Konya Aydınlar Ocağı tarafından Sille Kültür Evi’nde gerçekleştirilen Salı Sohbetinde, “Sevgililer Günü” ile “Leyla ile Mecnun” konuları dile getirildi.
Prof. Dr. Fuat Yöndemli, “Sevgililer Günü Olarak Kutlanan Aziz Valentin’in Gerçek Yüzü”nü ortaya koyarken, bu günün Roma’ya kadar uzandığını, Batıya ve dolayısıyla Hıristiyan kültürüne dayandığını söyledi. 14 Şubat’ın aynı zamanda kuşların çiftleşme günü olduğunu da hatırlatan Prof. Yöndemli, sevgililer gününün sembolünün ökse otu ve bu çiçeğin yer aldığı şapkalar olduğunu da ifade ederek “Avrupa’da bu şapkaları giyerek sokağa çıkan kızların o güne mahsus olarak öpülmesinde bir beis görülmediğini” kaydetti.
LEYLA İLE MECNUN
Leylâ ile Mecnûn’u anlatırken bu iki aşk kahramanın gerçek kişilikleri üzerinde duran Prof. Dr. Mikail Bayram, kendi şiirleriyle süslediği konuşmasında, “Bütün âşıkların bir Leylâ’sı vardır. Doğu dünyası edebiyatçıları Leylâ ile Mecnûn’u çok kullanmışlar ve önem vermişlerdir. Arab, Fars ve Türk edebiyatında Leylâ ile Mecnûn, edebî bir figür ve motif haline gelmiştir. Leylâ; naz makamında maşûk, Mecnun; niyaz makamında âşık’tır” dedi.
Leylâ ile Mecnûn’un Abdülmelik bin Mervan döneminde Suriye’nin doğusunda yaşayan ve Amiri kabilesinden olduğunu dile getiren Prof. Bayram, Mecnun’un ölüm tarihinin de Hicrî 65–80 yılları arasında olduğunu kaydetti.
Leylâ ile Mecnûn hakkında bugüne kadar pek çok eser yazıldığını sözlerine ekleyen Bayram, Türk edebiyatında ilk defa Edirneli Şahidî’nin hicrî 880 yıllarında Leylâ ile Mecnûn’u yazdığını ve daha sonra Fuzûlî ile Molla Cami’nin Leylâ ile Mecnûn’u kaleme aldığını belirterek şunları söyledi: Fuzulî’nin Leylâ ile Mecnûn’u, şiir tarzı bakımından çok önemlidir. Aralara halk bilimine yakın gazeller koyduğundan çok hoştur. Ahmet Şevki’nin mesnevi tarzında yazdığı Leylâ ile Mecnûn’u da kaliteli bir eserdir. Leylâ ile Mecnûn, doğu ve İslâm dünyasında bir velveledir. Doğu edebiyatının bir ürünü ve motifidir. Platonik aşklarda bildiğiniz üzere âşık ile maşûk kavuşturulmuyor. Çünkü kavuşmak, aşkı her zaman bitirir. Aşk ebedî olmalıdır. Pakistanlı şair Muhammed İkbâl de dünya felsefesini aşk üzerine oturtmuştur. Gerek tabiata olan ve gerekse beşeri aşkta önemli olan şey, bunu ilâhî aşka vasıta kılabilmektir. Yunus Emre’yi, bunu yapabilen nadir şairlerimiz arasında sayabiliriz. Memleket