Hangi ırktan, hangi dinden, hangi ülkeden olursa olsun; bütün kalabalıkların içinde uyuyan bir faşizm vardır. Kalabalığı yeterince korkuttuğunuzda uyku dağılır ve küçük faşistler ortaya çıkmaya başlar. Mırıltı halinde yollara dökülen bu küçük faşistleri üstünlük yalanlarıyla beslerseniz onlar artık semiz faşistlere dönüşür.
Eğer bu semiz faşistler, iktidar koltuğunda oturan babadan onay da alırlarsa işte o zaman büyük çıldırma başlar. Alçaklık yüceleşir, katiller kahraman olur. Çocuklar bile katledilir, anneler bile buna onay verir. Ve korkarım Türkiye artık bu sürecin son eşiğinden geçmek üzeredir.
Beni sevmeyen ölsün!
Başbakan nihayet telaffuz etti:
“Tek devlet, tek milleti beğenmeyen gitsin!”
Bilmem hatırlayacak mısınız o geceyi? AKP, ikinci kez iktidara gelmiş ve Başbakan Erdoğan zafer konuşması yapmak için çıkmıştı. Seçim çalışmaları sırasında ‘Tek bayrak, tek millet’ sloganı ve ardında bayrakla billboard’lara poz veren Başbakan o gece şöyle demişti:
“Bize oy vermeyenleri de zenginliğimiz sayıyoruz!”
Birçok kesimden alkış gelmişti bu konuşmaya. “Vay ne kadar demokrat” bulunmuştu, “Vay ne kadar yüce gönüllü!” Oysa konuşma şunu demeye geliyordu:
AKP’ye oy vermeyenler bundan böyle ‘ülkenin garnitürü’ muamelesi görecekti. O sebepten o gün “Biz artık bu ülkenin garnitürüyüz” diye yazmıştım.
O gece AKP’nin başlattığı sürecin bugün son evresine giriyoruz. Başbakan artık sadece “Tek bayrak, tek millet” demiyor, ekliyor:
“Artık devlet de benim!”
Bu sözlerle Kürtleri, AKP’den başka partilere oy verenleri yani o seçim gecesi memleketin garnitürü yerine konmuş olanları artık ‘düşman’ ilan etmiş oluyor.
Başbakan bu sözleriyle Türkiye’ye yönelik fetihçi hislerle yürüttüğü operasyonun tamamlandığını da söylemiş, artık devletin kendilerine ait olduğunu da belirtmiş oluyor.
Ve devleti ele geçirenlerin hep yaptığı üzere (dün Hasan Cemal yazmıştı, bakınız) Kürtlerin üzerine yürüyor.
Kürtsen susacaksın!
Elbette bu memleketin içindeki Kürt düşmanı faşizmi ilk uyandıran AKP değil. İktidarın Kürt halkına karşı boş kale maç yapması bir gelenektir. Salla! Nasılsa kale boş. Nasılsa sen egemen halkın temsilcisisin. Salla!
Nasılsa onların sözleri baştan gayrimeşru. Patlat! Nasılsa onların cevap hakkını hiçbir ana akım televizyon kanalı kullandırtmayacak. Yürü, kim tutar seni! Nasılsa onları birileri televizyona, gazeteye çıkarsa bile isimlerinin başına hakaret yazmadan onlardan bahsedilemeyecek. Vur patlasın!
Nasılsa Güneydoğu’dan gelen görüntüler toz duman içinde ve ne olup bittiği orada yaşayan insanlara sorulmuyor. Çak bir tane daha!
Nasılsa cüzamlı ilan edilmiş Kürt siyasetçiler sana ne söyleseler duyulmayacak. Adlarını bile ağzına almak istemiyorsun kendine benzemeyenlerin, ‘malum’ diyorsun ve sonra aynı ağızla ‘öteki’ni anlamaktan, demokrasiden bahsediyorsun. Ama yürü kim tutar seni!
Nasılsa bu ülke eğitimlidir bu konuda. Çabuk unutur işkence görmüş Kürt çocuklarını. Kürt çocukları dağlarda hem bu tarafta hem o tarafta (!) ölür, geriye bir tek senin, yalnızca senin yalandan demokrasi mücadelen kalır!
“Kimi kimin vatanından kovuyorsun?” diye soruyorlar sana. Cevabın belli:
Artık vatan da senin, devlet de sende. Nasılsa artık bütün kaleciler gitti, golleri bir tek sen atıyorsun! Sonra dönüp bize golleri attın diye seni alkışlamamızı bekliyorsun. Ama göreceksin: Top yuvarlak ve maç 90 dak’ka!