İsmail Detseli
Konya’da değişim bütün hızıyla devam ediyor. Belediyeler seçimler yaklaşırken bütün güçlerini, varlarını yoklarını artık yeni yatırımlara çevirdiler, her yerler şantiye gibi.
Bunun en büyük örneği olarak yıllardır atıl, pejmürde, sarhoş, ayyaş yatağı olarak kaderine terk edilmiş olan fuardan işe başlandı, tadilat ve yıkımlara. Bir kaç gün önce idi; Çaybaşı tarafında bir gezinti yaptım, o koca mahalle yerle bir edilmiş, o güzelim Konya evleri tarumar olmuş. Beton yığınları alabildiğine yükselmiş, şehrin siması bozulmuş, benim gibi altmış yaş üstü insanların görmeye tahammül edemediği bir durum olmuş.
Neden, diyecek sayın okurlarım bana, tabiî ki yeniliğe karşı değilim ama bu kadar da harabata yıkıma o güzelim Konya evlerinin yok oluşuna gönlüm razı değil.
Sanki hafızamda daha dün gibi duruyor. Komşuluk ilişkileri, o samimiyetler, o eski Konya hanımlarının sohbetleri, kapıya vurup girmeleri, duymayınca birbirlerine sitem etmeleri.
“Huuuu Huriye hanım, zabahtan beeeri kapıyı tıklarım gıy, ölü müsün evi soysam habarın olmayacak ay anam”… Öbürü “buyur buyur Fatma apla herif gidince azıcık sedire uzanıvırdıydım, duymamışın buyur allasen girelim iki laflayalım”. “Yoo gaç gidecem gıy dün şu gaysınızdan biraz dökülmüş de aldıydım gıy unutmadan diyim de helal it olur mu abam”. “Gaç lafı mı olur Fatma aba çevrene toplasaydın da evde çocuklar da yeseydi” derlerdi.
Bir başkası “aşşa gıy haşu sizin gırmızı tuttan biraz deşirsekte (toplasak) öğlen bulgur pilavının yanına bir tut hoşafı yapsak, pek gözel olurdu değil mi.” Öbürü “yapalım zeli aba ne zaman istersen ya da hemen şimdi deşirelim gıy canın çektiyse sona galan dona galır hadi hadi” der gibi.
Bu şimdi de 60-70 yıllık mahalle olan Kurtuluş Mahallesi’nde yapılacakmış, kentsel dönüşüm mü ne garın ağrısıysa. İşte bunun için 1952 Alamanların yaptığı o güzelim et kombinası ve içersindeki fabrikalar, tesisler, evler, yıkılmaya başladı. Ben ve benim gibiler oldum olası hiç sevmez o beton yığını hapis damı gılıklı göğe yüğselen asri hapisane gibi apartımanları. Ne komşuluk ilişkisi olur buralarda ne saygı sevgi olur, hatta merdiven yıkamada, temizlikte birçok sorun yaşanır aileler arsında. Gavgalar bilem çıkar hem de. Bu binaların insanları bir kapıcıyı tanırlar bir de sabah akşam girip çıkarken birbirlerine sadece selam verirler. Onu da verirlerse. Ancak akraba veya işyeri komşulukları var ise onlar müstesna.
Bir sene önce idi, bir tanıdığımız vefat etti. Konya’mızda zengin yüksek apartımanlı bir mahalle idi, sokak sokak aradık, evin olduğunu tahmin ettiğimiz dört yol ağzı apartman aralarında durduk. Böyle müstakil ev değildi, nire olduğunu bilemedik. Birkaç kişiye sorduk ölen kişinin evi niresi diye, bir Allahın kulu da şu evde ölü var diyemedi. Oysa eski Konya evlerinde komşuluklar böyle mi olurdu, herkesin komşusundan, hısımından, akrabadan haberi olur, ölen, kalan, hasta olan bilinirdi. İşte yenilik dediğiniz şey insanları birbirinden koparmaktır bence. Hatta eski Konya’da değil Müslüman ailelerin birbiri ile ilişkileri, beraber yıllarca yaşadıkları gayri Müslimler bile iyi geçinirler, birbirlerinin dini inançlarına, ibadetlerine saygı gösterilir, Müslümanlar oruç tutarken gayri Müslimler onlara saygı duyar, Müslümanlar onlara saygı duyar, yaptıkları güzel yemeklerden bile iftarda birbirlerine ikramda bulunurlardı. Bir anı anlatırdı bu iyi geçinmeye dair eskiden böyükler:
Bir Müslüman aile ile bir gayri Müslim komşularmış. Gayri Müslim olan birkaç günlüğüne gezmeye gider evden ailecek, o gidince Müslüman olan aileye komşunun bahçesinden bir tuvalet kokusu gibi kötü kokular gelir, adam bakar çeker bir şey bulamaz ve komşusu gelince ona celallenir. Der ki yahu komşu niçin bahçendeki tuvalet çukuruna bakmıyorsun bir haftadır kokudan perişan olduk, böyle koku olmaz, komşuluk da olmaz, deyince komşusu yahu komşum o sızıntı sizin foseptik çukurundan geliyor, ben sizi kırmamak için iki yıldır o kokuyu çekiyorum ama kırılmayasınız diye söylemedim der. Müslüman komşu susar der ki bir kontrol edelim. Ederler, hakikaten onun çukurundan gayri Müslim olan komşunun bahçesine sızmış. Beriki çok özür diliyor ve olay tatlıya bağlanıyor, işte o zamanın komşuluğu ile bu zamanı bir kıyaslamanız yeter..
