Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde çekilen programa çok sayıda öğrenci katıldı. Ağırlıklı olarak öğrencilerin sorularıyla gerçekleştirilen programda üniversite öğrencileri, Torku Konyaspor teknik direktörü Aykut Kocaman’a merak ettikleri soruları yöneltti. Bir öğrencinin ‘Konyaspor, şampiyon olabilir mi? sorusuna Kocaman, ‘Şampiyon olabilmek o kadar kolay değil, en az 3-4 sene geçmeli ki bunu düşünelim. Üst sıralara oynayan bir Konyaspor olmamış şimdiye kadar. Öncelikle Konyaspor güçlü, kuvvetli algısını yaratmalıyız’ cevabını verdi. İşte, öğrencilerin sorduğu dikkat çeken sorular ve Aykut Kocaman’ın verdiği yanıtlar.
Seyir zevkinin doruğa çıkacağı hücum futbolu oynamanızı istiyoruz. Neden hücum futbolu değil de savunma futbolu oynuyorsunuz?
Gol atmak ve yemek arasındaki zorluk derecesine baktığımız zaman, atmak her zaman çok zordur. Gol yemek çok kolaydır. Biraz pozisyon ve bireysel basit hatalara başlarsanız golü hemen yersiniz. Gol atalım dediğiniz andan itibaren durum biraz zora girer. Hemen atabilmek kolay değildir. Dünya liglerinde şampiyon olan takımlara bir baksanız az gol yediklerini görüyoruz. Günümüz futbolunda savunmayı iyi yapan takımların kazandığını görüyoruz. Siz seyir zevki yüksek bir maç izlemek istiyorum diyorsunuz. Biz, çok gol atabilen bir takım olmaya çalışırken, çok gol yiyen takım da oluruz. Geçen sezonun ikinci yarısından itibaren tuttuğum bir istatistiği paylaşmak istiyorum. En çok gol atan 3 takım arasından Bursaspor ve Balıkesirspor vardı. Bursaspor 35 gol, Balıkesirspor da 30 gol kaydetmişti. Biz bu takımlardan daha fazla puan toplamıştık. Elimizde bir kadro ve bu kadronun yapısı var. Bir yandan da ligin içinde kalma halleri varken, bir yandan da üst sıralara yükselme hedefi var. Eğer macerayı seviyorsanız oyuna müdahale etme hakkım da var. Hücum futboluna geçtiğimizde yenen gollerin faturasını ben ödemem ama (gülüyor)…
Alex ve Hleb gibi ‘10 Numara’ları takımınızda tutmadınız? Bunun sebebi neydi?
Dünya futbolunda artık oyunun iki bölümünü oynayabilecek, daha çok koşan futbolcular tercih ediliyor. Alex tarafına hiç bakmayalım. Konyaspor ve Hleb üzerine konuşacaksak benim geldiğimde 7 maçta 6 puan toplayan bir takım vardı. İlk yarıyı 17 puanla kapatmıştık. Ligin ikinci yarısında ise 29 puan toplamayı başardık. Sporcu üzerine yorum yapmak istemiyorum. Bir takım, tek bir futbolcu üzerine kurgulanmamalı. Biri az koşacak, diğeri çok koşacak diye bir durum yok. Futbol takım oyunu ve bu yükün altına 25-26 futbolcunun girmesi lazım. Eğer yük dağılımında haksızlık oluyorsa o haksızlığı tespit etmek ve ortadan kaldırmak en büyük görevim.
Konyaspor, şampiyon olabilir mi?
