TÜRKİYE, uzun bir süredir 12 Eylül Darbesi’ni ve yine bir 12 Eylül günü yapılacak Anayasa değişikliği ile ilgili referandumu konuşuyor. Mehmet Keçeciler, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Saltık’ın ifadesiyle, “12 Eylül 1980 müdahalesinde bardağı taşıran son damla” olarak nitelenen ve darbeden hemen önce 6 Eylül’de yapılan, “Dinsiz Devlet yıkılacak elbet” sloganlarının atıldığı, İstiklal Marşı’nın yuhalandığı ünlü Konya yürüyüşünün mimarı. 12 Eylül Darbesi’nden önce Milli Selamet Parti’li Konya Belediye Başkanı ve o da darbenin bedelini ağır bir biçimde ödeyen sembol isimlerden. 12 Eylül sonrası Milli Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından uzun süre veto edilen, ardından Turgut Özal’la birlikte Anavatan Partisi’ni (ANAP) kuran bir politikacı. Darbeden 7 yıl sonra ANAP’tan Meclis’e giren ve 1999 yılında, aralarında DGM’lerin sivilleştirilmesi, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması gibi çok önemli Anayasa değişiklikleri yapan, Bankacılık Yasası’nı düzenleyen DSP-MHP-ANAP koalisyonunun devlet bakanı. Türk siyasal tarihinin önemli aktörlerinden Mehmet Keçeciler, uzun süren suskunluğunu Habertürk Gazetesi için bozdu.
Türkiye'nin bör dönemine damga vurmuş bir siyasetçi olarak şimdi neler yapıyorsunuz?
Aktif siyasete çok genç yaşta başladım. 1977 yılında 33 yaşındayken Konya belediye başkanı oldum. Anavatan Partisi kapanıncaya kadar partimden hiç ayrılmadım, faaliyetlerimi sürdürdüm. Demokrat Parti’yle (DP) bu şekildeki birleşme modeline karşı çıktığım için şu anda o safta değilim. Siyaseti bırakmamakla birlikte aktif siyasetin içinde yer almıyorum.
Yakın arkadaşınız Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal da DP’de.
Ben her şeyden önce ANAP’ın ilk üç kurucusundan birisiyim. Birleşme sürecinde önerdiğimiz modelde her iki partinin kendisini feshedip, yeni bir partide, siyasete yeni başlayan bir genel başkanın liderliğinde birleşme söz konusuydu. Böyle gerçekleşmediği için ANAP’lılar, şimdi mutsuzdurlar. Ben bu durumun böyle olacağını fark edip; partili arkadaşlarımı uyarıp karşı çıkmıştım.
Eski arkadaşlarınızın kimi AK Parti’de, kimi Saadet Partisi’nde. Neden bu iki partiden birinde politika yapmayı tercih etmediniz?
ANAP kapanıncaya kadar yapılan tekliflerin hiçbirini kabul etmedim. Partinin iktidar günlerinde etkili görevler yapıp parti zaafa düşünce partiyi bırakmak pek uygun bir davranış değildi.
Bir darbe mağduru olarak, 12 Eylül Darbesi’nin bu kadar yoğun tartışılıyor ve konuşuluyor olması sizde nasıl bir duygu yaratıyor?
Siyasi hayatımın başlangıcında 12 Eylül Darbesi’ni yaşadım. Darbeden oldukça zarar görmüştüm. İki defa seçildiğim Konya Belediye Başkanlığı görevinden alınmıştım. Ayrıca kuruluşuna büyük emeğim geçen ANAP kurucu üyeliğim ve 17. Dönem milletvekilliğim askeri yönetim tarafından veto edilmişti.
Bizzat Kenan Evren’in vetosu vardı size.
1987’de milletvekili seçilmeme rağmen Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılıncaya kadar Bakanlar Kurulu üyeliğine seçilmedim. Hep sakıncalı kişi muamelesine tabi tutuldum. Ama yılmadan mücadeleme devam ettim. Siyasi hayatımın önemli bir bölümünde mahiyetini tam olarak bilmediğim güçlü bir merkez tarafından engellendim, önüm kesilmeye çalışıldı.
Nasıl bir merkez bu?
Bu merkeze derin devlet diyebilirsiniz. Ama 1960’tan sonra, 1989’da ilk sivil Cumhurbaşkanını seçmek suretiyle bu engeller benim için kalktı. Bugünkü demokratik ortama birden bire gelinmedi. Şüphesiz ki, her rejim kendisini koruyacak tedbirleri alır. Bunlar demokrasiye aykırı olmamalıdır. Bugün Türkiye ’nin yap tı ğı da budur.
Bu merkez hiç karşınıza çıktı mı?
