Zeki Oğuz
konyacali.tr.gg
Benim için her mevsim ayrı bir güzelliği vardır Kilistra’nın. Ne zaman gidersem gideyim fotoğraflık yüzlerce malzeme çıkar karşıma. Çocuklar, yaşlılar, doğa, tarih hangi konu ilgi alanınıza giriyorsa bol bol vardır.
Bu mevsim ise apayrı bir güzelliği vardır o bölgenin. Hatunsaray dönemecinden başlayan vadi Ketenpınarı’na kadar hazan mevsiminin bütün renklerini barındıran bir görünümdedir. Yeşilden kırmızıya müthiş bir renk cümbüşü hâkim olur vadiye.
Hele bu gezi yörenin güzel insanı, ozan İsmail Desteli ile yapılmışsa yeni bilgiler edinmenin, yeni ve farklı yerler keşfetmenin hazzı ile dönersiniz geziden. O şairliğinin yanı sıra usta bir anlatıcıdır. Onun anlattıklarını dinlerken bastığınız topraklardaki yaşanmışlığı daha iyi hissedersiniz.
KONFAD güz gelince diğer etkinliklerinin yanı sıra fotoğraf kursları da düzenliyor. Bu geziyi de kursa katılan öğrencilerle yaptık. Gezide birlikte olduğumuz dostlar Mustafa Evliyaçelebi pardon Karaçelebi, Dr.Muammer Ulutürk’de birer öğrenci heyecanıyla yaptılar çekimlerini.
Giderken Bulumya yolunu tercih ettik. Bu yol Hatunsaray yolundan on km. kadar daha kısa ama çok virajlı olduğu için tercih edilmiyor.
Köyün kuzey batısından başladık yürüyüşe. Çevreye hâkim bir tepeye çıktık. Bu noktada köy, Alisumas Dağı, köyün güneyini çevreleyen vadi olduğu gibi görünüyordu. Yıllardır Kilistra’ya giderim ama o tepelere çıkmamıştım. Köylüler oradaki mağaraların birçoğunu ağıl olarak kullanıyorlarmış. İsmail abi hiç görmediğim kurt kapanını da o tepede gösterdi bize. Kayalara oyulmuş kocaman bir çukur ve çukurun ortasında yükselen dairemsi dik bir kaya. Köylüler o kayanın üzerine et bırakıyorlarmış, eti kapmak için saldıran kurt tam bir kapana kısılıyormuş.
Kilistra’da kamp ya da piknik yapılacak en güzel yer Ketenpınarı’nın çevresi. Burada köylüleri rahatsız etmeden pikniğinizi yapabilir, kampınızı kurabilirsiniz. Konfad gurubu yemeği birlikte yediler. En güzeli de bu aslında. Paylaşmanın güzelliğini hiçbir şeye değişmem. Ama biz torunum Umutcan ile ayrı yedik çünkü azığımız farklıydı. Közlemek için patlıcan, kurusoğan, patatesimiz vardı. Ateşi yakıp köze koyduk nevalemizi. Çaydanlığımızı da ateşin kenarına yerleştirdik.
Yemekten sonra Karaçelebi küçük bir konser verdi guruba. İsmail ağabeyin ne kadar güzel bir sese sahip olduğunu da bu konser sırasında öğrendim.
Yemek sonrası ilk durağımız Arkeolog Nurettin Özkan’ın kurtarma kazısı yaptığı şırahaneydi.
Bir derenin kenarına kayalar oyularak oluşturulan şırahane bize bir dönem bu topraklarda bağcılığın ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu. Aslında bütün Anadolu’da yaygın bir üretim şekli bağcılık. Ören yerlerinde bulunan anıtsal taşların çoğunda asma ve üzüm salkımı motifi yeralıyor.
Köyün güneyini çevr
Her zamanki gidişimin aksine bu sefer evlerin içine giremedim. Oysa ne çok isterdim bir eve girip o mis gibi sonbahar kokusunu hissedebilmeyi. Avarlar bozulmuştur, elmalar, cevizler yerli yerine konmuştur ve bütün bunların kokusu sinmiştir eve. O evlerin ayrı bir güzelliği de giriş kısımlarına asılan mısır hevenkleri, buğdaydan yapılan süslemeler. Büromun duvarlarında bu güzelliklerden birer parça asılı ve onları gördükçe Kilistra’yı görmüş gibi olurum.
Guruptan ayrılmamak ve İsmail ağabeyi üzmemek için çok istediğim bir şeyi daha yapamadım. Evlerine kadar varıp Fatoş cadımı göremedim. Güzel cadım kocaman olmuştur şimdi. Belki sınıfının en akıllı öğrencisi bile olmuştur.
Gurupla birlikte köyün üzerindeki tepeye çıktık. Sarnıç ve kale duvarı kalıntıları ile dolu olan tepe bütün çevreye hâkim bir konumda. Aslında köylülerin ve uzmanların genel inancı köyün altında büyük bir yer altı şehri olduğu. Evlerin büyük çoğunluğu zaten büyük mağaraların üzerine yapılmış.
Harmanyerinin kuzeyinde dünyada başka eşi olmayan, bir kaya kütlesine oyulmuş, içi ve dışı haç biçimli Kaya Kilise var. Harmanyerinin çevresi de mağara ve kayalara oyulmuş mezarlarla dolu. Burası da vadideki müthiş güzelliği çekmek için eşsiz bir yer.
Vadinin güzelliğini seyrederken ve fotoğraf çekerken yapmak isteyip de yapamadığım bir başka şey geldi aklıma. Köyün altındaki tarihi köprünün yanından vadiye dalıp Ketenpınara kadar yürümek, bahçelerin içine dalıp gazellerin arasına karışmış cevizleri toplamak, sonra bir taşın üzerine oturup taze cevizleri kırıp yemek. Ne keyifli olurdu ama. Her yıl güz günleri yaptığımız bir eğlence oldu bu. Çayırbağı’nda, Kilistra’da, Meram Dere’de vadi boyunca hem yürüyüş yapmak hem de gazellerin arasında kalmış cevizleri toplamak.
Yukarda saydığım üç bölge aynı zamanda hazan mevsiminde en güzel fotoğrafları çektiğimiz yerler.
Doğa ve tarihi ile eşsiz güzelliklere sahip olan Kilistra turizmden payını alamıyor çünkü köy halkı bu konuda hiç bilinçli değil. Gelen konuklara mesafeli duruyorlar.
Köyün kanalizasyon sorunu var. Yetkililerin bu soruna acil bir çözüm bulmaları gerekiyor. Köylü ahırlardan çıkan pisliği olduğu gibi sokaklara atıyor, bu da çirkin bir manzara oluşturuyor. Bu haliyle hiçbir yabancı turist gurubunun sokaklara girmesini istemem doğrusu.
Sokaklarına girmeseniz bile çevresindeki güzellikler görmeye, yaşamaya değer.Bir gün yolunuzu Kilistra’ya düşürün.
NOT: Aynı pislik sorunu Çayırbağı’nda da var. Çayırbağlılar o güzelim vadiyi çöplük niyetine kullanıyorlar.