AYLARDAN TEMMUZ
Akşehir Ovası yanıyor. Güneş tepeye çıkmış. Kiraz dalları bolluk içinde eğilmiş ama utancından yere bakıyor. Çünkü daldaki bereket, çiftçinin cebine dert olarak iniyor. Dereler bile coşmuş. Verimli olsun diye sanki ağaçlarla oyun oynuyor. Ama rüzgar esmiyor artık. Yapraklarda hışırtı yok. Sanki onlar da küsmüş. Toprak çatlamış, gök susmuş. Tabiat bile halimize ortak olmuş, bizimle birlikte yas tutuyor.
Kahvehanenin içi hasat tozu kokuyor. İkindiyi devirmiş, hasat yorgunu beş çiftçi oturuyor. Önlerinde soğumuş çaylar. İçleri yanıyor. Onlar içeride ağlıyor, kiraz ağaçları ise dışarıda sanırsın ağıt yakıyor. İnadına duygusal, inadına çaresiz, inadına son bir umutla...
Hasan Ağa
Yine av olduk arkadaş. Her sene aynı film, aynı senaryo... Kiraz hasadı geldi mi biz geyik oluyoruz, tüccar aslan kesiliyor. Çünkü sırtımızı dayayacak bir duvarımız yok. Bakın şu dallara. Bolluk içinde eğilmişler. Ama neye yarar? Toprak ananın cömertliği bize ceza oldu. Kiraz dalında ağlıyor, biz kahvede ağlıyoruz. İkisi de sessiz. İkisinin de gözünden yaş damlıyor ama gören yok.
Mehmet Emmi
Doğru söylüyorsun Hasan Ağa, bizi tek tek avlıyorlar. Dün tarlaya geldi, kulağıma eğildi. Sesi yumuşak, sözü yılan gibiydi: “Bak Mehmet Emmi, sana 36 lira veriyorum ama sakın kimseye söyleme. Hasan malını 34 liraya verdi. Seni babam gibi gördüğüm için bu fiyatı veriyorum.” İçimden bir parça koptu o an. Rüzgar esti, kiraz yaprağı titredi. Sanki ağaç da duydu, o da kahroldu benimle.
İsmail
Bana da aynısını söyledi! “İsmail, sana 37 lira. Hasan’a deme, o 35’e verdi. Bu sır aramızda kalsın.” Sanki bize iyilik yapıyor, bizi kayırıyor gibi davranıyor. Meğer hepimizi aynı uçurumdan aşağı itiyormuş. Biz birbirimizden habersiz, kiraz dalında kimsesiz kaldık. O gece yağmur yağdı. Sanırsın gök de bizimle ağladı. Toprak çamur oldu, bizim alnımız kara oldu.
Hasan Ağa
Neden? Çünkü bizde birlik yok. Kooperatif kuralım dedik, sadece dilimizde kaldı. Biri “Ben bu fiyata satmam” dedi. Öteki gece karanlığında gizli gizli gidip malını verdi. Birbirimize olan güvenimizi kuruttuk. Halci geliyor, kapı kapı dolaşıyor. “Kaça bırakırsın?” diye soruyor. Malın dalda durmayacağını, çürüyeceğini biliyoruz. Çaresizlikten boyun eğiyoruz. Verirken kiraz dalı hışırdıyor, sanırsın “Beni satma” diyor. Ama elimiz bağlı. Evde ocak sönmüş, bankada borç dağ gibi.
Mehmet Emmi
Arkadaş, bu malın kiloda maliyeti 60 liradır! Anamızın ak sütü gibi helal, tam 60 lira! Birinci sınıf kirazı maliyetine, sıfıra sıfır verdik. “Yeter ki zarar etmeyelim, yeter ki evimize ekmek götürelim” dedik. Kalibre ufak oldu mu, anında bıçağı boğazımıza dayıyorlar: “Bu 35 lira eder.” Peki, kilo başına oluşan o 25 liralık zararı kimden çıkardılar? Benim sızlayan belimden, sofranın ekmeğinden, ağacın damlayan gözyaşından aldılar!
Genç Osman
Dede, madem bu kadar zarar ediyorsun, niye veriyorsun? Satma, beklet.
Mehmet Emmi
Bekletip de ne yapayım oğul? Kiraz nazlıdır, beklemez. Dalında çürür. Banka borcu kapımda nöbet tutuyor. Mazotu veresiye yazdırdım, ilacı borçla aldım. Tüccar almazsa yarın icra memuru gelir. Yorganımı, yastığımı alır. Eğer birliğimiz olsaydı, kooperatifimiz olsaydı malı soğuk hava deposuna koyardık. Hepimiz tek yürek olup “80-90 liradan aşağı vermiyoruz” derdik. O zaman tüccar bizim ayağımıza kapanırdı. Bak, bu sene yağışlar bol. Irmaklar coşkuyla akıyor, sanki kiraz ağaçlarıyla oyun oynuyor. Tabiat cömert ama biz yine perişanız. Çünkü birlik yok.
Hasan Ağa
Şimdi biz geyik sürüsü gibiyiz. Sürüden ayrıldığımız için her hasat mevsimi aslanlar bizi tek tek parçalıyor. Birlik ve beraberlik kalmadı. Devlet de bu işe hiç el uzatmıyor. Bizi tüccarın insafına, kurdun dişine bıraktı. “Serbest piyasa” dedi ve arkasını döndü. Piyasayı vicdansızlara teslim etti.