12 Eylül’den evvel Konya Mitingi’nde İstiklal Marşı okunurken oturan 5-6 kişi ne MSP’li ne de Konyalı’ydı. Bunlar devletin provokatör ajanlarıydı. Mitingin ertesi günü gazetelerde çıkan resimleriyle beraber Konya Belediye Başkanı sıfatıyla savcılığa suç duyurusunda bulunmama rağmen hiçbir netice alamadım.
O yürüyüş darbenin önemli bir gerekçesi olmuştu. Bugün 30 yıl öncesine şöyle bir baktığınızda ne görüyorsunuz?
6 Eylül 1980'de Konya Mitingi yapılmadan evvel, 30 Ağustos Zafer Bayramı törenleri sırasında 2. Ordu komutanı rahmetli Orgeneral Bedrettin Demirel Paşa'dan ihtilal olacağına dair işaretler almıştım. 2 Eylül günü de dönemin Başbakanı Sayın Demirel bana erken seçim kararı çıkmazsa ihtilal olacağını, partideki gücümü kullanarak, MSP'nin erken seçim kararına, "Evet" demesine yardım etmemi istedi. Ben de bu bilgileri, başkanlık divanına katılarak bütün yetkililerine açık açık ifade ettim. Ama getirdiğim bilgilere itibar edilmedi. Toplantının sonunda, "Ben artık sizin belediye başkanınız değilim" diyerek ayrıldım.
O zaman neden Konya Mitingi'nde ön saflardaydınız?
Mitinge tamamen zamanın Valisi Lütfü Tuncel'in, "Konya'nın sana ihtiyaç duyduğu bir dönemde sen terk edip Konya dışına kaçıyorsun" demesine cevap bulamadığım için katılmıştım. Miting sırasında da daha büyük hadiseler çıkmasını engellemeye çalıştım.
Sizce, 12 Eylül dönemi yargı önüne taşınmamalı mı?
12 Eylül'den en çok zarar gören kişilerden biri olmama rağmen, 12 Eylül döneminin yargıya taşınmasını uygun görmüyorum.
Neden?
Türkiye için bir vakit kaybı olacağını düşünüyorum. Şüphesiz ki düşünce bazında bu yüzleşmeler yapılmalıdır. Ama 9 yaşındaki insanların yargıya taşınarak ülkenin bu meselelerle vakit kaybetmesi uy gun değil. Türkiye yüzünü geleceğe dönmelidir. Etrafında dolaşan tehlikelere dikkatini vermelidir. Birbiriyle uğraşarak zaafa düşme oyununa gelmemelidir.
Tabii bugün Türkiye Balyoz Davası'nı konuşuyor. 102 muvazzaf ve emekli general hakkında arama kararı var. Bu davaya nasıl bakıyorsunuz?
Keşke demokrasiyi kesintiye uğratmak isteyen askeri ve sivil görevliler olmasa ve böyle davalar hiç açılmasa. Yargıya olan saygımdan yargılama safhasında daha fazla değerlendirme yapmak istemiyorum. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada ayakta kalabilmesi için güçlü bir silahlı kuvvetlere ihtiyacı vardır. Suç işleyen herkes yargılanmalıdır ama silahlı kuv-vetlerimiz'le yargımızı karşı karşıyaymış gibi göstermekten kaçınmalıyız. Her iki kuruma da Türkiye'nin ihtiyacı vardır. Her ikisinin de itibar kaybetmesi ülkeye zarar verir. Suçlular kurumlara zarar vermeden cezalandırılmalıdır.
12 Eylül Darbesi'ni yapan generaller yargılanırsa, bu davanın müdahillerinden biri olur musunuz?
Hayır!
Darbenin gerekçelerinden biri de laikliği korumaktı. Bu size samimi geldi mi?
ANAP döneminde hiç Kuran kursu açılmadı ama askeri yönetim
açılmasına izin vermişti. Kuran kursları laikliğe aykırı kurumlar değildir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın kontrolünde yer alan laikliğe uygun kuruluşlardır. Asıl bu yolun kapatılması laikliğe aykırıdır. Zaman kimin laikliğe ve Cumhuriyet'in değerlerine sahip çıktığını en iyi şekilde göstermiştir.
Bugün kimi cemaatler, sosyal ve siyasal alanda çok etkin. ANAP'ın ilk dönemlerinde ve sonrasında cemaatlerden partinize istemler ya da dayatmalar gelir miydi?
Cemaatler sosyal hayatta etkin olabilirler ama bizim zamanımızda siyasal alanda çok etkin değillerdi. Cemaatlerin iktidara dayatması söz konusu bile olamazdı.
'Türkiye'nin yeni bir Anayasa'ya ihtiyacı var'
Türkiye'nin gündeminde bir süredir Anayasa değişik iği ve referandum bu I unuyor. Sizin bu konudaki yaklaşımınız nedir?
