KARANLIKTAN AYDINLIĞA

Hüseyin Baş

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya gelmeden 35 yıl önce dünya bugünden daha büyük bir felaketlere sahne oldu. Harvard Üniversitesi'nden Orta Çağ tarihçisi ve arkeolog Michael McCormick'e göre dünya bir dönem 18 ay boyunca karanlıkta kaldı ve güneş yüzü görmedi.

McCormick, yaptığı araştırmalar neticesinde dünya tarihini tümden etkileyen ve dönemin küresel devletlerin yıkılışına neden olan büyük felaketleri yazdı.

McCormick, Science dergisine yazdığı makalesinde, 536 yılında Avrupa, Orta Doğu ve Asya'nın bir bölümünü gizemli bir sis perdesinin kapladığını ve tam 18 ay boyunca hem gece hem de gündüz dünyanın karanlıkta kaldığını kaleme aldı.

“536 yılının yazında, hava sıcaklıkları 1,5 ile 2,5 derece düştü ve böylece son 2300 yılının en soğuk 10 yılı başladı.

İrlanda'da resmi belgelere göre, "536 ile 539 yılları arasında yiyecek ekmek bulunamadı.

Beş yıl sonra, 541 yılında ise o dönem Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'na ait olan, Mısır'ın güneydoğusunda Nil Nehri'nin en doğu ağzında yer alan liman kenti Pelusium'da (Tell el-Farama ) hıyarcıklı veba (bubonik veba) salgını baş gösterdi.”

Bilim insanlarının elde ettiği verilere göre 536 yılında Asya ve Avrupa kıtalarında büyük yanardağ patlamaları yaşandı. Tüm gökyüzü bu yanardağlardan fışkıran küllerle kaplandı. Asya’da, bugünkü Çin’de yaz aylarında kar yağmasına neden olan karanlık bir döneme girildi. Öyle ki ekinler dondu, otlar yeşermedi, hayvanlar beslenemedi ve büyük bir kıtlık yaşandı. Yine aynı dönemde bütün dünyayı etkisi altına alan ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan çeşitli hastalıklar ortaya çıktı. Devletlerin ekonomileri çöktü ve bu çöküş beraberinde büyük savaşların yaşanmasına neden oldu.

Dönemin güçlü Hristiyan devleti olan Habeşistan Krallığı (Sudan) ile Mecusi İran arasında yaşanan Aden Körfezi- Yemen savaşı büyük felaketin tetiklediği savaşlar arasında yer alıyor. Habeş Krallığı’nın Yemen Valisi Ebrehe (İbrahim)  dönemin İran devletini Yemen’de (Yemen, Aden Körfezi, Somali) yenmiş, ülkesinin ihtiyaç duyduğu verimli tarım alanlarına ve ticaret yollarına kavuşmasını sağlamıştı.  Savaşı kazanan Ebrehe, Çin’den başlayan ve Avrupa’ya ulaşan ticaret yollarının kendi hakimiyetindeki topraklardan geçmemesi ve beklenen ekonomik canlılığın yaşanmaması üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in doğumundan 1 yıl önce Mekke’ye saldırarak Arapların ticari varlıklarını sonlandırmak ve Kabe’yi yıkarak Yemen’deki başkentini dini ve ticari cazibe merkezi haline getirmek istiyordu. Allâh Subhânehû Ve Teâlâ bu tarihi vakanın doğrusunu bize ibret almamız için Kuran-ı Kerim’de bildiriyor.

Yanardağ patlamaları ve hastalıkların yaşandığı büyük felaketin üzerinden 35 yıl geçtikten sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya geldi. Ve yine büyük felaketin 75. Yılında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İslam’ı ilan etti ve bütün insanlığı bir ve tek olan, her şeyin sahibi, hakimi ve tek hüküm sahibi olan Allah’a davet etti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanlığı adalete çağırıp yeniden Tevhid Dinini inşa ederken yaşanabilir toprakların çoğunluğunu elinde bulunduran küresel devletler halka zulmetmeye ve batan ekonomilerini kurtarmaya çalışıyorlardı.

Araştırmasında Avrupa’nın ekonomik yıkılışının 100 yıl sürdüğünü ve 640 yılından sonra yeniden ticari haraketliliklerin olmaya başladığını anlatan McCormick, bugünkü adıyla Justinianus Veba Salgını'nda hastalığın çok hızlı bir şekilde yayıldığını ve Doğu Roma İmparatorluğu'nun nüfusunun üçte birini ortadan kaldırarak, çöküş sürecine de ivme kazandırdığını belirtiyor.

Bugün benzer bir dönemi ve benzer savaşları tekrar yaşıyoruz. Etkisi onlarca yıl sürecek büyük savaşlar, katliamlar yaşayan insanlık, kendisinden bir adım ötede yaşanan zulümlere seyirci kaldı. Koronavirüs, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, her yıl şiddeti gittikçe artan doğal felaketler, batı devletleri ile İran’ın Aden körfezinde yürüttüğü savaş, insanlık tarihinin en büyük göçü, Arap ülkelerinde yaşanan katliamlar, yaşanan ekonomik yıkım, dillendirilen nükleer savaş, nübüvvetten önce yaşanan tarihi vakaların tekrarı gibi duruyor. Sanki tarih boyunca yaşanmış tüm savaş ve anlaşmazlıkların yeniden canlandırıldığı bir tarihi süreci hep birlikte yeniden yaşıyor ve izliyoruz.

Küresel devletler, batan ekonomilerini kurtarmak, yaşanan yıkılış döneminde hakimiyet alanlarını artırmak için inanılması güç saldırılara imza atabilirler.

Afrika, Nil deltası, Aden Körfezi, Arap Yarımadası’nda varlık gösteremeyenlerin, yaşanan bütün bu sürecin sonucunda bulundukları topraklarda varlıklarını sürdürmeleri zor gibi duruyor. Türkiye’nin Aden Körfezi’nde, Somali’de ve Sudan’da asker bulundurması, çeşitli faaliyetlerle bu alanlarda varlık göstermesi ülke geleceği için elzemdir. Kimi muhalefet partilerinin Cumhurbaşkanlığı’nın bu bölgelerde sosyal, siyasal ve askeri faaliyetlerine karşı duruşları vahamettir. Tüm İslam aleminin tek bir merkezden yönetime eskisinden daha fazla ihtiyaç duyduğu şu dönemde Türkiye’nin söz konusu bölgelerde  faaliyetlerini yoğunlaştırması ve özellikle Arap yarımadası halkına doğru medya kanallarıyla duruşunu güçlü bir şekilde ifade etmesi gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşlarımızın da özellikle Yemen hususunda daha ciddi adım atmaları ve çaresiz durumda olan bölge insanına ivedilikle çözüm odaklı projelerle ulaşması faydamıza olacaktır.

Yaşanan savaşlar, doğal felaketler, küresel salgınlarla dünya yeni bir döneme, yeni bir yönetim anlayışına hazırlanıyor.  

Peki biz kendimizi yeni döneme, yeniden yaşanan inkişafa hazırlıyor muyuz?