Küresel Göç ve Kalkınma Forumu

Başbakan Davutoğlu: (2)- "Artık yaşanan trajediye gözünü kapatmak yerine, ortak insani değerler çerçevesinde bu trajedilere el birliğiyle çözüm üretmek zorundayız"- "Ben bugün huzurunuzda 2 milyon mülteciyi tek bir ırkçı yaklaşım veya aşırılıkla karşılama

İSTANBUL (AA) - Başbakan Ahmet Davutoğlu, göçmen krizine ilişkin, "Artık yaşanan trajediye gözünü kapatmak yerine, ortak insani değerler çerçevesinde bu trajedilere el birliğiyle çözüm üretmek zorundayız" dedi. 

Davtoğlu, Dışişleri Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlenen Küresel Göç ve Kalkınma Forumu Yıllık Zirve Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, göçün, mekanın potansiyelinin yetersiz kalması halinde insanoğlu için kaçınılmaz bir yol olabildiğini, insanların ölüm ve zulümden kaçmak, özgür düşünmek, yaşamak, daha fazla kazanmak, öğrenmek ve araştırmak için göç ettiklerini belirtti. 

Küreselleşmenin ve kalkınmanın insanlara daha hızlı ve kolay hareket edebilme kabiliyeti kazandırdığını dile getiren Davutoğlu, "İnsanın yani emeğin hareketinin meta ve sermaye hareketlerinden geri kalması, kalkınmayı, özellikle küresel kalkınmayı sekteye uğratacaktır. Göç ve kalkınma, sürekli etkileşim halinde birbirini etkileyen iki olgudur. Birini diğerinden ayırt etmek mümkün değildir. Bir taraftan göç, iyi yönetildiğinde kalkınmayı sağlayıp sürdürülebilir hale getirirken, doğru yönetilmezse, kontrolden çıkması durumunda ise bu gelişmeleri olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Göçün kontrolden çıkması engellenerek, insanların ana vatanlarında, refah ve istikrar içinde yaşamasını sağlamak durumundayız" diye konuştu. 

Göçmenlerin, ev sahibi ülkelerin kalkınmasına önemli katkılar yaptığına da işaret eden Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Ülkeler, ellerinde olmayan bazı kabiliyetleri başka ülkelerden gelen insanların sağladığı katkılarla aşabilmektedirler. Örneğin 1960 sonrasında Türkiye'den Almanya'ya göçen birçok vatandaşımız Almanya'nın kalkınmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır. Aynı durum 1940'larda, -bir akademisyen olarak bizzat da müşahede ettiğim için söylüyorum- Almanya'da Hitler zulmünden kaçan ve Türkiye'ye göçen Yahudi bilim adamları ve akademisyenleri için de geçerlidir. Türk bilim hayatına olağanüstü büyük katkılar yapmışlardır. Hepsini minnetle anıyoruz. Ülkeler arasında göç ederek bu ülkeleri birbirine bağlayan, kardeşlikleri, dostlukları pekiştiren herkes aslında insanlığın ortak kültürüne de büyük bir katkı yapmış olmaktadır."

- "Soğuk Savaş sonrası 4 büyük deprem yaşandı" 

Kalkınma ile barış ve güvenlik arasındaki ilişkinin ne denli iç içe olduğunun herkesçe malum olduğunu belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Soğuk Savaş sonrasında küresel düzeyde 4 depremin yaşandığını her zaman söylerim. İlk deprem Sovyetler'in yıkılmasıyla ortaya çıkan jeopolitik depremdir. Bu deprem sonrasında Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve Karadeniz'de büyük değişimler yaşanmış ve çatışma bölgelerinde önemli insan hareketlilikleri söz konusu olmuştur. Balkanlar'da Bosna ve Kosova krizi esnasında Türkiye'ye yönelik olarak yaşanan büyük mülteci akınını da şimdi tekrar bir kez daha hatırlıyoruz. En son yaşanan Ukrayna krizi dahi o dönemde yaşanan jeopolitik kaymanın, depremin artçı şoku olarak karşımızda duruyor. O dönemlerde Kafkaslar'dan, Balkanlar'dan Anadolu'ya doğru söz konusu olan göç, jeopolitik bir sonuç olarak gündemimizi, 1990'lı yıllarda meşgul etmişti. İkinci deprem, 2001 yılında 11 Eylül saldırılarıyla gerçekleşen güvenlik depremidir. Bu deprem, terör tehdidini uluslararası gündemin ilk sıralarına yerleştirmiş, toplumsal kaygıların artmasına, güçleştirilen vize rejimleriyle insan hareketliliğinin de olumsuz yönde etkilenmesine sebebiyet vermiştir. Terör tehdidi de o günden bugüne birçok göçün en önemli sebepleri arasında yer almıştır. Üçüncü deprem, 2008 yılındaki finansal krizdir. Bu finansal kriz sonrasında da özellikle işsizlik sebebiyle büyük göç hareketlerinin yaşandığı ve iş imkanı bulabilmek için büyük kitlelerin bir ülkeden diğer ülkelere doğru hareket ettiğini hep beraber gözledik." 