Türkiye'nin yeni bir Anayasa'ya ihtiyacı olduğunu herkes kabul ediyor. Buna rağmen Türkiye'nin Ana-yasası'nı toptan değiştirmemesi bence kayıptır. Keşke bu değişik-likl er Mec I is'te yapı I abilmiş olsa ve referanduma ihtiyaç duyulmasaydı.
12 Eylül'de yapılacak refe -randumda bir 12 Eyl ül mağduru olarak tavrınız ne olacak?
Bir 12 Eylül mağduru olarak şüphesiz ki evet oyu vereceğim. Benim bu tavrım partisel bir tavır değildir. Demokrasiye inancımın gereğini yerine getiriyorum.
Bu arada 3 Mayıs 1999'da, "Asla biraraya gelemez" denilen 3 parti DSP, MHP ve ANAP koalisyon kurmuş ve 12 Eyl ül Anayasası'nda çok önemli değişiklikler yapmıştı. 57. Hükümet'in yaptığı Anayasa değişiklikleri için, "Cumhuriyet tarihinin en kapsam I ı Anayasa değişiklikleri" denebilir. Zıtların ittifakından hayırlı neticeler doğar. 1999 seçimlerinden öyle bir sonuç çıkmıştır ki; Parlamento'daki en az üç partinin bir araya gelmesiyle iktidar olunabileceği görülmüştür. Üç parti de fedakârlıklar yapıp rahmetli Ecevit'in başkanlığında 57. Hükümeti kurmuşlardır. Hükümetimiz döneminde Avrupa Birliği müktesebatına uygun en kapsamlı değişiklikl er yapılmıştır. Bir örnek vermek gerekirse siyasi
partil erin kapatılması eskiden Anayasa Mahkemesi'nin salt çoğunlukla vereceği kararla yapılırken, Kopenhag Kriterleri'ne uymak için 3/5 nitelikli çoğunlukla kapatılmaya karar verilmesi şeklinde değiştirilmiştir. Bir şekilde AK Parti bizim yaptığımız bu değişiklikle kapatılmaktan kurtulmuştur. Bu da 57. Hükümet'in demokrasiye yaptığı katkılardan sadece birisidir.
'Değişiklik AB müktesebatına uygun'
Koalisyon Hükümeti'nin Anayasa değişiklikleriyle, referandumda oylanacak değişiklikleri kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Eğer referandumdan "Evet" çıkarsa Anayasa'nın çok büyük bir kısmı değiştirilmiş olacak. Bu değişikliklerin hepsinin istikameti aynıdır. AB müktesebatına uygun değişikliklerdir. Hafızam beni yanıltmıyorsa biz Anayasa'nın 36 maddesini değiştirmiştik. AK Parti, 30 maddesini değiştirmiş olacak.
Peki Anayasa değişiklikleri üzerine kopan fırtınanın nedeni ne?
Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yapısında
hükümetin yapmak istediği değişiklikler bu fırtınanın kopmasına neden oldu. Diğer maddelerde muhalefetin de bir diyeceği olmadığı basına yansıdı. Maalesef Anayasa Mahkememiz ve HSYK, bugüne kadarki icraatlarında kendilerinden beklenen tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerine pek sadık kalamamışlardır. Mesela
17 Nisan e-muhtırasından sonra Anayasa Mahkemesi'nin verdiği cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçiminde 367 oyun gerekliliği kararı hiçbir şekilde adil ve tarafsız karar olarak nitelendirilemez. Bu, Anayasa Mahkememize yakışmamıştır. Bugünkü fırtınalı tartışmalar hep bu icraatların sonucudur. 40 yıllık siyasi tecrübem bana göstermiştir ki; hangi organ veya kuruluş yetkilerini doğru kullanmamış ve hukukun dışına taşmışsa zaman içerisinde o yetkilerini kaybetmiştir. Sendikalar, üniversiteler bunun tipik örnekleridir.
'Kurtulmuş emanetçiliği kabul etmedi'
Milli Görüş çizgisini çok iyi tanıyan biri olarak Saadet Partisi'nin büyük kongresi sonrası Numan Kurtulmuş'la Necmettin Erbakan arasındaki görüş farklılığını ve olağanüstü kongre kararını nasıl okudunuz?
Saadet Partisi Erbakan Hoca'nın kurdurduğu diğer partilerin bir devamıdır. Bu partileri Erbakan Hoca ya bizzat ya da biri üzerinden yönetir. Numan Kurtulmuş emanetçiliği kabul etmemiştir. Hocaya saygısını muhafaza etmekle birlikte bağımsızlığını ilan etmiştir. Bana göre de bütün kavga buradan çıkmıştır.
Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan 3 ay kadar önce Semra Özal'ı ziyaret etti. Sizin de Erdoğan'la zaman zaman görüşmeniz oluyor mu?
Toplantılarda karşılaştığımız zamanlarda kısa süreli, ayaküstü sohbetlerimiz oluyor.
KUTLU ESENDEMİR/ GAZETE HABERTURK