Daha buna benzer eski Konyamız’dan çok anılar var, ben derim ki madem bunca mahalleleri yıkıp yerle yeksan ediyorsunuz hiç olmazsa o mahallelerde birkaç sokak bırakın örnek olarak da gelecek nesiller eski Konya’mızın evleri sokakları böyleymiş desinler. Konya’da bu yükselen iş hanları yok iken de işyeri ve esnaf ilişkileri bir saygı sevgi çerçevesinde sürer, herkes birbirinin hakkına riayet ederdi. Örneğin bugünkü gibi kaldırımlar, yollar işgal edilmezdi. Herkes haddini bilir, hakka hukuka kul hakkına riayet ederdi. Bununla ilgili de eskilerden duyduklarımdan örnekler vermek isterim:
Bir gün Konya çarşılarında gezmekte olan merhum Akşehirli hoca Ahmet efendiyi gören ve sokakta sohbet etmekte olan esnaf hemen oturdukları yerden kalkıp hocaya saygı gösterip, “Ooo hocam nerelerden geldiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Buyurun bir acı gayfemizi için ne olur” deyince şöyle etrafına bakınan hoca efendi ekşiyen yüzü, sertleşen ifadesi ile “içmem sizin gayfenizi, sizin gayfeniz içilmez, yemeğiniz de yenmez” cevabını verir. Esnaf utanarak “affedersiniz hocam neden acaba” derler. Hoca efendi “neden olacak bakın kaldırımlara hatta yollara satılık metalarınızı doldurmuşsunuz, yolları işgal etmiş kul hakkına tecavüz etmişsiniz” der. Ve konuşmadan içmeden geçip gider esnalar bundan dolayı hocaya buğzederler. Birkaç gün sonra Konya’mızın bir başka değerli insanı merhum Hacıveyiszade Mustafa Efendi ayni çarşıdan geçmektedir bu sefer onu davet eder esnaflar çay için gayfe için. Ve çaylar gayfeler ısmarlanır gayfeci getirir tam içecekler esnaflar birkaç gün önce içlerinde ukde olan derdi açarlar hoca efendiye “hocam geçenlerde Akşehirli hocamız geçiyordu çağırdık gayfe içmeye o bizi azarladı ve şu halden dolayı gayfemizi içmedi kaçıp gitti” deyince. Merhum hacıveyis zade hoca efendi elindeki fincanı gayfesi ile yere bırakır. Ve onun gayfesini içmediği esnafın bu yaptıklarından dolayı ben de gayfesini içmem” der o da bırakıp gider.
İşte Konya’mız böyle bir Konya iken yeni icatlar, cep telefonları, televizyonlar, bilgisayarlar bu güzel yaşam kültürünü alıp götürdü. Bunlara şimdi bir de her yöreden gelmiş, Konya’mızda bir mozayık oluşturmuş Bozkırlı, Hadimli, Derbentli, Ovakavaklı Ereğlili Cihanbeyli daha nice nice insanların yaşam kültürlerini de bu göğe yükselen apartmanlarda tükenecek.
