Kutsal topraklarda 20 gün

Yazarımız İsmail Detseli kutsal topraklarda...

Cenabı Allah’a sonsuz şükürler olsun bizlere de nasip etti. 15 Mart 5 Nisan günleri arasında eşimle birlikte 20 günlük bir umre yapmak için kutsal topraklara bir yolculuk yapıp sağ salim geldik.

Yıllardır gerek hac gerekse umre için gidip gelen kardeşlerimizi ziyaret ederken duyduğum bir manalı söz vardı, “Oralar anlatılmaz, kalemler kâğıtlar yetmez kelamlar ise aciz kalır ve asla oralara doyulmaz” derlerdi. Ben ise bu sözü yatarken, yürürken, gezerken düşünürdüm. Acaba buralar nasıl bir yerler ki doyulmuyor diye. Gittim gördüm ve hepsine hak verdim. Yaşanmadan, görmeden bilinmiyormuş meğer. Çünkü bende doyamadım Mescid’i Haram’a ve Mescidi Nebevi’ye Ravza-i Mutahhara’ya... Buraları benden çok çok iyi bilenler var. Şayet sürçü lisan edersem herkesten peşinen af dilerim. Sorumluluğumun ne kadar ağır olduğunu biliyorum. Hava alanındaki heyecanlı bekleyişten çok bahsetmeyeceğim, çünkü bu vazifenin en başta gelen başlangıç görevi sabır idi. O sabrı Cenabı Hak veriyordu. O gece saat 2.40’ta uçağa bindik zaten ilk yolculuğumuz Mekke’i Mükerreme’ye olacaktı. Uçağa binmeden hocanın telkin ve yardımı ile ihramlarımızı giydik. İhramlı iken yapılmaması gerekli şeyleri hocalardan öğrendik. Salı sabahı saat 6 civarlarında Cidde’ye indik. Otobüslere binip Mekke’ye doğru tekbir ve telbiyeler getirerek devam eden yolculuktan sonra öğle namazına 15 dakika kala otelimize yerleştik. Gurup hocamız “Arkadaşlar ben bu işi biliyorum 3- 4 defa geldim diyenler serbest. Kabe’ye gidip vazifelerini yapıp ihramdan çıkabilirler. Yapamayacak olanlar beni beklesinler”dedi. Gurubumuzda bulunan bir hoca efendinin peşine takılıp eşimle birlikte Kâbe’nin yolunu tuttuk. “İsmail Efendi Kabe’yi ilk gördüğünde yaptığın her dua, her istek Allah Teala tarafından mutlaka kabul edilir. Aman bu ortamı iyi değerlendir” demişlerdi. Mescidi Haram’a girdik, ezan okunuyordu. Hanımlar ayrı yerde erkekler ayrı yerlerde namaz kılacağız. O muazzam yapıyı, Kabe’yi karşımda görünce bir heyecan bir ürperti bir sevinç sardı ki vücudumu, bülbül gibi şakıyan dilim durdu lal oldu, şaşkın bir kuş misali baka kaldım. İyi ki oralarda ezandan sonra uzun bir süre ara veriliyor, farz namaza durmak için. Yanımdaki bir kardeşimizin “İsmail bey namaz vakti geldi” demesi ile şaşkınlığımı üzerimden atıp “Ya rabbi senin ulviyetinden senin evinin ihtişamından dilim lal oldu söyleyeceklerim isteklerim kalbimde mühürlendi. Ben sana geldim, diyeceklerime isteklerime de seni vekil ettim, sen bilirsin kalbimdekiler sana malum Allah’ım” dedim. İmama uyup namaza durdum. Namaz sonrası bilenlerin eşliğinde ilk tavafımızı yaptık, eşim de yanıma geldi. Diğer hanım kardeşlerimizle tavaf namazımızı kılıp Safa ve Merve’ye gidip sa’yi de bitirdik ve ikindi namazından evvel traş olup ihramdan çıktık. Otel harika yemekler mükemmel ibadetler ise huşu içerisinde idi. Burası (Beyti Haram) ise her şeyden daha mükemmeldi. DEVEDEN TAZE ÇİĞ SÜT İÇTİK Artık günlük ve nafile ibadetlerle Kabe i Muazzama’nın çevresindeki tavaflarımız devam ediyor, ruhumuz rahatlıyor, Allah’a teslimiyetin huşuunu yaşıyorduk. Bu arada yine rehber imamlarımızın idaresinde Hudeybiye’den, Girane’den, Teannim’den ihrama girerek gelip Harem’de tavaf edip sa’yimizi yapıyor, sonra