ALIN TERİNİ ÇÖPE ATANLAR, SOFRADAKİ EKMEĞE GÖZ DİKENLER!
Yazımızın ana konusu Patates ve soğan ekenlerin derdi, sözü, talepleri ve şikayetleri... Eli nasırlı olanların ağzından yazdık yazımızı...
Emeğimizin karşılığını almak en büyük hakkımız. Bizler toprağın yükünü omuzlayan, alın terini kimseye yedirmeyecek kadar inatçı, vakur ve asil bir milletiz.
Sabahın kör ayazında, ezan sesiyle kalkarız...
Karanlıkta tarlaya yürür, toprakla hemhal oluruz.
Sıcağın altında kavrulur, yağmurda ıslanırız. Ayazda donan, soğuktan tutmayan eller de bizimdir, o ellerin bereketiyle doyan boğazlar da...
Hep düşündük ki, toprak bizi mahcup etmez.
Yanılmadık da...
Bizi toprak değil, insanlar mahcup etti. Tohumu, gübreyi, mazotu borçla aldık; elektriği borçla çevirdik. Çocuklarımızın rızkından kestik, bayramlık almadık, düğün erteledik. Evladımızın bir fistan, bir oyuncak isteğini yutkunup içimize gömdük. Yeter ki mahsul yetişsin, memleket doysun dedik.
Yetişti de…
Ama para etmedi. Bir yıl boyunca emek verdiğimiz soğan, can feda ettiğimiz patates para etmedi. Emek para etmedi, alın teri para etmedi! Kamyonlar dolusu soğanın çöpe döküldüğünü, tonlarca patatesin tarlada çürüdüğünü gördük. O gün sadece mahsul çürümedi; umutlarımız, hayallerimiz, çocuklarımızın geleceği çürüdü.
Şimdi birileri çıksın ve bu millete anlatsın: Tarlada 10 liraya alıcı bulamayan bu nimet, market rafına, pazar tezgahına çıkınca nasıl oluyor da 40-45 lira oluyor? Biz çiftçiyiz, büyük hesap kitap bilmeyiz ama dört işlemi de unutmadık: Bu durum da...
1. Çiftçi zarar ediyor.
2. Vatandaş zarar ediyor.
3. Emekli zarar ediyor.
4. İşçi zarar ediyor.
Peki, bu değirmenin suyu kimin tarlasına akıyor?
Bir tarafta borç içinde boğulan çiftçi, diğer tarafta pazarda tane hesabı yapan emekli, çocuğuna istediğini alamayan anne... Ama öte tarafta, köşe başlarını tutmuş, sektörü parsellemiş bir avuç ağababası her geçen gün daha da zengin oluyor! İnsanın canını yakan aç kalması değil de emeğinin hiçe sayılıyor olması.
Yorulmak bilmeyen bizleri, alın terinin değersiz görülmesi yormaya başladı. Elimiz kolumuz tutmaz oldu. Ürünü ekmeye korkar olduk…
Biz kimsenin malında, kazancında gözü olan insanlar değiliz. Ama milletin ekmeğiyle oynanmasına, sofrasındaki aşın küçülmesine de razı değiliz. Çünkü iyi biliriz ki; fiyat yükselince önce zengin değil, fakirin ocağı söner. Gariban bir öğün kaybeder!
Ey devlet büyükleri…
Bizim sesimiz gür çıkmaz. Televizyonlarımız, gazetelerimiz, lobilerimiz yok. Ama dualarımız var, ahımız var, sessizce toprağa döktüğümüz gözyaşlarımız var. Biz kavga değil, hesaplaşma değil; sadece adalet istiyoruz. Çiftçinin alın teri yerde kalmasın, vatandaşın ekmeği küçülmesin, fırsatçı feryadımızın hesabını versin istiyoruz.
YÜZ YIL SONRASINA NOT:
Bu satırlar, tarihin yaprakları arasında bir gün yerini aldığında, takvimler hangi yılı gösterirse göstersin şu hakikat hiç değişmeyecek: Toprak kutsaldır, onu işleyen el mukaddestir.
Gelecek nesiller bilsin ki; bizler toprağı küstürmeyen, rızkını taştan çıkaran ama aradaki o doymak bilmeyen haramzadelere boyun eğmeyen bir nesildik. Garibanın sabrı büyüktür ama unutulmasın ki duası da büyüktür, ahı da büyüktür. Bu topraklarda kıyamete kadar baki kalacak tek şey, ne o köşe başlarını tutan ağababalarının sarayları ne de fırsatçıların haksız kasalarıdır. Baki kalacak olan tek şey; tarladaki helal alın teri ve o terin hakkını savunan vicdanlardır.
Milletin alın teriyle oynayanlar, er ya da geç o terin hesabını tarihin ve mizanı kuran Allah'ın önünde vereceklerdir.
Bizim sözümüz budur. Gerisini bugünün ve yarının vicdanlarına bırakıyoruz…