KAYBOLAN ÇOCUKLUK

Hatice Karakuş

Son zamanlarda haber bültenlerini izlemek, bir korku filminin fragmanına bakmak gibi oldu. Ama bu sefer başrolde yetişkin suçlular değil, henüz çocukluğunu tamamlayamamış evlatlarımız var. Suç yaşı 13’e kadar geriledi. 13 yaş... Bir çocuğun lise hayalleri kurması, en büyük derdinin matematik sınavı olması gereken o eşikte, bugün bıçaklama, silahla yaralama, hatta cinayet gibi korkunç başlıklarla yan yana geliyoruz.

Uzmanlar ağız birliği etmişçesine parmaklarını o parıltılı ekranlara, bilgisayar oyunlarına uzatıyor. Evet, sanal dünyada "yeniden doğma" butonuna basınca her şey sıfırlanıyor ama gerçek hayatın "game over"ı ne yazık ki geri dönüşsüz. Çocuklar, ekranda binlerce kez tekrarladıkları o şiddet eylemlerini, bir süre sonra gerçekliğin bir parçası sanmaya başlıyorlar. Özellikle erkek çocuklarda güç gösterisi; bıçakla, silahla "adam olma" sanrısına dönüşmüş durumda.

Sadece Erkekler mi?

Hayır, şiddetin rengi değişse de kokusu aynı. Kız çocukları arasında yükselen akran zorbalığı, fiziksel yaradan çok daha derin ruhsal izler bırakıyor. Sosyal medya üzerinden kurulan baskılar, dışlamalar ve psikolojik şiddet, bir çocuğun dünyasını başına yıkmaya yetiyor. Şiddet sadece tetik çekmek değil; birini değersizleştirmek, yalnızlığa mahkum etmek de aynı karanlık yolun yolcusu.

Suçlu Sadece "Oyunlar" mı?

Dürüst olalım; suçu sadece oyunlara atıp kenara çekilmek, biz yetişkinlerin en kolay kaçış yolu.

  • Sevgi eksikliğini oyunlarla dolduran biz değil miyiz?

  • İletişimsizliği tabletlerle susturan biz değil miyiz?

  • Sokaktaki şiddet dilini normalleştiren, çocukların önünde öfkesini kontrol edemeyen bizler değil miyiz?

Bir çocuğun eline silah ya da bıçak değmeden önce, ruhuna şiddet tohumları ekiliyor. Biz o tohumları kurutmak yerine, "zamanın ruhu böyle" diyerek sulamaya devam ediyoruz.

Ne Yapmalı?

Çözüm ne yasaklarda ne de sadece polisiye tedbirlerde. Çözüm; sofrada göz göze gelmekte, çocuğun dünyasına misafir olmakta ve ona "en büyük gücün merhamet olduğunu" yeniden öğretmekte saklı. Eğer biz onlara dokunmazsak, ekranların ve sokakların karanlık elleri onlara dokunmaya devam edecek.

Çocuklarımızı sanal dünyaların sahte kahramanlarına değil, gerçek hayatın vicdanlı insanlarına emanet etmeliyiz. Yoksa yarın çok geç olduğunda, sadece istatistikleri konuşuyor olacağız.

Unutmayalım: Bir çocuğun cebindeki bıçak, aslında toplumun cebindeki bir deliktir; hepimiz oradan aşağı süzülüyoruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.