Dedem Abdülhamid bile koltuğa bu kadar asılmadı...
Fehmi KORU
İbretlik bir medyamız var
Bir siyasi görüşün sahiplerinin başka bir siyasi görüşe tahammülsüzlüğüne alışığız; lider düzeyindeki husumet her Salı Meclis’teki grup toplantılarında sergileniyor. Parti sözcülerinin dillerinin freni yok; rakip parti ve yöneticilerine ağızlarına geleni söylüyorlar...
İçimize sindiremesek de, “Siyasetin doğası bu” deyip geçiyoruz.
Ancak iki haftadır yeni bir görüntü zihinlere kazındı: Farklı siyasi görüşlere tahammülsüzlük mahalle düzeyine indi.
Özellikle de, ‘Gezi Parkı’ eylemleri başladıktan sonra... En aşırısını Başbakan Tayyip Erdoğan kürsüye taşıdı: Bir yakınının geliniyle altı aylık bebeğine sözlü ve fiili saldırıda bulunulmuş...
Son birkaç günü siyasetin merkezi Ankara’da geçirdim; görüp işittiklerim beni dehşete düşürdü. Bazı apartman sakinlerinin gece boyu komşularını uyutmayacak biçimde gürültü yapmaları... Mahallelerin köşe başlarında tencere çalmalar... Kendilerini tasvip etmediklerini yüzlerinden anladıkları kişilere reva gördükleri korkunç muamele...
Gerçekten kendi gözlerimle görüp kulaklarımla işitmeseydim tahammülsüzlüğün bu kadarını tahayyül edemezdim.
Modern hayat komşuluk ilişkilerini asgariye indirdiyse de saygılı bir birlikteliği korudu. Apartmanlarda ve sitelerde
birbirlerini tanımıyor insanlar, ama hiç değilse asansörlerde selâmlaşma sürüyor. Son iki haftanın eylemcilerinin asgari birliktelikleri zedelemekten çekinmedikleri anlaşılıyor. Karşılıklı veya altlı-üstlü dairelere tencere eylemini taşıyıp, kapı önlerine protestocuları dizerek toplum-içi hayatı çekilmez hale getirmeyi göze alabildiler.
Neden böyle olduğunu anlamakta zorlanmıyorum: Medya yüzünden...
Sedat LAÇİNER
Göstericiler, yasalar ve medya
Gezi Parkı, Hükümet’i devirmek isteyen muhalif grupların sembolü haline geldi. Ancak göstericiler sadece meşru gruplardan oluşmuyor. Gezi Parkı neredeyse tüm yasadışı ve aşırı grupları da kendisine çekti. Başka bir deyişle sağa sola bomba koymayı hedefleyen, suikast düzenleyen örgütler Taksim üzerinden daha kolay eylem yapmanın ve eylemlerini kitleselleştirmenin yolunu buldular.
Bunlardan özellikle aşırı sol (devrimci) olanları için bu sürecin temel hedefi Türkiye’de devrim yapmak. Devrim ise kan olmadan gelmez. Yani eylemcilerden bir kısmına göre eylemlerinin başarısı polisle ne kadar çok çatıştıklarına, kitleleri kanlı savaşlarda ne kadar vuruşturduklarına bağlı. Bunlar yakılan arabalardan, kundaklanan binalardan ya da ölen insanlardan dolayı üzüntü duymuyorlar. Bunu devrime giden yolda ödenmesi gereken küçük bir bedel olarak görüyorlar. Kamu düzenine ve hukuka saygıları yok. Benimsedikleri tek yöntem şiddet...
Taksim’in şiddet yanlısı aşırılardan temizlenmesi, Gezi Parkıgöstericileri ile şiddet örgütlerinin birbirinden ayrılmasıçok önemliydi. Göstericilerin içinde her türlü kışkırtmayı yapan ve kitleleri şiddete yönlendiren bu kişilerin yargı önüne çıkarılması olayların yatışmasında en önemli adımlardan biri olacaktır. Bu bağlamda polisin Salı günü gerçekleştirdiği müdahale yerinde bir müdahaleydi. Nitekim müdahale esnasında bahsettiğimiz gruplardan gelen molotoflar ve taşlar bu eylemcilerin ne kadar şiddet yanlısı olduklarının açık göstergesiydi. Sosyalist Demokrasi Partisi’nin Beyoğlu binasında bulunan silah ve kesici aletler niyetin ne olduğunu kanıtladı.
