Azeri olduğunuzu filmlerinizde hissettiriyor musunuz? Yoksa sadece İran filmi mi çekiyorsunuz?
Filmlerimde toplumdaki sorunları yansıtmak esas amacım. Halkın bir sorunu varsa onlara yönelmeye çalışırım. Bazı filmlerimde Azeri kültürünün etkisi vardır. En önemli çalışmalarımdan birisi ünlü şair Şehriyar üzerineydi. Diğer filmlerimde de Azeri kültüründen konular kullanıyorum.
Filmlerinizde Mevlânâ’nın düşüncelerine başvuruyor musunuz?
Mevlânâ’nın Mesnevi’sini defalarca okudum, hâlâ okuyorum. Eserlerimde onu yansıtmaya çalışırım, ondan beslenirim. Film yapan biri kafasındaki her şeyi açıklamaya çalışır. Bu düşünceler de yakın olduğu kültürlerle alakalıdır. Üniversitede bir ödev hazırlamam gerekiyordu. Konusu da Mevlânâ’nın Mesnevisi’ndeki Papağan ile Tacir hikâyesiydi.
80’ler ve 90’lardan farklı bir sinema var İran’da; mana sineması... Ahmedinecad sonrası politik bir süreçten sonra mı böyle isimlendirmeye gidildi?
Hepsi birbiriyle bağlantılı. 90’dan sonrası da şimdiki de hepsi bağlantılı, sadece değişik tefsirler şeklinde gösteriliyor. Bunların hepsi iki bölüme ayrılır. Bir kısım biçimle ilgilenir bir kısım içerikle ilgilenir. Hepsi aynı şey, sadece isimleri değişti. Halbuki özü birdir yapılan sinemanın.
Mana sineması içinde mi görüyorsunuz filmlerinizi?
Her filmin kendine has manası vardır. Filmin anlamı düşüncelerin resme dönüşmesidir. Filmlerde gördüğümüz hikâyelerin hiçbiri gerçek değil. Hepsi bizim hayal ürünümüz. Hayalimiz gerçek görünsün isteriz. Öyle olunca muhatabı üzerinde etki bırakıyor.
Ahmedinecad öncesi ve sonrasını karşılaştırabilir misiniz? Sansür, İran sinemasını tekrara düşürüyor mu?
Sansürün olmasından dolayı sözle söylenmiyor anlatılmak istenen. Dolaylı şekilde anlatılıyor. Sansürün belli seviyesi vardır. O seviyeyi aştığı zaman tam ters tepki yaratır. Ahmedinecad döneminde baskı ve sansürlerin fazlalığından dolayı öyle bir durum var. İran’ın kültür merkezi vardır. Burası Ahmedinecad’ın yakınlarının elinin altında. Bunlar kültürden, sinemadan anlamayanlardır. Onların önüne çalışma götürdüğümüz zaman anlamadıkları şeyleri kabul etmezler. Lisans vermezler. Ahmedinecad’ın dönemi bittiği zaman bunu aşacağız.
İran-Japon ortak yapım filminiz var (Wind Carpet). Ne yapmayı amaçladınız bu filmde?
İran kültürü ile Japon kültürü birbirine çok benzer. Büyüklere, anneye babaya saygı birbirine çok benzer iki ülkede. Japonlar kültürleri ile ne yapıyorsa İranlılar da onu yapıyor. İran’da büyükler çocuk seviyesine inip onlarla oynar. Japonya’da böyle bir şey olmaz. Filmde bir Japon babası çocuğuyla bunu yapıyor. Aynı zamanda Doğu-Batı kültürünü birleştirmek gerekir. İki kültürün farklılıklarını birleştirmeliyiz.
Kertenkele kapalı gişe oynamasına rağmen yasaklandı İran’da. Niçin?
Marmoulak (Kertenkele) dine yeni bir açıdan baktı. Onun için İran’da çok rağbet oldu filme. Buna karşı çıkanların geleneksel düşünceleri vardı. Ancak insanlar bir şekilde bu filmi bulup izliyor.
Yapmak isteyip de sansür sebebiyle yapamadığınız film projeniz var mı?
‘Aşk Kurbanı’ diye bir filmim var. Hiç gösterime girmedi, girmeyecek de. Film İran-Irak savaşı ile ilgili.
Filmlerinizin bir sonu yok. Soru işaretleriyle bitiyor. Niçin sonunu getirmiyorsunuz filmlerinizin?
Filmin sonu en önemli kısmıdır. Siz eğer gerçekleri söylemek isterseniz o son mutlu son olmayacaktır. Seyirciyle bir bağ kurmak istiyorsanız, seyirci filmi nasıl bitirmek istiyorsa öyle bitirmeli. Son üç filmimde bunu yapmaya başladım.
Filmlerinizde daha çok amatör oyuncularla çalışıyorsunuz... Bunun özel sebebi var mı?
‘Anne Sevgisi’ filminde başrolde oynayan küçük çocuğu hapishaneden çıkartarak oynattım. Şu an İran’ın en aranan oyuncularından. Amatörlerle çalışmak profesyonellerle çalışmaktan çok daha kolay. Onların bedeni ruhu tamamen gerçektir. Onun için amatörlerle çalışıyorum. Profesyoneller iyi oynayabilir; ancak seyirci onun rol olduğunu anlıyor. Amatör gerçek hayatta ne varsa ona göre oynar. Memleket
Mevlânâ’nın Mesnevi’sini birçok kez okuyan Tebrizi, filmlerinde bu kaynaktan beslendiğini söylüyor. İnşaat mühendisliği eğitimine başlayan Tebrizi, ruhuna uygun olmadığını anlayarak bölümünü değiştirir; sinema-TV okur. Fotoğraf makinesi ile filme giden, yoldaki ilk karelerini yakalayan sanatçı, 9 film çeker; bir tanesi sansür sebebiyle gösterimden kaldırılır; bir diğeri de aynı mevzudan dolayı hiç gösterilemez. İranlı yönetmen özgürce film çekmek için Ahmedinecad döneminin bitmesini dört gözle bekliyor. Meslektaşlarının aksine profesyonel yerine amatör oyuncuları tercih eden Tebrizi, Berlin Film Festivali’nden ödüllü filmi Anne Sevgisi’nde hapishaneden çıkardığı bir çocuğa başrol verir. Amatörler için “Onların bedeni, ruhu tamamen gerçektir.” diyor sanatçı. 2005’te İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rafsancani için seçim kampanyası belgeseli hazırlayan Tebrizi, seçim sonrası “Sanat gerçek üzerinedir, politika yalan..” diyerek siyaset için gerçek fikrini ortaya koyuyor. Filmleri dünyanın dört bir yanında gösterilen sanatçının kendisini yabancı hissetmediği tek yer Türkiye’ymiş...