Konya’nın doğal zenginlikleri arasında yer alan Güngörmez Şelalesi, yüksek kayalardan çağlayan sularıyla her yıl sadece bahar aylarında hayat buluyor. Şelale, adını “gün görmeden” akan suyundan alırken, kısa ömürlü bu akış ziyaretçilere etkileyici manzaralar sunuyor.
Su Değirmeni: Üretimden Buluşmaya
Şelalenin hemen yanında, yıllar öncesine kadar faaliyet gösteren su değirmeni, Kuruçay Mahallesi ve çevre köylerin tahıl ihtiyacını karşılıyordu. Değirmen, üretimin ötesinde toplumsal bir buluşma noktası olarak da önemli bir rol üstlendi.
Kuruçay Mahallesi sakinlerinden Ali Güven, o günleri şöyle anlattı:
“Burası Güngörmez Şelalesi’dir. Yaklaşık 1,5-2 ay çalışan bir değirmen olurdu. 15-20 gün buğday ve arpa öğütülürdü. Kalan zamanda ise kavut yapılırdı.”
Kavutun Lezzetli Hikâyesi
Yörede sevilen kavut, kavrulmuş arpadan yapılan sade halinin yanı sıra; armut kurusu, elma kurusu, leblebi ve nohut eklenerek hazırlanan tatlı bir çeşidiyle de tüketiliyordu. Bu üretim, değirmenin ekonomik katkısını pekiştiriyordu.
“Sahra” Geleneği: Piknikten Öte Bir Ritüel
Değirmenin çalıştığı dönemler, köklü bir sosyal ritüele dönüşüyordu. Ali Güven, “O zamanlar piknik denmezdi, ‘sahra’ denirdi. ‘Sahraya nereye gidelim, Güngörmez’e gidelim’ denirdi” sözleriyle, iki gün süren birlikteliklerin ve misafirperverliğin altını çizdi.
Sular Çekildi, Bir Dönem Kapandı
Son 8-10 yılda suların belirgin biçimde azalmasıyla değirmen kültürü de zamanla sona erdi. Suyun borularla değirmen taşına taşındığı, sezon sonunda köyde anons yapılarak “Bismillah” denilip değirmenin kapatıldığı günler, bugün özlemle hatırlanıyor.
Doğa, Fotoğraf ve Kırsal Hafıza
Bugün Güngörmez Şelalesi, doğaseverler ve fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunuyor. Ancak şelale, kısa süren akışının ötesinde; değirmen sesleri, kavut kokusu ve kaybolan “sahra” geleneği ile Konya’nın kırsal hafızasına ışık tutan tarihi bir değer olarak öne çıkıyor.