Kuraklığın önlenmesi adına çeşitli çalışmalar yürüten Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü, kuraklığa dayanıklı bitkilerde çeşitli testler uyguluyor. Enstitü Müdürü Fatih Özdemir, “Kuraklığa önlem olarak çeşitli bitkilerin dayanıklılığını ölçmenin yanı sıra korumalı toprak işleme ve doğrudan ekim yapılarak kuraklığı önleme çalışmalarımız devam ediyor” dedi
Kuraklık dünyada karşı karşıya kalınan doğal afetlerden birisidir. Ülkemizde de yoğun şekilde hissedilen kuraklığı önlemek amacıyla test ve ARGE çalışmalarının yapılacağı Kuraklık Test Merkezi kurulmuştu. Bahri Dağdaş Uluslar arası Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan çalışmalarda önemli aşamalar kaydedildi. Özellikle kuraklığa dayanıklı bitki yetiştirme konusunda yoğun şekilde mesai harcanıyor. Bu bitkiler gerekirse bir süre susuz bırakılıyor, yağmur suyundan uzak tutularak araştırmaya zarar gelmesi engelleniyor. Bunun yanı sıra susuz kalan bitkilerin hastalıklara dayanıklı olması içinde farklı bir çalışma yöntemi uygulanıyor.
“KURAKLIKTAN EN FAZLA ETKİLENEN İÇ ANADOLU BÖLGESİ”
Kuraklık Test Merkezi çalışmaları hakkında gazetemize bilgi veren Bahri Dağdaş Uluslar arası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Fatih Özdemir, kuraklığı bitiremeyeceklerini fakat kuraklığa dayanıklı bitkiler, sulama teknikleri ve doğrudan ekimle müdahale edilebileceğini belirtti. Özdemir, “Kuraklık dünyanın karşı karşıya olduğu ciddi sorunlardan bir tanesidir. Küresel ısınma, küresel iklim değişikliği gibi çeşitli isimlerle de adlandırılıyor. Dünya’da farklı coğrafyalar bu oluşumdan etkileniyor. Türkiye’nin Asya ve Avrupa’nın arasında bulunması nedeniyle, kuraklıktan en fazla etkilenen coğrafyaların başında geliyor. Türkiye içine baktığımız zaman ise İç Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi kuraklıktan en fazla etkilenen bölgelerin başında geliyor. Zaten bu parçalar üst üste koyulup değerlendirildiğinde Tarım Bakanlığı, yaşanan bu kuraklık sıkıntılarından sonra 2007 yılı itibariyle kuraklığa önlem amaçlı oluşturduğu yapı Kuraklık test merkezi oldu. Kuraklık Test Merkezi dünyada 3. olma özelliğini taşıyan, laboratuarları, serası, yağmur korunağıyla böyle bir yapı dizayn edildi. Böyle bir konuda çalışma görevi enstitü olarak bize verildi” dedi.
“NORMAL YAĞIŞ ŞARTLARINDA BİLE ÜLKEMİZ KURAKTIR”
Kuraklığın dünya coğrafyasında farklı ortalamalarının olduğunu ve dünya standartlarında coğrafyamıza düşen yağışın bizi kurak bir alan olmaya mahkum ettiğini ifade eden Özdemir,
“Kuraklığın farklı yorumları var. Kişiye göre de kuraklık var. Bölgeye göre de kuraklık var. Şimdi İngiltere’de kuraklık üzerinde çalışıyor. Ama yıllık yağışı 1200mm olan bir ülkeden bahsediyoruz. Türkiye’nin yağış ortalaması 330mm olarak görünüyor. Kuraklık bölgeye göre değişiyor. İngiltere’de yağış 800 mm’ye düştüğü zaman kuraklık alarmı verip çalışmaya başlıyorlar. Bizim oranımız zaten 330mm olduğu için biz zaten kurak bir coğrafyada yaşıyoruz. Dünya standartlarında da kurak bir coğrafya olarak geçer. Bizim oranımıza ilaveten gelen her yağış düşüşü, sıkıntıları artırıyor” şeklinde konuştu
Çalışmalar neticesinde görevlerinin kurak ortamda dayanıklı bitki yetiştirmek olduğunu dile getiren Özdemir, “Bize verilen görev çerçevesinde 250mm yağış koşullarını sağlayarak bu duruma ve strese dayanıklı bitkiler yetiştirmeye çalışıyoruz. Islah dediğimiz olay çok kolay bir süreç değil. Türkiye olarak hedef sertifikalı tohumluk 1 milyon tona çıkarılması hedefleniyor. Şu an 560 bin ton’a ulaştık. Biz tarım Bakanlığının bir ARGE (Araştırma Geliştirme) birimi olarak yaptığımız çalışmaların üzerine bir yenisini de kuraklık ile eklemiş olduk. Amaç kuraklığa