yine tıraşla birlikte ihramdan çıkmaya devam ediyorduk. Tabi bu kısa ama anlamlı umre gidiş gelişlerinde çöl ortasında enteresan olaylarla da karşılaşıyorduk. Örneğin Hudeybiye anlaşmasının öneminin kuyuların başında hocalarımız tarafında izahından sonra yol üzerindeki bolca bulunan deve çiftliklerinden birinde çiftlik görevlisi çöl arabının deveden hemen sağıp getirdiği sıcak sütü bir kaç riyal karşılığında alıp içmek de bir ayrı güzellikti. Daha burada iken gidip gelenlerden dinlediğimiz ve beklediğimiz pek çok şey vardı. Örneğin Hıra dağına çıkmak, o hazzı o düşünceyi içimize sindirmek. Sevr dağına Arafat dağına Cebeli Rahme’ye (Havva validemizle Adem atamızın buluştukları yer) çıkmak, Müzdelife’ye Mina’ya gitmek arzumuzdu. Bu arada 11 günlük Mekke ziyaretimiz vardı. Bunun da haberi tez geldi ve hocamız “Mekke’de 5. günümüzde hacı kardeşlerim bu gece saat 03 te hazır olun hıra mağarasına gideceğiz” deyince kalbimiz yerinden fırlayacak gibi idi. Nasıl heyecan, nasıl bir duygu o anlatılmazdı. İple çektik geceyi. Gideceklerin yolcuların isimleri alındı yola düştük. Yakındı sanırım 5-6 km kadardı. “İşte dağ” dediler tırmanma başladı. Sıfırdan dikiliyordu hıra dağına tırmanış ya Allah ya Resullalah deyip yürüdü gurubumuz. Eksiksiz çıktık, zirveye oturduk. Efendimizin o günkü oturup seyrettiği cebelden Kabe’ye baktık bizler de. Ama çoğumuzu bir hıçkırık tutmuştu. Neden mi? Düşünüyorduk 1400 yıl öncesini. Resuli Zişan’ımız kırk yaşında oraya on gün inzivaya çekiliyor Rabbini arıyordu. Ya ona hizmet eden sadık vefakâr ve fedakar hanımı Hatice validemiz. O kadar uzaklığa, o dik dağın zirvesine o yıllarda 55- 56 yaşlarında olmasına rağmen elinde azık torbası sırtında su kırbası Resul’e azık taşıyordu günlerce. KALPLERİMİZDE HUŞU GÖZLERİMİZDE YAŞ Orada maymunlar gördük, keçiler kediler gördük kim bilir onlarda oranın süsü idiler. Ayrıca eskiye göre dağa merdivenli basamaklarda yapılmış bir nevi kolaylaşmıştı çıkış. O günün sabahı otele döndük kahvaltı sonrası yine tavaflar devam etti. Ertesi günü yine geziler vardı. Bu sefer Arafat, Müzdelife, Cebel-i Rahme, Mina idi akşama ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın büyük bir organizasyonla Müzdelife’de bize akşam yemeği verdi. Kur’an tilaveti dinletip âlim bir hoca efendiden umre hac ve bu toprakların önemi hakkında vaaz dinledik. Gece yine gelip isteyen otelinde kaldı, isteyenler yine Mescid’i Haram’a gidiyorduk. Artık ayrılış günlerimiz yaklaştıkça oradaki ibadetlerimizi sıklaştırıyorduk. Bir gün hoca efendi otelde “Arkadaşlar bu gece yine 03’te kalkacağız. Sevr mağarasına gideceğiz gitmek isteyenler hazır olsun” dedi. Hazırlandık yola çıktık kısa otobüs yolculuğunda hoca efendiler kısaca hicret olayını anlatıyor, kalplerimize huşu gözlerimize yaş doluyordu. Resuli Zişan hicret emrini aldığında kâfirler de onun o gece öldürülme fermanını imzalamışlar ve 10 kadar genci evinin kapısının önünde nöbete bırakmışlardı. Ama Resuli Zişan Muhammedül emin olarak üzerinde olan müşriklerin verdikleri emanetleri Hz. Ali efendimize bırakıp Hz. Ebubekir ile 10 kişinin beklediği kapıdan çıkıp onların gözlerine serpiştirdiği toprakla gözlerini görmez hale getirmiş, aralarından çıkıp Sevr dağına doğru yola devam etmişti. Bizim bugün yol yolak yapılmış olduğu halde zor tırmandığımız zirveye yakın dostu Ebubekr ile birlikte çıkmıştı. Daha uzun hikâyesine bile geçmeden bizlerin gözyaşları sel olmuştu. O günü yaşar gibiydik adeta. Zaten o dağa tırmandık, yine o mağaraya girip Resule salat ve selamlar gönderdikten sonra Mekke’ye kuşbakışı bakıp sabah namazımızı zirvede eda ettikten sonra geri döndüğümüzde gurubumuzun daha yolun yarısında olduğunu fark ediyorduk. 