BÜLENT ERANDAÇ
Fidan merceğinden Taksim kılıflı 'büyük oyun'
28 Şubat'ın silahsız kuvvetleri'411 el kaos için kalktı'nın mimarı, Masonlar ve TaksimGizli dünya devleti Bilderberg ve TaksimEnerji stratejisiStatükonun devrilen putları!
Başbakan, çok titizce ve stratejik bakışla hazırlanan devlet analiziyle, Taksim Gezi olayları üzerinden kurgulanan BÜYÜK OYUN'u halkımızın makul ve mantıklı süzgecinden geçmesinin önünü açtı.
Şimdi, makul ve mantıklı analiz yapacak detay bilgilere sahibiz.
Büyük fotoğrafın çerçevesini çizelim:
Taksim Gezi Parkı kılıfıyla Türkiye'de büyük bir oyun oynanmak isteniyor.
Park bahanesiyle Türkiye ekonomisi üzerinde ağır tahribat yapılmak arzulanıyor.
Taksim ambalajının üzerine ağaç koyarak, çevre hassasiyeti konularak büyüyengüçlenen Türkiye'nin yavaşlatılması hedefleniyor. Mavi Marmara sonrasında aktif şekilde devreye sokulan bağımsız dış politikanın önü kesilmek isteniyor.
'Büyük oyun'u kurgulayanlar kimler?
Üst halkası Batı ve İsrail'dir.
Türkiye'ye bağımsız dış politikanın bedeli ödetilmek istenirken, yakın coğrafyanın kılcal damarlarına yönelmesi, enerji kanallarına göz dikmesinin faturası masaya konmaya çalışılıyor.
HAKAN FİDAN'IN İŞARETİ
Taksim Gezi ambalajı içinde oynanan 'büyük oyun'un özellikle iki başlığı gözden kaçmamalı. Çok dikkate alınmalıdır.
1- MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI'na (MİT), Taksim üzerinden yapılan planlı saldırı.
2- Taksim üzerinden KANAL İSTANBUL yapılmasın rezaleti.
MİT'e yapılan planlı saldırının çok önemli bir arka planı var.
Taksim'le MİT arasında nasıl bir bağ kuruluyor?
Hangi beyin bu bağlantıyı kuruyor?
MİT Müsteşarlığı'na Hakan Fidan'ın getirilmesinden sonra İsrail'in tuhaf saldırılarını hiç unutmamalıyız. Yurtdışı bağlantılı saldırılar üzerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın yaptığı açıklama, yabancı odakların 'büyük oyun'unu gözler önüne seriyor.
MİT açıklaması şöyle:
"Ağırlıklı faaliyetlerini bölgesel ve küresel stratejik sorunlara yönelten teşkilatımızı çağ dışı uygulama faaliyetinin içinde göstermek; gerçek dışı olduğu kadar, haksız ve mesnetsizdir. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın milli iradenin emrinde olmasını hazmedemeyen, yeni vesayet arayışında olan yerel ve uluslararası odakların bir süreden beri teşkilatı ve yöneticilerini karalama gayretinde oldukları kamuoyunca malumdur."
MİT'in faaliyetlerini ağırlıklı olarak bölgesel ve kürsel stratejik sorunlara yöneltmesinden kimler zarar görüyor?
Ortadoğu üzerinde büyük oyuncular, İngiltere, Rusya, Almanya, Fransa, İsrail değil mi?
Ali Bayramoğlu
Tehlike çok büyük…
Pek çok kez söyledik, söylendi.
Madalyonun iki yüzü var.
Ters yüzden başlayalım.
Bu yüzde bir 'kalkışma çabası' var. Daha doğrusu Gezi
Parkı olaylarından istifade etmek isteyen, alana kendi
hesaplarınısokan, muhtemel bir kaos üzerine planlar yapan
güçler var. Bunlar arasında barış sürecine öfke duyan
malum gruplar da var, başka gruplar da… Dertleri iktidar,
hatta Tayyip Erdoğan, bu açık. İktidardan sokağa muhafazakar kesim, bu durumu özellikle algılıyor,
tepki duyarak içe kapanıyor ve keskinleşiyor.
