Kim Ne Dedi ? …

Kim Ne Dedi ? …

 

Kim Ne Dedi ? …

 

AHMET HAKAN

"'Ordu millet el ele' diye haykırılan 27 Mayıs öncesinin yarı resmi nümayişlerine benzemiyordu" diye başladığı Başka Türlü Bir Şey başlıklı yazısında Ahmet Hakan, Gezi Parkı eylemini tahlil etmek için "Nasıl bir şeydi?" sorusunun yanıtını veriyor: "Çoğunluğuna dayanarak, 'Karar verdim, yapılacak' deme, 'Bir de bana kulak ver' diyenlerin haykırışı."

AYŞE ARMAN

"Artık kimsenin tahammülü kalmadı. Bıçak kemiğe dayandı" sözleriyle başlayan Yazıklar olsun yazısında Ayşe Arman, "İnsanlar istemiyor böyle kabadayılık. İnsanlar istemiyor böyle ideolojik meydan okuma. Yeter ya!"

HASAN CEMAL

Asıl mesele Erdoğan'ın sakat demokrasi anlayışıdır! yazısında Hasan Cemal, "Evet, Gezi Parkı direnişi demokrasi tarihimize geçerken, Başbakan Erdoğan’la AK Parti hükümetinin demokrasi açısından nasıl yanlış bir yerde durduklarını da apaçık gösterdi" yorumunu yaptı.

YAVUZ BAYDAR

Gezi Parkı protestosunda yaşananların ulusal medyada yer almayışıyla ilgili tepkilere  Yavuz Baydar, Taksim Gezi Parkı'nda Işığı Sönen Habercilik yazısında okuyuculardan kendi gazetesi ve medyanın tutumuna yönelik yapılan eleştirilere yer verdi. "Medya işini iyi yapmazsa bu ülkeye demokrasi gelmez, meslek de tamamen yok olur" .

ECE TEMELKURAN

Ne oldu? Neden oldu? Ne olacak? başlıklı yazısı, Gezi Parkı eyleminin geleceğine dair kafalardaki soru işaretlerine yanıt verir nitelikte.

Temelkuran'ın, "Ne olursa olsun, ne olacaksa olacak, ama Türkiye son üç gündür korkuyu öldürdü. Herkesin birbirinden öldüresiye nefret ettiğini düşündüğümüz bir ülke kardeşliğini alanda kanıtladı. Ve gördük ki insan olmaktan vazgeçmedik. Hepten ölmemişiz, gördük. Gördük ki kardeşlikten vazgeçmedik. Merhametten yana saf tutmaktan vazgeçmedik. Solcusu da Sağcısı da günlerdir bunu kanıtlıyor kendine" .

MELİS ALPHAN

"Eğer son 5 günde bizzat sokakta olmasam... Belki beni 'provakasyon diye' kandırabilirlerdi" diye başladığı yazısında Melis Alphan, destek verdiği Gezi Parkı eyleminde maruz kaldığı polis şiddetini kaleme aldı. Alphan'ın, "Doğduğumdan beri ilk kez Türk insanının bu kadar nazik, yardımsever, düşünceli olduğuna tanık olduk" .

ORHAN PAMUK

Hükümet geçen 1 Mayıs’ta meydanda gösteri yapılmasını yasakladı. Yeniden yapılması planlanan Topçu Kışlası ise bütün İstanbulluların bildiği gibi, şehrin merkezindeki bu tek yeşil alanda sıradan bir alışveriş merkezi olacaktı. Milyonlarca kişinin hatıralarını taşıyan bu alanda ve arkasındaki parkta yapılacak bu büyük değişimlerin, İstanbullulara hiç sorulmadan planlanması ve aceleyle ağaç kesme aşamasına gelmesi Erdoğan hükümetinin büyük hatası. Bu duyarsız siyasetin kaynağı da hükümetin gittikçe artan baskıcı ve otoriter tutumu hiç şüphesiz. İstanbulluların Taksim'de siyasi gösteri yapma hakkından ve hatıralarından kolay vazgeçmeyeceklerini görmek bana gelecek konusunda güven ve umut veriyor.

