Korktukları, gizledikleri, biriktirdikleri nerede!.(*)

Fahri Kubilay

 

Bu kez öyle bir kabrin basma geldim ki, bu kabrin içindeki insanı net olarak tanımlamak, birçok insana doğruyu ve hakkı buldurur.

Sağlığında insanların pek çoğu ne yazık ki onu tanı­yamamışlardır. Şimdi de onun gibilerini hala tanıyamadan, ömürlerini, mesailerini ve mallarını tüketenler bir hayli faz­ladır.

Böylelerinin gerçek çehrelerini tanımak için, Allah'ın bizlere uymamızı, yaşamamızı istediği dini, asli kaynaklarından öğrenmek ve bilmek lazımdır ki; böyle­si insanlann ne olduğu, ne olmadığı anlaşılmış olsun. Bu insanlar Allah adına konuşurlar, fakat konuştuklarının büyük bir bölümü, Allah'ın ko­nuşulmasını istediği meseleler değildir.

Bu İnsanlar “Din adamı!” olarak popüler bir makam­da söz söyleme yetkisine sahiptirler. Allah'tan başkaların­dan korkarlar, çekinirler, Allah'tan başkasını severler.

Etrafındaki insanların gerçekten ihtiyacı olan mesele­lerde, ya derin bir sükutun içindedirler, ya da meseleyi bay patronlannın beğenisini kazanacak, kendi aleyhlerine teh­dit ve tehlike oluşturmayacak bir şekilde, kendi te'vil ve tefsirleriyle makaslayarak biçimlendirip, özünden saptırır­lar. Bunlar, başı ağrıyan insanlara karın ağrısından söz eden ve karın ağrısının gidericisi olan hap ve İlaçlan tavsi­ye eden ve veren ve bu icraatlarıyla iyilik yaptıklarını, bir başka deyişle hizmet ettiklerini iffetsizce söyleyen aldatıcı­lardır.

Bu insanlar Allah'ın Kitab'ının içindekileri bilirler.

Bilirler Kur'an'ın sadece namazdan, oruçtan bahset­mediğini. Arapça, fıkıh, siyer, tefsir gibi dersleri okuturlar. Maalesef ne bildiklerini, ne de okuttuklarını yaşamazlar. Kendilerine hükümler hatırlatıldığında batıl tevil ve tefsir ile kendilerini hakîı çıkarırlar.

Dahası böyleleri gözler yaşartıcı konulan kürsülerde, meclislerde, sohbetlerde aktörce dile getirdikleri için İslami bir değer ölçüsüne sahip olmayan halkın büyük çoğunluğu tarafından beğenilirler ve ilgi toplarlar.

Maalesef halk, onların yanlışını, eksiğini, ihanetini bi­lemez, zaten düşünmezler de.. Değil mi ki hocadır, “Hoca yanlış söyler mi?”

Halkın dini duygulannı kendi maddi ve politik çıkar­larına veya politikacıların çıkarlanna alet eden bu gibilerini bazı kişiler zaman zaman tanırlar. Ama bu tanıyanlar hal­kın yekünü yanında çok azdır.

Evet bunlar çıkarcıdırlar, ağızlan ve sözleri değişkendir..

Böylesi bir betamın kabri başındayım. Allah'ın hükmünü gizleyen, Allah'ın Kitab'ını az bir ücret karşılığı satan, Kitab'ı arkaya atan, gittiği mevlitlerde daha fazla para kazanmak için anfiyi de beraberinde gez­diren, bir ramazan ayında on, onbeş hatim siparişi alan ve kendisine “Ya hoca, sen hafız da değilsin! Bu hatimleri nasıl indiriyorsun? Vakit yeter mi buna?” denildiğin de “Size bir meslek sırrı söyleyeyim. Üç ihlas, bir fatiha bir hatimdir.” diyerek sıntan, kalbi maddi çıkarın ve dünyanın sîsi ve kiri altında kararan ve katılaşan bu sahtekar, bu din tüccan şu anda Allah'ın huzurunda..

Etrafındaki saf ve iyi niyetli insanlan aldattığını sanan bu zavallı, gerçekten kendisini aldattığını şu anda çok iyianlamıştır.

Ebu Hureyye (r.a.)'dan rivayet edilir, Rabbimizin hu­zuruna ilk önce hükmü verilmek üzere getirilen üç sınıf in­sandan birileri de böyleleridir.,

Allah'ın huzuruna Kuran okuyan, Kuran okutan, öğ­reten kişi getirilir. Rabbimiz ona sorar:

“Sana verilen nimeti hatırla.”

Biliyoruz ki., “O gün nimetlendirilen şeylerden sorula­caktır.”

Allah'ın huzuruna getirilen o kişi:

“Ya Rabbi, Senin nzan için Kuranı okudum, öğret­tim.” der.

Rabbimiz:

“Yalan söylüyorsun, sen Kuranı “Ne güzel Kur'an okuyor” desinler diye okudun.”, buyurur.

Ve hakkında hüküm verilecek. Yüz üstü cehenneme ilk girenler böyleleri olacak.

Bir an düşündüm.

Şu önümdeki kabrin içindeki meyyit belam bir sün­net merasiminde mutfağa girerek çiğ bir yumurta istedi.

Birisi: Hayrola hocam ne olacak bu?

Bugün üçüncü mevlüdüm, sesimizin aynalı çıkması lazım.!

Evet sesinin aynalı çıkması lazım, çiğ yumurtayı iç­mesi lazım, yoksa üçüncü sınıf durumuna düşebilir!.

Hayatı boyunca birinci sınıf olarak okumasını sürdü­ren bu mezkur meyyit, birinci sınıftan düşmedi, ama bir arşınlık toprağın içine, kabire düşüverdi. Ve hesabını zor vereceği, veremeyeceği lekeli bir mazinin kirli amellerini de beraberine alarak Allah'ın huzuruna götürdü.

Dualannı hatırlıyorum

Okuduklarını ve okuyuşunu hatırlıyorum..

Yaptığı pazarlıktan, gizlendiği hükümleri, korktuğu makamları, aldığı arsaları, biriktirdiğ metalan.. hepsini dü­şünüyor ve hepsini hatırlıyorum...

Korktukları, gizledikleri, biriktirdikleri nerede!.

Ve kendisi nerede!..

 

Alıntı*Mezar NotlarI: Mehmet  Alagaş

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.