Konya nın çeşitli köy ve kasabalarından göç ederek gelen şehre ayak uyduran ve Konya nın yerli hanımları ile yeni bir kültür içersine giren bayanlar o mütevazı müstakil kerpiç evlerin bahçelerinde ve sakin sokak arası sohbetlerinde köyden gelenler eski köyde harman kaldırma ekin biçme gibi el işi kazak çorap örme gibi hatıralarını yerli olanlarda yaşam hatıralarını anlatıp yeni bir kültür varlığı oluştururlardı. Akşam işlerinde dönen beyler de bir ayrı sohbet kurar ayni köy yaşamı gibi gece baranalarda toplanırlar, avcılık, çiftçilik, çobanlık, hatıralarını anlatırlar. Böylece gündüz anneleri ile gece de baba sohbetlerini dinleyen yavrular da o kültürü öğrenir ve uygularlardı hayatlarında. Allah sonumuzu, geleceğimizi hayreylesin. Bu gelen insanların hepsinin bir yöre kültürü vardı ve yine de herkes hemşerilerinin ve hısımlarının bol olduğu semtte yer bulur, iskân olurdu. Botsalı, Desteli, Gilisralı, İnliceli, Bülümyalı, Tulassalılar, Uzunharmanlar, Aydoğdu, Kurtuluş, Lalebahçe, Kovanağzı gibi mahallelere yerleşirken Sızmalı, Yükselenli, Dderbentli, Kadınhanlılar Şeker-Tekke Beyşehir Yolu üzeri, Hocacihan ve Garipler yani İhsaniye’ye ve Aydınlıkevler yöresini tercih ederdi. Cihanbeyli ve Altınekinliler, Araplar, Sedirler, Keçeciler mevkii gibi Konya’nın eski mahallelerini tercih ederdi. Hadim, Karaman, Bozkırlılar da Karaaslan ve Uluırmak yörelerini uygun bulurdu. Yarma, Sakyatan, Ereğli yöresinin insanları da Çimenlik ve Dolav, Ahmet Dede Yediler gibi yerlerde oturmayı yeğlerlerdi. Bir de yerliler vardı, bunlar Doğanlar ve Yeni mahalle insanları, onlar da apartman hayatına alışıyor, o zevkli ağızları kavga ederken elleri de evden çıkardıkları eşyayı gururla gösteren kavgaları bile unutuyor. Çünkü apartmandan eşya çıkarıp indirmek zor olur tabi. Bir de geçim kaynakları olan at arabaları da tarihe karışıyor, kentsel dönüşümle onları muhafaza edecek müstakil evin yanında ahır da yok artık. İlimiz doğu illerinden ve çevre illerden de yıllarca göç aldı, bu doğudan gelen yurttaşlarımız da özellikle sığır besisi yaparak Konya yaşam kültürüne değişiklikler katmıştır. Onların kültürü de bir mozaik oluşturmuştur Konya'da.
Evet. Eskiden böyle müstakil evlerde, mahallelerde bir komşu evinde ölen oldu mu diğer komşular o ölü evine günlerce yemek taşır, o ev sahibi ile yemek yer, acılı haliyle halleşir, acısını paylaşırdı. İslam’ın emri de buydu, şimdi bunlar yavaş yavaş yok oldu. Koca Kurtuluş Mahallesi’nin adamlarını et balık kurumunu içersine bir beton yığınlarına dolduracaklar adına kentsel dönüşüm diyecekler, acaba kimler ne rantlar sağlayacak onun dedikodusu da bir ayrı. O güzelim bahçeli evler yok olacak, o bahçede yetiştirilen can sıkıntısını gideren, ev hanımlarını meşgul eden işler de yok olacak. Bundan bir sene kadar önce seksenlik bir amca vefat etti de cenaze namazı ve taziye için cenaze evine gittik. Cenazenin hazırlanmasını bekliyorduk, bir yaşlı köyümüzden gelme amcamız vardı yanımda, ona sordum ölen adamın evi Nalçacı’da biraz yüksek katlı idi. “Memet emmi bu yüksek evlerde ölenlerin cenazeleri nasıl iner, hadi asansör var diyelim, arızalandı cereyan kesildi. 11. katta adam öldü nasıl olacak, ölü nasıl aşağı inecek” deyince… O saf amca (o da merhum oldu Allah rahmet eylesin) “ne yapacaklar oğlum urgan ile sarkıtacaklar ölüyü aşağı bundan soğna” dedi. Sonra da başını sağa sola gıvradarak “o kadar uzun urgan da zor bulunur ya” diyerek düşünceye daldı gitti. Allah sonumuzu hayretsin Saygı ile…