8’inci Mekke günümüzdü. O gün peygamberimizin doğduğu evi, zemzemin çıktığı kuyuyu, Cin Mescidi’ni ve Cennetü-l Mualla’yı geziyor, dualar ediyorduk rabbimize. Burada da enteresan bir olay vardı anlatılan. Resuli Zişanımız peygamberliğini ilan edince cinler de kendisine inanmamışlardı. Bir gece Batni Nahle denilen bir vadide peygamber fendimiz ile karşılaşınca ondan mucize istemişler, Resul onlara “şu sakız ağacı gelse size konuşsa benim peygamber olduğumu söylese inanır mısınız?” demiş Onlar da “inanırız” demişler. Ve o sakız ağacı dalı budağı ile yerinden sökülerek sürünüp gelmiş ve “evet bu ahir zaman peygamberi Muhammet Mustafa” demiş onlar da “inandık Ya Resulallah” demişler peygamberimiz onlara bugün Cin Mescidi’nin olduğu yerde namaz kıldırmış. Cennetü-l Muaalla’da (mezarlık) ise Hz Hatice validemiz, Resulün dedesi Abdülmuttalip ve amcası Ebu Talip yatıyordu. İhrama girerken ve ihramlı iken her zaman ve zeminde getirdiğimiz “Lebbeyk allahümme lebbeyk lebbeyke la şerike leke lebbeyk innel hamde venniğmete leke vel mülk laaa şerike lek.” “Buyur Allah’ım emrindeyim buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimette senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur. Ve ardından, Allah ü Ekber Allah ü Ekber la ilahe illallahü Allah ü Ekber Allah ü Ekber velillahil hamd deyip tekbir getirerek sürdüğümüz dua ve yakarışlarımızı Resulullaha salavatlar ile süsleyip dilimizin döndüğünce gönlümüzce Allaha dualarımızı münacatlarımızı ileterek sürdüğümüz Mekke ve Kabe-i Muazzama günlerimizin artık sonu geliyor buradan ayrılmanın hüznünü yaşarken bir başka kutsal belde olan Medine i Münevvere’ye gitmenin heyecanını hissediyorduk. Mekke ibadetlerimizde her hacı ve umrecinin emeli olan şeyi bir defada ben gerçekleştiriyordum Hacer-ül Esved’i bir kere öpüp Altınoluk’un altında birkaç kere namaz kılma bahtiyarlığına erişiyordum çok şükür. Bu kutsal yolculuğumuzda ihtiyar ve orta yaşlı umreci kardeşlerimizin yanında gurubumuzda 10 yaş altı üç tane de sabi umrecimizin olması bizleri ziyadesiyle memnun ediyordu. Bu vesile ile buralar geldikten ve ikinci Cuma namazımızı Mescid il Haramda eda ettikten sonra 11. günü akşamüzeri ikindi namazı sonrası otobüslerimizle Mekke’ye doğru yola çıkıyorduk. Deve ve davar çiftliklerinin yol kenarlarından seyredip karpuz tarlalarında ağaran karpuzları da seyrederek akşam namazını bir Medine beldesinde kılıp saat 22 sularında Medine’ye inip otelimize yerleştikten sonra mihmandar hocalarımız eşliğinde Mescid-i Nebevi’ye girdik. Bu arada bir kraliyet mensubunun orada bulunmasından dolayı mescidin kapalı olduğu haberini ilettiler bize olsun biz mescidin bahçesinde yatsı namazımızı imametle kılıp mescidi tanımak için çevresini gezerek Babüsselam’a geldiğimizde “yarabbi bu ibadetimizi bize kolay kıl” dediğimizi biliyorduk. İşte rabbimiz kolay kılıyordu ve Ravza yı Mutahhara açılmış bizde kapısında belirmiştik ve