Kur’an’da “ismen (günah)” lafzı

Doç. Dr. Murat Kayacan

Günah anlamındaki ism kelimesi Kur’an’da ismen şeklinde dokuz ayette on defa geçmektedir. Aynı kelime isme, ism, ismike, ismuhu vs. değişik kalıplarda da Kur’an’da yer almaktadır. Ancak bu yazıda biz sadece ismen lafzının yer aldığı ayetleri nüzul sırasına göre ele alacağız.

Ölen bir kişi vasiyet bırakır. Vasiyetteki mirasın bölüşüm oranlarında haksızlık olduğundan endişelenen kişi, bu günahı gündeme getirebilir: “Kim de vasiyyet edenin bir hata veya günah işlemesinden korkar da (tarafların) aralarını düzeltirse, ona günah yoktur, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Bakara, 2: 182). Vasiyet bırakan kişi bilmeyerek ya da kasten haksızlık yaptıysa her iki durumda da konuya vakıf olan kimse doğru bildiğini ortaya koyar ve haksızlığı engeller. Bu, “vasiyette tahrif” demek değildir.

Allah günahlarından dolayı insanları hemen cezalandırmaz. Hatta bir kısmına nimetlerinden bol bol verir ki ahirette daha fazla azaba uğrasınlar: “İnkâr edenler sanmasınlar ki kendilerine süre vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını artırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 3: 178). Yine de inkârcılar kendilerindeki mal çokluğunu doğru yolda oluşlarına gerekçe sayıp zulümlerine devam eder ve Allah’ın azabını göz ardı ederler.

İftira atmak günahtır: “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab, 33: 58). Bir müminin hatasını ortadan kaldırmaya çalışmaktansa onun hatasını rastgele anlatan kimse gıybet etmiş olur. Haber verdiği şey o kimsede yok ise o çekiştirenin yaptığı iftiradır.

Mehir bir bayanla evlenmek isteyen bir Müslümanın o bayana vermesi gereken paradır/maldır. O bayanı eş edindikten sonra ondan ayrılmak isteyen erkek bu durumda, eşine haksızlık yapmak ve onu tehdit etmek suretiyle günah işleyerek mehiri geri almaya kalkmamalıdır: “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız da ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?” (Nisa, 4: 20). Kadına verilen mehiri hele de ona iftira atma tehdididiyle ya da bizzat iftira atarak geri almaya çalışmak, eş ile yaşanmış güzel günlere rağmen bir nankörlükten başka bir şey değildir.

En büyük günah da bağışlanmayacak olan günah da şirktir: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisa, 4: 48). Bu ayetten şirk koşma dışındaki günahlar konusunda Allah’ın kullarına ne kadar merhametli olduğu anlaşılmaktadır.

Kalbinin temiz olduğunu vurgulayıp, Allah hakkında yalan yanlış zanda bulunanlar hakkında Kur’an şöyle demektedir: “Bak, nasıl da Allah’a karşı yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter!” (Nisa, 4: 50). Allah, Kur’an’ın O’nu tanıttığı gibidir. Bunun dışında, “Benim bildiğim Allah…” diye kurulan dayanaksız iddia cümleleri, iddia sahibine günah olarak yeterlidir.

Her birey kendi işlediğinin karşılığını ahirette görecektir. Kimse kimsenin günahını yüklenmez ve kimsenin işlediği suç da karşılıksız kalmaz: “Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şeyi bilicidir, büyük hikmet sahibidir. Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisa, 4: 111-112). İşlediği günahı başkasının üstüne atan kimse, aslında onu adeta sırtlanmaktadır. Öyle kimselerin yükü ne ağırdır!

Öleceğini anlayan bir kişinin yapacağı en iyi şey, iki şahit eşliğinde vasiyetini belirlemesidir. Bu şahitlerin yalana müsait oldukları anlaşılırsa onların yerine şahitlik yapacak kişilerin yemin etmesi istenir:  “Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve ‘Ant olsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz.’ diye Allah’a yemin ederler.” (Maide, 5: 107). Demek ki miras konusunda şahitlik yapan kimselerin titizliği ve adaleti elden bırakmamaları gerekir. Aksi takdirde vefat eden kişinin yakınlarının acılarına acı katmış olurlar ve toplum içinde güvenirliklerini kaybederler.

Günah işleyip tövbe ile meşgul olmaktansa en iyisi güç yettiği oranda günah işlememektir.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.