- "Dördüncü deprem Ortadoğu'da" 

Her ekonomik, politik hareketliliğin yeni göç dalgalarının önünü açtığına işaret eden Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

"Dördüncü deprem ki hala içinden geçmekte olduğumuz bir süreçtir, Akdeniz'in doğusunda Ortadoğu'da yaşanan siyaset ve güvenlik depremidir. Bu deprem zaten, maalesef uluslararası toplumun gözü önünde her gün cereyan ediyor ve belki de son yüzyılın en büyük göç hareketlerini tetikleyen etkiler yapıyor. Son aylarda ise Avrupa'yı yoğun şekilde etkileyen şiddetli bir insani deprem olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sığınmacı krizi, siyaset ve güvenlik alanında yaşanan depremin finans ve jeopolitik depremle üst üste gelmesiyle ortaya çıktı. Biz bu depremle esasen 4 yılı aşkın bir süredir karşı karşıyayız, iç içe yaşıyoruz. Sorunlarıyla boğuşuyoruz. Bu bağlamda sığınmacı krizinin bu dört depremin fay hatlarının kesişiminden ortaya çıkan 5. bir deprem olduğunu söyleyebiliriz." 

Bu nedenlerle Türkiye'nin geçen eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gündemine "Akdeniz havzasındaki düzensiz göçmenlerin ve özellikle Suriyeli sığınmacıların trajedilerine ilişkin küresel farkındalık" başlığı altında bir gündem maddesi eklenmesini sağladığını kaydeden Davutoğlu, gelecek yıl mayıs ayında da Türkiye'nin bu konuları Dünya İnsani Zirvesi'nde ele almayı sürdüreceğini ifade etti. Davutoğlu, geniş kapsamlı bir istişare yapılacak olan bu toplantıya tüm katılımcıları davet etti. 

- "Aylan Kürdi'yi gözlerinizin önüne getirmenizi rica ediyorum" 

Uluslararası sistemin çözüm bulmakta zorlandığı, aciz kaldığı Suriye, Irak, Libya ve Afganistan gibi ülkelerdeki krizlerin, insanların ülkeleri içinde ve dışında yer değiştirmelerine, sığınmacı durumuna düşmelerine neden olduğunu hatırlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Uluslararası toplum, 3 yaşındaki Aylan Kürdi'nin cansız bedeninin görüntüsüyle gerçek anlamda bir insani şok yaşamıştır. Bir an sizlerin de her birinizin, o 3 yaşındaki çocuk bedenini gözlerinizin önüne getirmesini rica ediyorum. Bu çerçevede de göçün bir zaruret haline geldiği durumlarda en önemli çözüm yolunun, insanları bulundukları ülkelerde mutlu kılmak için hep beraber uluslararası sorunlara çözüm bulmak olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Artık yaşanan trajediye gözünü kapatmak yerine ortak insani değerler çerçevesinde bu trajedilere el birliğiyle çözüm üretmek zorundayız. Bu mesele, tek bir ülkenin veya ülkeler topluluğunun meselesi değil, artık bütün bir insanlığın meselesidir ve insanlık bu meseleye el ele vererek çözüm bulabilir. Yaklaşık 10 gün önce New York'ta BM Genel Kurulunda yaptığım konuşmada da bunu vurguladım. 2 hafta önce Edirne'de, Avrupa'ya geçmek için bekleyen kitlelerin temsilcilerine bir vaatte bulunmuştum. Onlara seslerini dünyaya duyurma sözü vermiştim. Bu sözümü BM Genel Kurulu'nda tüm dünya liderleri önünde yerine getirmiştim, bugün burada tekrar ediyorum. Son derece insani bir tavırla, bu Avrupa'ya doğru yürüyüşe geçen binlerce Suriyeli'nin temsilcileri beni ziyaret ettiklerinde şunu demişlerdi: 'Sayın Başbakanım, sakın ola ki Türkiye'yi protesto ettiğimizi zannetmeyin. Biz dünyaya sesimizi duyurmak istiyoruz. Yoksa Türkiye'ye müteşekkiriz' dediler." 