Bursaspor’un şampiyon olması çok ama çok zordu ancak onlar başardı. Konyaspor ya da başka bir takım şampiyon olabilir mi? Olabilir ama nasıl? Televizyon ve gazetelere röportaj vermeyi çok sevmiyorum. Çok nadir özel röportaj veriyorum. Maç öncesi ve sonrası açıklamalarda bulunuyorum daha çok. Taraftarın şampiyon olmak istemesi kadar güzel bir şey yok. Ancak bizim tarafımızdan bakıldığı zaman da şunu yapmak gerekiyor; 57 yıllık süper lig tarihinde Konyaspor, 15. yılını yaşıyor. Konyaspor’un 14 yıllık süper lig tarihindeki puan ortalaması 1,14 sadece… Bunu da 34 ile çarptığımız zaman 38-39 puan yapıyor. İyi olduğun zaman 42-43 puan topluyorsun, kötü olduğun zaman küme düşüyorsun… Öncelikli hedefim Konyaspor’un kuvvetli algısını yaratmak. Umuyorum ve diliyorum; benden sonra gelecek antrenörler de aynı duygu ve düşünceyi taşırlar. İlk 6 içerisinde kalıcı olduktan sonra üst sıralar için çaba sarfetmeliyiz. Yalnız 3-4 geçmesi lazım şampiyonluk ve şampiyonlar ligini konuşabilmek için… Bu sezon üst üste 13 puan topladıktan sonra basın mensupları şampiyon olabileceğimizden bahsetmişti. ‘Şampiyon olabilmek o kadar kolay değil, 3 maç kazanmayla şampiyon olunmaz, 3 maç kaybedersem beni taraftarlar ıslıklar’ demiştim. Şimdi ne demek istediğimi anlamışsınızdır.
15 yılda 5 takım çalıştırmanız için neler söyleyeceksiniz?
Kısa vadede beklentilerin karşılamaması halinin ön planındayım ama orta ve uzun vadede başarının geleceğini düşünüyorum. Takımların bana biraz da güven duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum. Başarısızlıkta sorumluluğu üstüme alıyorum. Fenerbahçe serüvenimde de böyle oldu. Sorumluluğu kendi üstüme alıp çekilmeyi yeğliyorum. Bu da orta ve uzun vadede güven duygusunun artmasını sağlıyor.
Fenerbahçe için adınız geçti ama kesin bir dil kullanmadan reddediniz. Neden?
İleride ne olacağını bilmiyoruz, her şey olabilir. Hayatım boyunca kesin yargı kullanmaktan kaçınmışımdır. Fenerbahçe’nin bir hocası var, benim de Konyaspor’da çalışıyor olmamdan dolayı burayı bırakıp oraya gitme durumum olmaz.
Elinizde sınırsız bir güç olsaydı Türk futbolunda neleri değiştirirdiniz?
Hiçbir şeye gerek yok. Her şey zihinde başlar, zihinde biter. Ben, zihinleri değiştirmek isterdim. Anlamak-kavramak, neler oldu- neden oldu? neden-sonuç bağlantısını doğru kavrayabilirsek her şey daha güzel olur. Potansiyel olarak çok iyi yerlerde olduğumuzu görebiliyorum. Her şeyi yapabilecek, başarabilecek güçteyiz ancak neden- sonuç ilişiklisini kuramadığımız için daha çok duyguyla hareket ediyoruz ve Türk futbolunu bir adım daha ileri götüremiyoruz.
Büyük takımla Anadolu takımları arasında ne gibi farklılıklar var?
Problemlerden yola çıkacak olursak, çap büyük olunca problemler de büyük oluyor. Ancak çözme kapasitesi de ona göre büyük… Anadolu takımlarında ise çözme kapasitesinin daraldığını ve küçüldüğünü görüyoruz. Doğal olarak ne kadar çok izleyen varsa o kadar çok ekonomik artış oluyor. Mali artış da daha fazla kaliteli oyuncuların takıma katılmasını sağlıyor. Yani imkânlar daha iyi oluyor.
Büyük takımdan sonra bir şehir takımına geldiniz? Şehir takımı çalıştırmak nasıl bir duygu?
Büyük takımı izleyen kitle sadece şehirle sınırlı kalmıyor. Dünya takip ediyor. Şehirlerde biraz daha konsantre halinde oluyorsunuz. Diğer taraftan şu da bir gerçek; şehrin önemli temsilcilerinden bir tanesi oluyorsunuz. İsim vermek istemiyorum ama Süper Lig’de oynayan birçok şehir var ki küçük ama futbol sayesinde adını büyüten… Futbolla birlikte yarattıkları algı ve şehirlerine kattıkları büyüklük çok daha fazla...
Haber: Veli Özkan
Fotoğraf: Servet Çolak