İsmail
Başka çare yok, kooperatif kurmak zorundayız. Hem de ne pahasına olursa olsun. Bu kooperatifin yüzde 51 hissesi devletin olacak. Devlet işin içinde olacak ki herkes güvensin. Kimse “Parayı yöneticiler yedi, aralarında bölüştüler” diyemesin. Yanına koca bir soğuk hava deposu da şart. Tüccar kiraza 35 lira mı dedi? Götürüp depoya koyacağız. İhracatçı gelsin, malın hakkını verip 80’e, 90’a alsın. Gelmezse biz o kirazdan reçel kaynatırız, pekmez yaparız, sirke kurarız ama yine de 35 liraya boynumuzu bükmeyiz. Toprak ana duysun sesimizi, o da bizimle ağlıyor. Verdiği nimet dalda çürürken o da kahroluyor.
Hasan Ağa
Doğru söylüyorsun. Yüzde 51’i devletin olsun, geri kalan yüzde 49’u bizim olsun. İşçiyi de bu toprağın evlatlarından seçelim. Bizim gencimiz çalışsın. Burada ekmek yesin, burada yuva kursun. Sadece kiraz da değil. Akşehir’in bağrında vişne de biter, çilek de, fasulye de, domates de. Hepsini bu kooperatif alacak, işleyecek, paketleyecek ve satacak. Başka çaremiz yok İsmail. Vallahi de yok, billahi de yok. Yoksa bu toprak bize haram olur.
Mehmet Emmi
Eğer bu dediklerimizi yapmazsak sonumuzu söyleyeyim mi size? Bu gidişle kiraz ağaçlarının hepsi kesilecek. Hepimiz kendi elimizle, ağlaya ağlaya o bahçeleri yok edeceğiz. Çünkü evladına bakar gibi baktığın, geceleri başında beklediğin ağaç seni her sene batırırsa insan daha fazla dayanamaz. Gider, baltayı alır, canından can koparır gibi o dala vurur. O zaman kuşlar da susar, arılar da küsüp gider. Bahar gelir ama çiçek açmaz. Toprak çatlar, gök ağlamaz olur. Tabiat bizim yasımızı tutar.
Genç Osman
Dede, ne olur kesmeyin ağaçları. Kurun şu kooperatifi, ben varım! Gerekirse depoda yatıp kalkarım, çalışırım. Yeter ki o dallar kimsesiz kalmasın.
Hasan Ağa
Yalnızca burada konuşmakla bitmiyor bu iş ortaklar! Bu feryadı Meclis’e, sağır kulaklara taşımalıyız. Gidip Ankara’da kapı kapı dolaşmalı, sesimizi duyurmalıyız. Bu memleketin iktidar milletvekillerine de muhalefet milletvekillerine de tek tek hesap soracağız! Diyeceğiz ki: “Sandık zamanı gelip el pençe durmayı biliyorsunuz. Şimdi gelin, şu daldaki feryadı görün!” Biz bittik, toprak bitti, ağaç ağlıyor.
Mehmet Emmi
He ya! Sadece Ankara değil Hasan Ağa. Buradaki mülki amirler, yerel yöneticiler de bizim bu yangınımızı görecek. Konya Valisi’ne gideceğiz, Akşehir Kaymakamı’na çıkacağız. “Gelin, ovadaki bu kıyımı durdurun, tüccarın elinden yakamızı kurtarın” diyeceğiz. Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın da Akşehir Belediye Başkanı’nın da kapısına dayanacağız. Onlar bu toprakların oyuyla, bu köylünün hakkıyla o makamlarda oturuyorlar. Ellerindeki tüm imkanları, soğuk hava depolarını, belediyenin gücünü bu kooperatif için, bu çiftçi için seferber etmek zorundalar!
Hasan Ağa
Kuracağız oğul, mecburuz. Ya bu kooperatifi kurup birlik olacağız ya da iktidarıyla muhalefetiyle vekilleri, valiyi, kaymakamı, belediye başkanlarını bu işe ortak edip hakkımızı söke söke alacağız. Eğer bunu yapamazsak seneye bu kahvehanede kirazı değil, kendi ellerimizle kestiğimiz ağaçların ağıtını yakacağız. Ya birleşip aslan olacağız ya da her sene geyik gibi avlanıp bu topraklarda tükeneceğiz. Bu işin üçüncü bir yolu yok.
Bakın, dışarıda rüzgar çıktı. Dalları dövüyor. Sanırsın kiraz ağaçları da bizimle birlikte “İmdat!” diye bağırıyor. Toprağın ahı yerde kalmaz. Bu sızıyı dağ da duyuyor, taş da duyuyor, gök de duyuyor. Yeter ki insan olan duysun!
SONUÇ
Kahveci çırağı taze çayları masaya bıraktı. Çayların buğusu gözlerdeki yaşa karıştı. Muhabbet yürek yaktı, çare artık boğazda düğümlendi. Dışarıda dallar kirazın yükünü değil, Akşehir köylüsünün dinmeyen ahını, tabiatın ortak olduğu o büyük çaresizliği taşıyordu. İnadına umut, inadına direnç, inadına gözyaşı. Ama artık son dem!
Çare bulunmazsa seneye ovada kirazın adı kalmaz. Dal kurur, kuş uçmaz, ocak tütmez. Toprağın feryadı göğe çıkar da duyan olmaz. Çiftçiyi ekmeksiz, memleketi bereketsiz bırakmayın. Bu ah, bu toprakta kalmaz. Sahip çıkın!