KORONAVİRÜS VE DEMOKRASİ

Kasım Çakır

Bir yıl önce (Eylül 2019-Eylül 2020)  Dünya’nın en kalabalık ülkesi Çin’in Wuhan şehrinde hayvan pazarında bulaştığı söylenen yeni tip Coronavirüs tüm küreye yayıldı. Dünyada hasta sayısı 28 milyona, vefat eden insan sayısı bir milyona ulaştı. Ülkemizde 7200 insanımız yaşamını yitirdi.

Ülkelerde  ekonomik, sosyal, sağlık, eğitim, kültürel ve yaşam alanında çok hızlı değişimler yaşanmaktadır. Daralan yaşam şartlar online uygulamalarla aşılmaya çalışılmaktadır. Tıp bilimi, tıp otoriteleri, sağlık çalışanlarının çok zaman çaresiz kaldığı bir yıllık bir süreç yaşandı.

Virüsün bulaşmaması, yayılmaması için her ülke kendi şartları doğrultusunda onlarca tedbirler aldı. Genel uygulama, karantina, antiseptik, maske ve fiziki-sosyal  mesafeydi.

Günümüz dünyası devletlerinde bir sorunun çözümünde üç kesim (ayak) vardır; Devlet, iktidar (yönetenler) ve toplum kesimidir. Günümüzde Koronavirüs ile devlet, yönetenler ve toplum birlikte mücadele etti.

Ülkemizde Koronavirüs ile mücadelede toplumumuzun bir kısmı sınıfta kaldı. Yasakların gevşetilmesinden sonra halkımızın bir kısmı toplu düğünlerde halay çekti, horon tepti, taziyelerde toplu yemek ikram edildi, altın günü yapıldı, eğlenceler düzenlendi. Dezenfektan terk etildi, fiziki mesafe kuralına uyulmadı. Maske takılmasını hatırlatan esnafı, memuru, otobüs şoförünü,  komşuyu, sağlık çalışanını dövdük. Uyarıda bulunan polis memurunu dövmeye kalktık.

Son beş ayda nice canları genç yaşta kara toprağa verdik. Anne babalar evlatsız, eşsiz, evlatları öksüz yetim kaldılar. Beş şehrimizde vaka ve ölüm sayısı yüksektir, sizce  nedeni nedir?

Yöneticilerimiz, bilim kurulu üyeleri, sağlık bakanımız çok yumuşak, nezaketli, rica edercesine yüzlerce defa hatırlatmada bulundular. Bu açıklamalar, tedbirler sert olsaydı halkın bir kısmı kinlenecek, tepki göstereceklerdi. Kurallara uymayanlara para cezası yazıldı. Sert hatırlatma, tedbirler, yazılan para cezaları tahsil edilince bunun cevabını sandıkta veriyoruz.

Meclis üyesi olduğumu bilen bir esnafa alışveriş için gitmiştim. Çayımızı yudumlarken esnaf arkadaş bana; ‘Bundan sonra senin belediye başkanına seçimlerde  oy vermeyeceğim. Oy verirsem elim kolum kırılsın!’dedi. Ben nedenini sordum.

-‘İşyerinin önüne, kaldırıma mal çıkardığım, kaldırımı işgal ettiğim için bana 100 tl ceza yazdılar.’dedi.

Ben kendisine; ‘Muhakkak yetkililer sizi defalarca uyarmıştır. Kaldırıma mal koymakla kul hakkına giriyorsunuz.’dedim.

-‘Ben anlamam, ben bilmem. Bundan sonra size oy moy yok!’dedi. Bende kendisine;

-‘Senin ödediğin ceza nedir ki? Kiracımın kirayı bana elden ödediği için 12.000 tl usulsüzlük cezası ödedim. Kiracıya defalarca hatırlatmama rağmen geciktirdiği kirayı bankaya yatırmadı, işyerime bıraktı, bıraktı gitti. Ben senin gibi isyan etmedim. Devletime küsmedim, yöneticilerimize darılmadım, kızmadım, sandığa yansıtmadım.’dedim. Esnaf arkadaşı ikna edemedim.

Demokrasi tek başına,  mükemmel, olmazsa olmaz bir rejim değildir. Kendi içerisinde bazı mahsurları vardır. Toplumlarda aşırı özgürlük alışkanlık, bağımlılık yapar. Sınırsız özgürlük insanı mutsuzluğa , haksızlığa, adaletsizliğe sevk eder.

İleri demokrasi ile yönetilen (sözde) ülkelerde, aylarca uygulanan yasaklardan sonra halklar ayaklandı. Halk sokaklarda, ‘Demokrasi ve özgürlük’ naraları attılar. Yönetenler, halkın bu tepkilerini sandığa yansıtır korkusuyla virüsle mücadele tedbirlerini kaldırdılar.

Sandık diye bir gerçek var olunca iktidarlar, ülkenin, devletin, halkın yüksek menfaatine olan bazı konularda geri adım atmak zorunda kalırlar. Tarihte hep böyle olmuştur. Halkın dediği olunca böyle oluyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.