Kardeşlik Vakti

Salih Sedat Ersöz

                                                             

Hz. Mevlâna’nın 744. Vuslat yıldönümümü haftası içindeyiz.

Hz. Mevlâna’yı anma törenlerinin bu yıl ki ana teması ‘Kardeşlik Vakti’.

Kardeşliğe her zaman ihtiyacımızın olduğu bir gerçek ama gerek millet olarak, gerek dünya Müslümanları olarak, kardeşliğe her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz günleri yaşıyoruz.  

Küresel güçlerin bir yandan Türkiye’yi kuşatma ve sıkıştırma faaliyetleri, diğer yandan bizim onurumuz, namusumuz ve kutsalımız olan Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılma girişimleri hızla devam ediyor.

Hz. Ömer’in hediyesi olan Kudüs…

Selahattin Eyyübi’nin fethi olan Kudüs…

Abdülhamit hanın emaneti olan Kudüs…

Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs…

Peygamber Efendimizin Miraç hediyesi olan Kudüs…

Kur’an-ı Kerim’de “mübarek kıldığımız” olarak anılan Kudüs…

Ve yıllardır kanayan yaramız Kudüs…

İnancımızda bu kadar kutsal kabul edilen Kudüs, bugün ne yazık ki, Siyonist İsrail devletinin başkenti yapılmak isteniyor.

Zaten yıllardır siyonistlerin elinde esir durumda olan Kudüs için bugün ileri bir adım daha atılıyor ve Arz-ı Mev’ud’a giden kapı açılıyor.

Bizim için her zaman Filistin’in başkenti olarak kalacak olan Kudüs, maalesef bazı İslâm ülkeleri yöneticilerinin ABD ile anlaşması sonucu altın tepsi içinde Yahudi’ye sunuluyor.

Suudi Amerika, Birleşik Amerika Emirlikleri ve Mısır, Kudüs’ü İsrail’e satmış durumdalar.

Bunlar şahsi menfaatlerini ve bulundukları makamı ABD desteğinde gördükleri için, ABD’nin tam manasıyla uşağı olmuşlardır ve ondan izinsiz hiçbir adım atamaz durumdadırlar. 

Yazıklar olsun, veyl olsun bu ABD kölelerine…

Son gelişmeler ABD’nin içyüzünü daha doğrusu Türkiye ve İslâm düşmanlığını tam olarak ortaya koyduğu için bu ülkeye olan nefretimiz her geçen gün katlanarak büyümektedir ama Müslüman göründükleri halde ABD kölesi olanlara nefretimiz bundan da fazladır.

Biz inancımız gereği tüm Müslümanların kardeş olma bilinci içerisinde elbette maddi manevi desteğimizle ve dualarımızla mazlum Filistinli kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.

Zira Kudüs ve içindeki Mescid-i Aksa sadece Filistinli kardeşlerimizin değil tüm Müslümanların omuzlarındaki bir sorumluluktur.

Mekke, Medine ne ise bizim için Kudüs’te odur. İstanbul, Konya ne ise Kudüs’te odur. Hiç farklı değil.

Yüce Allah; “Mü’minler ancak kardeştir” buyururken, mü’minlerin muhakkak kardeş olduğunu, kardeşten başka bir şey olmadıklarını ve ona göre davranmamız gerektiğini emretmiştir.

Efendimizin; “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” ve “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, onu terk ve ihmal etmez, ona hıyanet etmez, ona yalan söylemez, onu sahipsiz bırakmaz”  Hadis-i Şerifleri’ni sürekli düşünmeli ve gereğini yapmalıyız. 

Bu anlamda Kudüs, Filistin ve Mescid-i Aksa bizim kardeşimizdir başka hiçbir şey değil… Kardeşlik onurdur, namustur, şereftir ve bu uğurda gerekirse ölüme bile gidilir. Vakit, kardeşliğin gereğini yapma vaktidir.

Mademki Mevlâna haftası içindeyiz, Hz. Mevlâna’nın kardeşlikle ilgili şu sözlerini de hatırlayalım:

“Dünyada bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin. Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü’minler var; ben artık ısınamıyorum!”

“Din kardeşinden bir cefa gördünse, onun bin vefâsı olduğunu hatırla!.. Çünkü iyilik, günaha karşı şefaatçi gibidir.”

Hz. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled’e verdiği öğüt:

“Ey oğul! eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!

Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma! Merhem ve mum gibi ol; iğne gibi olma!

Eğer hiç kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan; kötü söyleyici, kötü öğretici, kötü düşünceli olma!

Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun.  İşte o sevinç cennetin ta kendisidir.

Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.  İşte bu dert de cehennemin ta kendisidir.

Dostlarını andığın vakit gönül bahçen çiçek açar,  gül ve fesleğenlerle dolar.

Düşmanları andığın vakit, gönül bahçen, dikenler ve yılanlarla dolar; canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.

Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar; içlerindeki karakteri dışarı vurdular.

Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”

 

Hz. Mevlâna’dan anlamlı bir söz daha; Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

 

Hz. Mevlâna’dan bir gazelle yazımı noktalıyorum:

 

“Beri gel, daha beri, daha beri.

Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?

Bu hır gür, bu savaş nereye dek?

Sen bensin işte, ben senim işte.

 

Ne diye bu direnme böyle, ne diye?

Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?

Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,

Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

 

Zengin yoksulu hor görür, ne diye?

Sağ soluna yan bakar, ne diye?

İkisi de senin elin, ikisi de,

Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

 

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.

Başımız da tek, aklımız da tek.

Ne diye iki görür olup kalmışız,

İki büklüm gök kubbenin altında, ne diye?

 

Sağlıklı ve mutlu yarınlar efendim.