Ancak bir de madalyonun asıl yüzü var.
Bu yüzde ne 28 Şubat ortamı bulunuyor, ne Cumhuriyet mitingleri ortamı… Tersine bu yüzün özünü,
daralan kamu alanının genişlemesini isteyen, özgürlük talebinin altını çizen, katılım diyen, vesayetçi
mantıktan uzak bir anlayış, bu anlayışın Gezi'de ve Gezi üzerinden aktifleşmesi oluşturuyor. Olaylara
meşruiyetisağlayan, insanları toplayan, polis ve iktidar şiddetiyle karşı karşı kalan, görülmedikçe
iktidar-şiddet ilişkisi üreten, basınıyla finansıyla toplumlarıyla dünyanın gözünü diktiği bu yüz, bu
cephe…
Bariz:Bu cephede gerilimin demokratik yollarla düşürülmesi, diğer ateşin oksijensiz kalması, 28
Şubat, 27 Mayıs heveslerinin buharlaşması demektir.
Can Dündar
Gezi Parkı’nda bir ‘ecdad’ torunu Çapulcu Prenses
Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars, Can Dündar’la.
Dün, Gezi Parkı’nda bir Osmanlı prensesi vardı. Osmanoğlu ailesinin Sultan II. Abdülhamid Han soyundan gelen Ayşe Adile Nami Osmanoğlu, dünya televizyonlarının dikkatinin çevrildiği Taksim’i ve Gezi’nin direniş çadırlarını gezdi.
“Niye buradasınız?” diye sordum:
“Olayları televizyondan izledim. İstanbul’u o halde görünce çok üzüldüm. Uykularım kaçtı. Gelip yerinde görmek istedim“ dedi.
Gezi Parkı’nda gördüğü manzaradan çok etkilenmiş.
“Hepsi çocuk yaşında... Bir idealin peşindeler. Ama o kalabalık, yorgunluk içinde bile çok saygılılar. Kimi dans ediyor, kimi dua... Bu, beni çok etkiledi. İnsanın inandığı şeyler için savaşmasına inanırım. Onlara hak verdim. Ben de artık ‘Çapulcu Prenses’im.”
Gülümsüyor.
“Topçu Kışlası’nın önemi yok”
İşin ilginç boyutu, gençlerin yanında saf tutan “Çapulcu Prenses“in, Başbakan’ın sahip çıktığı “ecdad”ın varisi olması...
“Bu Topçu Kışlası sizin için ne kadar önemli?” diye soruyorum:
“Hiçbir önemi yok” diye dudak büküyor:
“Ben aileme, tarihime çok saygılıyım. Ama yok olmuş bir kışlanın yeniden yapılmasının hiç önemi yok. Hele ki insanlar istemiyorlarsa... Belki oraya daha geniş bir botanik park yapılması daha iyi...”
Adile Osmanoğlu, hep AK Parti’ye oy verdiğini söylüyor.
Anayasa referandumunda da “Evet“ oyu kullanmış.
Başbakan‘ın özellikle ekonomide yaptıklarını takdir ediyor, yatırımlarını beğeniyor.
“Ama” diyor, “Zamanla ulaşılmaz bir hal aldı. Yanına çok yakınında olan ve kendisi gibi düşünenlerden başkasını yaklaştırmaz oldu. Onlar da olup biteni ne kadar sağlıklı yansıtıyor, bilmiyoruz. Başbakanımız biraz inatçı... Yalnız bu kez bir sorun var: Gençler de biraz inatçı çıktı. Genç insanları devamlı değiştirmeye çalışırsanız, tepki verirler. Şu park meselesinde pire için yorgan yakmaya değer miydi?”
“Dedem bile...”
Ve sonra, Başbakan’ı “ecdad”ı ile kıyaslıyor:
“II. Abdülhamid Han da çok iyi şeyler yaptı. Osmanlı’nın borçlarını kapattı. Yenileşme istedi.
Ama direnç görünce çatışma olmasın diye bırakmak zorunda kaldı. Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Dedem Abdülhamid bile koltuğa bu kadar asılmadı...”