 

BEKİR AĞIRDIR

Gezi Parkı direnişinden çıkan beş ders

Taksim’de ne oldu? Gezi Parkını koruma amaçlı, Taksim Platformu etrafında uzun zamandır çok az sayıdaki kararlı ve dirençli insanın yürüttüğü eylem, nasıl oldu da bir kitle hareketine dönüştü? Geçtiğimiz beş günlük süreç birçok şehir efsanesini de yerle bir etti.

Apolitik gençlik efsanesi yıkıldı

En yaygın, kabullenilmesi en kolay efsaneydi bugünün gençliğinin apolitik olduğu. Zaman ve mekandan bağımsız, ritmi hızlanmış yeni gündelik hayatı anlamaya çalışmadan herkes bu efsaneye sarıldı. Örgüt, hiyerarşi, örgüt disiplini gibi kavramlarla büyümüş ve yaşamış kuşakların anladığı siyaset yapma tarzı bugüne uygun değil. Şube binalarına sıkıştırılmış hayatı, ne slogan atacağını, ne yapacağını hiyerarşi içinde büyüklerin kararlaştırdığı eylemleriyle geleneksel politikada ısrar etmek asıl bugünün apolitikliğiydi. Sonu gelmez toplantılar, uzlaşmanın değil uzlaşmazlığın hedeflendiği tartışmalar, muhalefet ettiği devletten geri kalmayan tek tipçilik bugünün gençlerine göre olmadı hiçbir zaman. Ama değişeni anlamak yerine apolitik gençlik efsanesi herkesin kolayına geldi.

Giderek büyüyen direniş sırasında ve olaylar bittiğinde sokaklar, meydanlar gençliğindi. Doğrudan bir örgütlenmeye ait olmadan anlık sokak örgütlenmeleriyle, tüm farklılıklarıyla, tüm yaşam sevinçleriyle gençlerin ve kadınların eylemi ve direnişiydi olanlar. En sert polis müdahalelerinin olduğu sırada bile gençler ve kadınlar en öndeydi.

Gençlerin ve kadınların politika yapmaktan anladıklarının önceki tanımlara uymadığı da böylece anlaşılmış oldu. Onlar “feda kültürüyle” ve “söze dayalı” politika yapmak yerine, “haz alarak” ve “eylemlilik” içinde bir başka tarzdan politika yapıyorlar.

Hani bunlar futbolcuydu

Yukarıdaki gözlemimi teyit eden bir başka şey Taksim’de spor takımları taraftar gruplarının varlığı ve yaptıklarıydı. Benim kuşağımın yaygın tekerlemesiydi “ne sağcı ne solcu, futbolcudur futbolcu” sözü. Ülkenin en fanatik taraftar gruplarının tümü sokaklarda ve meydanlardaydı. Yeni kentli gündelik hayatın önemlice aidiyetlerinden birisi olan “taraftarlığı” apolitiklik ve yalnızca futbol muhabbetinden ibaret sanan efsane de yerle bir oldu.

Yeni gündelik hayatın aidiyetlerinin, siyaset tanımının, siyaset yapma tarzının ne denli bildiklerimizden farklı olduğu ortaya çıktı.

Aktöre göre değil, meseleye göre pozisyon almanın ne denli doğru olduğu görüldü.

 

 

Bu sivil başarı hikayesinin tohumlarını Taksim Platformu ekti. Taksim Platformu farklı siyasi geleneklerden gelseler de bir mesele etrafında nasıl birlik olunabileceğini gösterdi. Taksim Platformu siyasetlerin ittifak görüşmeleriyle oluşmadı. Gerçekten Gezi Parkı ve Taksim için dertlenenlerin bu dertle baş edebilmelerinin yolunu bulmak için oluştu. Gerek oluşumuyla, gerek aylardır gösterdiği kararlılık ve dirençliliğiyle, gerekse de seçtiği eylem biçimlerindeki çeşitlilik zenginliğiyle, sabırla ve umutla çalıştılar. Onların direngenliği ve çoğulculuğu her gün geniş kitlelere bulaştı.

Önce Gezi Parkını korumak şeklinde başlayan eylem, üçüncü gün polis şiddetine tepkiye ve dördüncü gün hayatı ve özgürlükleri koruma eylemine dönüştü.

