Korkunun Merkez Üssü Olmaz: 700 Kilometre Ötede Olsa Bile

Hatice Karakuş

Gecenin zifiri karanlığında, sabaha karşı saat 04.00 civarında çalan o ev telefonu, çocukluğumun en masum uykusunu bir daha geri gelmeyecek şekilde böldü.

Konya’nın Ereğli ilçesinde, bir köy evinde oturuyorduk ailemle. Dışarıda cırcır böceklerinin sesinden başka çıt çıkmayan, kerpiç duvarları bize her zaman güven veren o huzurlu yuvamızda, ahizenin ucundaki sesle sarsıldık.

Arayan Ankara’daki amcamdı: "Kalkın! İstanbul’da çok büyük bir deprem oldu. Ankara’dan bile hissettik, çok şiddetliydi. Yeniden olabilir, tetikleyebilir..."

Daha önce hiç deprem görmemiş, o yıkıcı güçle tanışmamış çocuk yaştaki bir insan için bu sözler, vücudumdaki bütün kanın çekilmesine yetti.

Ne Marmara’daki o korkunç gürültüyü duyduk, ne de yerin altımızdan kayıp gidişini hissettik o an. Depremin merkez üssü ile Ereğli’deki köyümüzün arasında 700 kilometre mesafe vardı; fakat o gece duyduğum korku, sanki enkaz altında kalmışım gibi ağır ve boğucuydu.

İki kardeşim, annem ve babamla birlikte kendimizi hemen dışarı attık. Avludaki otomobilimize sığındık. Sanki o yıkıcı felaket adım adım bize doğru geliyordu. Ve o an sadece biz değildik bu korkuyu yaşayan; tüm Türkiye aynı acı haberle donup kalmıştı.

Güneş doğduktan sonra dahi eve girmeye cesaret edemedik. Şimdiki gibi elimizin altında akıllı telefonlar, internet yoktu; televizyondan haberleri izlemek için bile içeri adım atamıyorduk. Düşünün, iki katlı, avlulu, bahçeli müstakil bir köy evi... Ve biz içeri giremiyorduk.

Sonunda annem cesaretini toplayıp içeri koştu; o dönem her evde bulunan, "ışıldak" dediğimiz şarjlı, radyolu ve kaset çalarlı feneri alıp çıktı. Evin verandasında, radyonun küçük hoparlöründen dökülen haberleri dinledik. Dinledikçe de gözyaşları içinde kahrolduk.

Biz Konya’nın bir köyünde, yüzlerce kilometre ötede bu çaresizliği yaşarken, felaketin tam ortasında kalanları düşünmek bile yüreğimizi dağlıyordu.

Nitekim depremin ardından geçen zaman içinde Konya, deprem bölgesinden çok fazla göç aldı. O tek gecelik korku; binlerce insanı memleketinden, işinden, kurulu düzeninden, çevresinden ve ailesinden etti. Yıkılan sadece binalar değildi; hayatlar, umutlar ve gelecekti.

Bugün o simsiyah gecenin üzerinden tam 27 yıl geçti. Zaman pek çok şeyin üstünü örterek unutturuyor gibi görünse de, o gece radyodan yükselen cızırtılı sesleri, Ereğli’deki o köy evinin avlusunda arabanın içinde bekleyişimizi ve hissettiğimiz o derin çaresizliği dün gibi hatırlıyorum.

17 Ağustos, sadece büyük bir sismik felaket değil; kaybettiğimiz canların anısıyla, bir daha aynı acıları yaşamamak adına almamız gereken derslerle dolu ve hiç geçmeyecek ortak bir sızıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.