- "2 milyon mülteciye kalbini açan bir milletin Başbakanı olarak gurur duyuyorum" 

Suriyeli sığınmacıları temsil eden kişilerden birisinin bu toplantıda söylediği "2 hafta önce eşim bir doğum yaptı. İstanbul'da özel bir hastaneye gittim. Giderken çok ciddi kaygılar içindeydim çünkü eşimin doğum parası için verecek tek kuruşum dahi yoktu. Hastanede karşılandık. Eşim doğumu yaptı. Ayrılırken kaygıyla ücret talebini beklerken bir taksinin tutulmuş olduğunu gördüm. Hastane yetkililerine ücret konusunu sorduğumda, şunu söylediler, 'Siz bizim misafirimizsiniz. Sizden ücret almayacağız, çocuğunuz hayırlı, ömürlü olsun, tuttuğumuz bu taksiyle de evinize gidebilirsiniz' şeklindeki ifadeleri de nakleden Davutoğlu, "Ben bugün huzurunuzda 2 milyon mülteciyi tek bir ırkçı yaklaşım veya aşırılıkla karşılamayan, onlara kalbini, yüreğini, aşını, kapısını açan bir milletin Başbakanı olarak size hitap etmekten büyük bir gurur duyuyorum" dedi.  

- "Hepimizin görevi, mültecilerin o gözlerindeki ışığı yaşatmaktır"

Türkiye'deki ve komşu ülkelerdeki kamplarda çok zor şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin durumlarının unutulmaması gerektiğini kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Şu anda bir şehrimizde, Kilis'te Suriyeli mültecilerin oranı Türkiyeli vatandaşları geçmiş ve yüzde 54'e ulaşmıştır. Artık bu mesele hepimizin meselesidir. Çocuklarımıza baktığımızda Aylan Kürdi'nin gözlerini görmemiz lazım. Torunlarımıza baktığımızda o, Türkiye'de ve değişik kamplarda doğan yüz binlerce bebeği görmemiz lazım. Türkiye'de 66 bin bebek doğdu, kamplarda. Kendi ülkesini, şehrini, sokağını tanımayan 66 bin bebek. Onların emin olunuz ki o günlerde dünyaya gelen benim torunumdan bir farkı yoktur. Onların geleceği için ne tedbir almışsak, torunlarımızın, çocuklarımızın, Suriyeli bebekler için de aynı tedbiri alıyoruz. İnsanlığa çağrımız şu; gelin bu mültecilerin gözlerindeki ışığı, yüreklerindeki korkuya rağmen gözlerindeki ışığı görelim. Hep beraber o ışığın yolunda onların geleceğine sahip çıkalım. Irkçı gösterilerle, dışlayıcı tavırlarla, söylemlerle, radikal yaklaşımlarla mültecilerin kalbini kırmayalım. Onlar, diğer insanlar gibi kendi evlerinde huzur içinde yaşamak isterlerdi. Eğer kendi evlerini terk etmişlerse bu kendi iradeleriyle olmadı. Zalim bir rejimin varil bombalarıyla, kimyasal silahlarıyla oldu. Barbar bir terör örgütünün vahşi katliamlarıyla oldu. Bizim hepimizin görevi, bu mültecilerin o gözlerindeki ışığı yaşatmak, oradan yeni bir insanlık anlayışını dünyaya yaymaktır." 

(Sürecek) 

AA

Türkiye Haberleri

2. KEZ YAPANIN EHLİYETİNE EL KONULACAK
BELEDİYELERE SIKI DENETİM
TÜRKİYE FÜZE DENEDİ BÖLGE SALLANDI
KONYALI ASKERE İSTİKLAL MADALYASI