bilmediğimiz halde Resulullahın cennet bahçem dediği yeşil halıların üzerinde geçmişlerimize ülkemizdeki çoluk çocuk eş ve dostlarımıza ülkemizin refah ve düzenliliğine doyunca dualar edip Allah rızası için namazlar kılıyorduk. Bu ne kadar güzel bir kolaylıktı rabbim sana şükürler olsun. MESCİDLER ZİYARETİ Artık Medine ve Ravza günlerimiz başlamıştı. Ayrı bir ruh hali ile bağlanmıştık peygamber efendimizin mescidine. Hem ibadetlerimizi yapıyor hem de buradaki önemli mescidleri ve harp yerlerini gezmeye devam ediyorduk. Boş bulduğumuz zamanlarda ise hediyelik alışverişler yapıyorduk. Ravzanın etrafında bulunan Gamame (bulut) mescidi, Hz. Ebubekir mescidi ve Hz Ali mescidini ziyaret edip kapalı oldukları için dışarıdan dua ediyordum. Sonra Ravza’nın güneyine düşen Bilali Habeşi mescidini ziyaret edip iki rekat namazla selamlıyorduk. Daha sonra bir gün yine Hz Hamza gibi bir yiğit İslam komutanının şehit edildiği ve hikayesi hazin olan Uhut savaşının yaşandığı uhut dağını ve yanındaki Hz Hamza’nın mezarını ziyaret edip hendek savaşının yapıldığı yerdeki 7 Mescidler’in bulunduğu ama şimdi yerlerinde tek mescidin yapılmış olduğu yerleri gezip hikayelerini mihmandar hocalarımızdan dinleyip huşu içersinde geçmişi düşünüp bu dini bize kazandıranlara ve Osmanlı atalarımıza dualar gönderiyorduk. Ve nihayet İslam’ın ilk mescidi olan Kuba’ya giderek peygamber efendimizin hicretinden sonra 15 gün kadar kalıp inşa ettiği mescide iki rekat namazımızı eda edip yine derin derin düşüncelere dalıp gidiyorduk. Hele bir mescid vardı ki beni çok duygulandıran ve hıçkıra hıçkıra ağlamama sebep olan hikayesi idi. Kıbleteyn (iki kıbleli mescid) burada bir gün Resuli Zişan efendimiz Kudüs’deki Mescidi Aksa’nın kıble olduğu ama peygamberimizin hep gönlünde artık Kabe’nin kıble olma isteğinin sürdüğü hüznü ile bir ikindi namazını eda ederken, Hz. Cibril in resulün yanına gelip “Fevelli vecheke şedral mescidil haram.” “Habibim artık yönünü Kabe’ye dön” diyen ayeti getirmesi ile kılmış olduğu iki rekattan sonra iki rekatını da çok istediği Kabe’ye dönerek namazı tamamlaması ile gelişen olaya münhasıran bu mescide “iki kıbleli mescid” denmişti. artık benim ruhum daralıyor göz yaşlarıma hakim olamıyordum. Resul-i Zişan efendimizin bir yanında Hz Ebubekir’in bir tarafında Hz Ömer ‘in yattığı ve “evim ile mescidim arası cennet bahçemdir, kim beni ziyarete gelip başka bir amaç taşımadan Allah rızası için bu bahçemde iki rekat namaz kılar ise o benim cenneti alada komşum olur ve ona şefaatim şart olur” dediği yeşil halıların bulunduğu mimberi ve mihrabının yer aldığı Ravza-ı Mutahhara’sı yeşil kubbesinin altı idi ve mescidin tam karşısında bulunan ve peygamberimizin ehli beytinden ve sahabilerinden bir çok sevgilinin yattığı Cennetül-Baki mezarlığını her gündüz vakti sonrası ziyaret etmemizdi. Neler yazayım derken çok şeyler yazdım sanırım eksikleri ile kabul edin sevgili okurlarım. Yüce Allah bu kutsal beldeleri gidenlere tekrar, gitmeyenleri en kısa zamanda ziyaret etmeyi nasip ve mukadder eylesin. AMİN...

Dünya Haberleri

TERÖRİST HER YERDE TERÖRİST
RUSYA SAVAŞA BENZİNİ DÖKTÜ
Donald Trump'ın ondan önce öleceğini söyledi, espri yaptım diyerek geçiştirdi
İRAN'DAN MÜZAKERE AÇIKLAMASI
EVE DÖNDÜK BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE KATILMIYORUZ