dayanıklı bitkiler geliştirmek. İlk akla buğday geliyor. Şimdi fasülye ile ilgili buğday üzerinde uyguladığımız projeyi uyguluyoruz. Kuru fasülye’de bölge için önemli bir bitki. Türkiye’de en fazla kuru fasülye üretimi Konya’da. TÜBİTAK’la beraber bu projeyi de yürütüyoruz. Burada yağmur korunağı altında bitkiler yetişiyor. Yağış olduğu zaman ekili alandaki bitkilerin gelip üzerini kapatan sensörlü bir yapı. Yağış almadan bitkilerin dayanıklılığını test ettiğimiz için mümkün olduğunca bu bitkileri yağmurdan koruyoruz. Damla sulama sistemi ile suluyoruz. Yağmur korunağını şu an buğday ve kuru fasülye üzerinde çalışıyoruz. Yeni yağmur korunakları ekleyerek çalışmalarımızı artırmayı hedefliyoruz. Bölgede olan diğer bitkilerde bizim çalışma alanlarımıza giriyor. Buğday, arpa, çavdar, tritikal, yulaf gibi serin iklim tahılları varken bunların yanında ayçiçeği, mısır, soya fasülyesi, aspir gibi bitkilerde çalışma alanımızda ve ıslah programımızda yer alıyor. Bu bitkiler üzerinde de kuraklığa dayanıklılık çalışmalarımız sürüyor. Islah uzun bir süreç. Bir buğday türünün ortaya çıkması için 11-12 yıl gerekiyor. Bazı tekniklerle bu süre kısaltılabilir ama mevcutta bulunan klasik ıslah anlamında bu süre gerekiyor. Bu kuraklık merkezinin burada olması sebebiyle böyle bir beklenti var, hemen kurağa dayanıklı bir materyal gelişsin, kullanalım beklentisi var. Biz çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Daha önce kısmen dayanıklı olduğunu bildiğimiz materyaller var. Biz zaten 2011 yılında yaklaşık 500 materyalle dayanıklılık testine başladık. Geldiğimiz süreçte bu rakamı 90 materyale düşürdük. Onlar üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Kuraklığın yanında bitkinin hastalığa da dayanıklı olması gerekiyor. Kurağa dayanıklı olup hastalığa yenik düşerse biz yine verim alamayız. Stresten dolayı bitki daha çabuk hastalık kapabiliyor. Bu çalışmamızda hepsini göz önünde bulunduruyoruz” diye konuştu
Korumalı toprak işleme ve doğrudan ekim sayesinde de toprağın nemini kaybetmediğini ve kuraklığa bir önlem olduğunu dile getiren Özdemir, “Kuraklık izleme projesi düşünüyoruz. Hem bölgemizde, hem ülkemizde kuraklığı tüm boyutlarıyla izlemeyi hedefliyoruz. Kuraklık doğal bir afet olduğu için direk bir savunma mekanizması geliştiremiyoruz. Kuraklığın etkilerinin azaltılması yönünde çalışmalar yürütüyoruz. Sulama sistemlerinin rehabilitasyonu ve çiftçinin bu konuda bilinçlendirilmesi önemli bir yer tutuyor. Bu konuda çalışmalar yapılıyor. Çiftçi damlama sulamaya geçtikten sonra kullandığı su miktarında düşüş olmuyorsa bilinçsiz yapılmış olduğu ortaya çıkıyor. Önemli bir faktörde doğrudan ekim olarak karşımıza çıkıyor. Kuraklığın yönetimiyle ilgili etkilerinin azaltılması noktasında alınacak tedbirlerden birisi de Korumalı toprak işleme ve doğrudan ekim olarak söylenebilir. Hiç toprak işlemeden ekimin yapılabilmesi gerekiyor. Türkiye’de doğrudan ekim yapılan alanların artırılması gerekiyor. Bize avantajı, kurak koşullarda veya yağışın az olduğu coğrafyalarda toprakta az olan nemin muhafazası gerekiyor. Burada çiftçimizden istediğimiz toprağı çok iyi hazırlıyorum diyerek 3-5 kere devirip parçalaması değildir. Bunu asla istemiyoruz. Doğrudan ekim dediğimiz olay buğday anızının üzerine ekim yapabilmektir. Direk anızın üzerine gelen mibzer, ekimi yapıp gidiyor. Dolayısıyla sağladığımız kazançların en başında topraktaki nemi muhafaza etmiş oluyoruz. Geleneksel ekim ve doğrudan ekimi kıyasladığımız zaman ilk 2-3 yıl geleneksel ekim daha avantajlı görünür. Ama 3. yıldan sonra doğrudan ekim ciddi anlamda fark atıyor. Bu konuyla ilgili detaylı çalışmalarımız var” diyerek sözlerini noktaladı.
Sami Gediz- Memleket