları hiç görmeyip te, “Güneye inerek, kuzeye kaçarak” tatil beldelerinde paranızı yerseniz, bunun sonuçlarına da katlanırsınız İlahi Adalet’te.

            “Allah faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır…” (Bakara Suresi, 276. Ayet Meali) Bu ayette de gördüğümüz gibi yaratıcımız olan Allah, faizden gelen kazancın, paranın, malın mahvolacağını söylüyor. Yani ekonomik iflastır faizin sonucu. Kapitalist gözle bakıldığında malımızı eksiltmek anlamına gelen sadakanın ise ekonomik artış, çokluk getireceğini söylüyor Rabbimiz bize.

Gördüğünüz gibi dengeleri kuran Zat (cc.) ile toplumumuzun büyük çoğunluğu aynı şekilde düşünmüyor. Bize göre sadaka, zaten az olan paramızı daha da azaltırken, dengeleri kuran Rabbimiz bunu paramızın artmasına, bereketlenmesine sebep kılıyor.

Ama biz hiçbir zaman dünya hayatımızın işleyişi açısından Kur’an ve Sünnet’e dönüp bakmıyoruz. Çocuklarımızın geleceklerini planlarken de aklımıza hep özel okullar, dershaneler, yıldızlı üniversiteler gelirken hiç rızkın sabitliği, önemli olanın sabit olan bu rızka helal yoldan ulaşmak olduğu gelmiyor. Peygamberimiz:

“Hiç kimse nasibinden fazla rızka kavuşamaz. Rızkına kavuşup yemedikçe de ölmez. İstemese de rızkı kendisine verilir” (Hakim) buyuruyor. O halde neden hırs yaparız, sabit olan rızkımızı haramlara bulaşarak haramlaştırırz? O ev, o araba, o yemek … zaten sana gelecek. Ama sen yalanla, hile ile, borcunu ödememekle, faiz ile bunu haramlaştırıyorsun güzel kardeşim.

Neyse, devam edelim İslam sistematiğine göre sebep-sonuç ilişkilerine:

“Bir millet, mallarının zekâtını vermeyecek olursa, gökten yağmurları kesilir de; hayvanları olmasa kendilerine hiç yağmur yağdırılmaz.” (İbn Mace, Kitabu’l Fiten: 22)

Bir tarafta yağmur azalmasını küresel ısınmaya bağlayan insanlar, diğer tarafta zekatın verilmemesine bağlayan Peygamberimiz.

Tabi aslında ayrı ayrı da düşünmemek lazım. Şöyle ki; zekatınızı vermezseniz Allah yağmurunuzu keser, bunun için de küresel ısınma adı altında bir sebep verir bize. Ama temel kaynak, zekatın verilmemesidir. Bu arada kesin bilgi derecesindeki şu veriyi de sizinle paylaşayım. Zenginlerimizden birinin zekat vermemek için bankadaki parasını 360 gün kendi üzerinde tutup, senenin dolmasına 5 gün kala eşinin üzerine aktardığını ve bunu sürekli yaptığını ayrıca bunun bu konudaki tek örnek olmadığını biliyoruz.

”Bir milletin idarecileri Allah’ın kitabı ile hükmetmedikleri ve Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikleri zaman; Allah onların azabını kendi içlerinden verir.

Onları aralarındaki fitne, fesat ve anarşiyle cezalandırır.”  (İbn Mace, Kitabu’l Fiten: 22)

            40 yıldır bitmeyen bir PKK belası var üzerimizde. Bunu kimi ABD’ye, kimi “hakkı verilmeyen Kürtler’e” bağlarken, Allah Resulü terörün kaynağını yöneticilerin Allah’ın kitabı ile hükmetmemesine bağlıyor. İnanmayanlar ASALA’yı bitirir PKK’yı görür, bakalım PKK bitirilince neyi görecek.

”Bir millette fuhuş (zina) yaygınlaşır ve açıktan yapılırsa, muhakkak ki

o toplumda taun (veba) hastalığı ve geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar (ağrılar, sancılar) ortaya çıkar.” (İbn Mace, Kitabu’l Fiten: 22)

            Neredeyse her ölümün adı kanser oldu artık. Yanısıra adı sanı duyulmamış değişik değşik hastalıkları çekmeyenimiz veya duymayanımız kalmadı. Bu hastalıkları duyarken bir taraftan da facia niteliğinde olaylar da duyuyoruz zinaya dair. Aile içinden tutun da … neyse o kısmı dillendirmeyelim. Peygamberimize Muhbir-i Sadık denir. Yani doğru sözlü, doğru bilgi verendir O (sav.).

            “Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin” (Beyhaki)

            Hastalığı veren de alacak olan da Allah’tır. Şafi olan O(cc.)’dur. O halde hastalığın tedavisine giden yolu sadakadan geçirmiş se, nasıl itiraz edelim, neden uygulamayalım?

Bu durumları garipsemeyin, televizyonda izlemiyor musunuz adamları? “30 saniye içinde yanındaki kızla birlikte durmadan kahkaha at, 500 TL daha kazan” demiyorlar mı? O programda para o adamlarda ve verecekleri parayı kahkaha atılmasına, verdikleri kelimelerin cümle içinde kullanılmasına hasılı kendi verdikleri talimatın yapılmasına bağlamıyorlar mı? Bu durum normal geliyor da Allah’ın bildirdikleri mi garip geliyor size?

Ey kavmim,

Bu tür Hadisleri uzatmak mümkündür. Sonuç olarak şunu söylemek isterim ki, Allah’ın yarattığı dünyada, O(cc)’nun kurallarına göre yaşarsak, hem dünya hem ahirette kazananlardan oluruz. Yoksa, bu dünyada kazanmış gibi görünsek te, ölümün olmadığı ebedi alemde çok acıklı bir sonsuz hayat bizi beklemekte.

Bu yüzdendir ki, dizilere, dünyalık işlere, dedikoduya, boş sohbetlere, keyfinize ayırdığınız vaktin bir kısmını da hadislere ayırın. Düşünün ki Rabbimiz bize bir elçi göndermiş ve onun diliyle bize hazine değerinde bilgiler vermiş. Nasıl almayalım!

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.