2007’de sinyallerini verip 2008’de ABD’den başlayarak tüm Avrupa’yı ve dünyanın birçok ülkesini etkisi altına alan küresel finans krizi acaba nasıl tetiklendi?
Bu yıl Oscar ödül törenlerin en iyi belgesel ödülü kazanan “Inside Job” küresel soygun çetesinin dünyayı nasıl göz göre göre krize ittiğini muhteşem bir dille anlatıyor. Charles Ferguson’ın yazıp yönettiği belgesel bugüne kadar hiç bilmediğiniz harika gerçekleri de gözler önüne seriyor.
Inside Job Türkçeye serbest bir çeviriyle içeriden yapılan iş, gizli pazarlık gibi anlamlara geliyor. İşin bam teli de burası. Büyük sigorta ve mortgage şirketleri, bankalar 2000’li yılların başlarında elde ettikleri büyük kârlardan çok daha büyük kârlar elde etmek için faizleri düşürüyorlar.
Küçük gibi görünen faizlerle herkese ev kredisi, tüketici kredisi veriyorlar. Hatta işi sıkı tutması gereken denetçiler kredi verdikleri müşterilerine ne iş yaptıklarını bile sormuyorlar. Aldıkları krediyi ödeyip ödeyemeyeceklerini soruşturmuyorlar. Sadece sosyal sigortası olması normal.
Herkes bu sistemle kolaylıkla ev sahibi olacağını düşünüyor ve başka hiçbir şeyi düşünmeden hemen ev kredisi alıyor. ABD ve dünyanın önde gelen mortgage kurumları, başta Fannie Mae, Freddie Mac ve Lehman Brothers baştan ayarladıkları sistemle kredileri herkesin önüne seriyorlar. İnsanlar da “oh ne güzel dünya” diye düşünerek aslında çok önceden ince bir şekilde tezgâhlanmış oyunun istemeden parçası oluyorlar. Ev fiyatları şiştikçe şişiyor. 200 bin Dolar olması gereken ev, birden oluyor 300 bin hatta 400 bin Dolar.
ABD’deki bu sistemin en garip taraflarından biri bir mülkü abartısız 50 farklı kurum ya da kişinin ipotekleyebilmesi. Yani bir Amerikalı New York’ta ev aldı, kredi şirketi buna ipotek koyuyor. Sonra ev sahibi mesela üç ay kredi ödüyor ve ödediği kısmı başka bir bankaya göstererek yeni bir kredi alıyor. Bu sefer o banka da evde ikincil sahip konumuna geçiyor. Sistem mıhlama gibi uzayarak böyle gidiyor.
Yukarıda yazdıklarım size deli saçması gibi gelebilir, Ama değil. Dünyanın önde gelen finans uzmanları, ekonomistler, bankacılar sistemin böyle gidemeyeceği konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Ama dinleyen kim? Ünlü ekonomist ve adı kriz kahinine çıkan Nouriel Roubini ekonomi dergilerinde makaleler yazıyor ve krizin kapıda olduğunu yazıyor, ama aldırış eden yok.
Öyle yok ki, AIG’nin, Lehman Brothers’ın CEO’ları, danışmanları 75 Dolara kahve içiyorlar. 200 Dolara pizza yiyorlar. Lehman Brothers’ın CEO’su Dick Fault’un insanlardan nefret ettiği için helikopterle işe geldiği, sonra şoförünün onu holding binasına getirdiği ve 35. kata çıkarak istemediği hiç kimseyle görüşmediği belgeselde anlatılıyor.
Çanlar 2007 sonunda çalmaya başlıyor. 2008’de uyarı sinyalleri geliyor. Bu esnada enteresan şeyler oluyor. Colombia Üniversitesi’nin ekonomistleri, Harvard’ın hocaları şimdi sıkı durun İzlanda ekonomisinin muhteşem olduğuna ve harika bir şekilde büyüyeceğine dair raporlar yazıyorlar. İzlanda hiç gerek yokken durduk yere tam 150 milyar dolar IMF eliyle borçlandırılıyor. Sonra İzlanda bankaları bu paraları yatırıma harcamak yerine belirli işadamlarına kredi olarak veriyor. İşadamları da bu paralarla Londra’da, Paris’te, Roma’da perakende dükkanları açıyorlar. Avrupa’da da işler rast gitmediği için bu paralar da toz oluyor.
Belgeselde İzlanda hakkında olumlu raporlar yazan hocalara bu durumun aslını soruyorlar. Hocaların hepsinin verdiği cevap aynı: “Bize gelen değerlendirmeler, parametreler çok olumluydu. Bunlara bakarak olumlu not verdik.” Hemen bir ara not verelim. İzlanda hakkında bu raporları yazanlara İzlanda hükümeti kişi başı tam 124 bin Dolar ödeme yapıyor. Ne diyelim, Allah bereket versin!!!
Tabii İzlanda kriz tetiklendiği anda iflasla yüzleşmek zorunda kalıyor. Dünyanın en refah ve müreffeh ülkelerinden biri darboğazın eşiğine geliyor. İzlanda’da hiç kimse niçin böyle bir krizin içine düştüklerini izah edemiyor ve İzlanda halkı borçlanmalarının bedelini ağır bir şekilde ödüyor.
2008’te çalmaya başlayan çanlar Lehman Brothers’ın nakite sıkışmasıyla artık iyice gün yüzüne çıkıyor. Yani güneş balçıkla sıvanmıyor. Matematikteki olasılık teorisinin en olmazı oluyor ve domino teorisi harekete geçiyor.
Batmaz denilen, dünyanın en büyük mortgage şirketi Lehman Brothers 16 Eylül 2008’te batıyor. ABD devleti, “Bırakalım batsın, ne olacaksa olsun” diyorlar. Lehman Brothers battıysa biz zaten batarız diye düşünen Fannie Mae, Freddie Mac de peşinden iflas ediyorlar. 16 Eylül 2008’in akşamı bu kez dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG uçurumun eşiğine geliyor. Ama ABD devleti bu kez dizginleri eline alıyor. ABD’de her üç kişiden biri bu krizden etkileniyor. İnsanlar işlerini, arabalarını, evlerini kaybetmeye başlıyor.
Lehman Brothers’a göz yuman ABD AIG’yi kurtarıyor ve ABD hazinesi AIG’in ortağı oluyor. Bu arada adı daha az bilinen 40’a yakın banka, finans kurumu batıyor. Zincir daha sonra İngiltere’yi, Fransa’yı, İrlanda’yı, İspanya’yı ve tabii dünyanın önemli bir kısmını esir alıyor.
Bütün birikimlerini kaybedenler,evlerini ve arabalarını krize kurban verenlerin günahı kime ait? Söyleyeyim: Yılda 200 milyon Dolar kazanan ama çalıştıkları kurumları iflas eden CEO’lar, yılda 50 milyon dolara kazanan ve yaklaşan krize rağmen bunun üstünü örten danışmanlar ve tabii ki tüm bu olup biten karşısında sessiz kalıp sonradan oyuna giren başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin başbakanları, bakanları, bürokratları…
Olan her zamanki gibi halka oldu. Her şeylerin kaybettiler. Daha kötüsü inançlarını kaybettiler. Popülist davranmıyorum, ama bu krizin sorumluları en gıcır arabalar ve jetlerle, büyük malikanelerle servetlerine servet katmaya devam ediyorlar.
Ne yapın edin Inside Job’un izleyin. Sistemin nasıl işlemez hale getirildiğini kendi gözlerinizle görün. Küresel soygun çetesi işini nasıl iyi yapmış bir görün!