Eğer eski bildik siyaset tarzıyla ve bir örgütün yönettiği eylemler olsaydı söz konusu olan bugün bu noktada olunamayacağı açık.

Statükonun askerlerinin, provakatörlerin, başarıyı sahiplenmeye çalışan “liken ve kimliksiz” ama kendini sol sanan siyasetlerin çabalarına karşı binlerce genç, kadın ve insan kendi hayat tarzı ve özgürlük alanı üzerindeki tehdit algısına başkaldırdı. Ama kimsenin kuyruğuna da takılmadı.

Cumhuriyet mitinglerindeki gibi geniş kitleleri manipüle edebileceklerini sananlar da yanıldıklarını ve hala ne olup bittiğini anlayamadıklarını yakın zamanda görecekler.

Yeni siyasetin yeni siyasetçisi

Uzun süredir direnin küçük grubun başından beri yanındaydı Sırrı Süreyya Önder. Partisi ve örgütü adına değil, Gezi Parkı ve Taksim adına, İstanbul’un bir milletvekili olarak oradaydı. Bir tek gün, başkalarının yaptığı gibi partisi adına Gezi Parkında ve Taksimde nutuk atmadı. Partisi adına değil, Taksim ve İstanbul adına konuştu ve en önde direndi. Başarıyı da partisine yazmaya kalkışmadı.

Hükümetin “bildik gruplar” efsanesi

Bu ülkede yeni bir siyasi muhalefet örgütlenecekse bu çevre hareketinden ve çevreye dair meselelerden toplumsal taban bulabilir. Bu toplumun çevre bilinci ve farkındalığı sanılandan daha yüksek. Daha bir kuşak içinde derelerin, nehirlerin yok olduğunu görmüş toplumun belleğinde çevreye dair olumsuz deneyimler çok diri. Toplumun ihtiyaç ve taleplerinden beslenen, toplumun çevre duyarlılığından hareketle yeni bir vaat ve ütopya üretmeyi başarabilecek bir hareket yaşam şansı bulacak.

Ak Parti ise yıllardır büyüme fetişizminin arkasına saklanarak çevre meselesini küçümsüyor. Toplumun örgütlenme hünerindeki eksikliğe ve muhaliflerinin de beceriksizliğine yaslanarak bazı hatalarını sürdürebileceğini umuyor.

Güçlü ekonomi, güçlü devlet, güçlü asker, güçlü polis ve dindar toplum idealini tüm tabanının desteklediğini sanıyor. Kendi tabanından güç alarak da özgürlük yerine güvenlik, demokrasi yerine çoğunluğun değerlerini geçerli kılabileceğini sanıyor.

Daha da önemlisi Ak Parti varlığına itiraz edenler ile politikalarına karşı çıkanları aynı damardan beslenen ve aynı derdi olan insanlar sanıyor. Üstelik bu kategoriye koyduğu milyonları rakibi sanıyor ve hala “onlar şu kadar ben de meydana bu kadar insan dikebilirim” diyebiliyor.

Taksimi AVM’ler ve rezidanslarla soylulaştırırken, genel ahlak kuralları bahanesiyle özgürlük alanlarını ve hayat tarzlarını da disiplin altına alabileceğini sanıyor.

Öte yandan da Ak Parti de diğer partiler kadar Taksim’de ne olup bittiğini anlamlandıramıyor. “Samimi vatandaşları ayrı tutuyoruz ama…” diye başlayan cümlelerle Başbakan da, Belediye Başkanı da, Vali de farklı bir şey olduğunu görmüş olsa da hala anlamlandıramamış olduklarını açık ediyor.

Malum gruplar, Ergenekoncu zihniyetin manipülasyonları elbette bolca vardı Taksim’de. Ama bu beş güne damgasını vuran belirleyici karakter bunlar değildi. Öyle olmadığını muhalefet partileri, statükonun askerleri kadar hükümet de anlayacak.

Yerel Haberleri

TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?
ARANAN ŞAHISLARA SIKI TAKİP
BİR İLÇE SULAR ALTINDA