Zeki Oğuz
Karapınar bölgesi her yıl birkaç kere gittiğim, her gidişimde farklı fotoğraf kareleriyle döndüğüm, biraz vahşi bir coğrafyaya sahip bir beldemiz. Özellikle Meke Tuzlası, Çıralı Göl, Ereğli Sazlığı çok ilginç yerler. İbrahim Gündüz Hoca Karacadağ'ın zirvelerindeki kale kalıntılarından sözediyor ve birgün beni oralara çıkaracağını söylüyordu. Vefat edince
projemiz gerçekleşmedi. Yeşilyurt Belediyesinde çalışan Yusuf Erdoğan söz verdi. 2005 in Mayıs ayında birlikte çıkacağız zirvelere. Yusuf'un söylediğine göre bölgenin en güzel zamanı da mayıs ayıymış.
Bir Karapınar gezisinde, Karapınar Belediye Başkanının sayesinde görmüştüm, Yeşilyurt'u. Öğrenci ve fotoğrafçılardan oluşan kalabalık bir guruptuk. Yeşilyurt'ta düğün varmış, önce düğün pilavını yiyecek sonra Çıralı'ya, Meke'ye geçecektik. Belde insanlarının gelenekleri çok farklı gelmişti bana.İki hafta önce yine Yeşilyurt Belediyesinde görevli Fadime Mengi'nin
davetiyle bir düğüne katıldım. Düğün sahibi Nuri Osman Pekince bütün Anadolu insanı gibi konuksever ve güler yüzlüydü. Fadime Hanımla tanışmamız da çok ilginçti. İlk gidişimden sonra Belediyeye Çalı Dergisini göndermiştim. Fadime Hanımın ilgisini çekmiş dergi, hoşuna gitmiş, dergiyi sürekli göndermemi istedi. O ve Yusuf Çalı'nın en has okurlarından.
Karapınar'a yaklaşık 23 km. uzakta olan Yeşilyurt 1994 yılında Salur, Sırçalı, Bağdaylı ve Güzel kışla köylerinin birleşmesiyle belediyelik olmuş.
İlk belediye başkanı Lokman Çoban yaptığı güzel çalışmalarla, hala saygıyla anılıyor. Salur, Bağdaylı eski Türk boylarının adını taşıyor. Sırçalı'nın adı ise geçmiş, yüzyıllarda burada üretilen sırlı çanak çömleklerden geliyor.
Salur'lu Hüseyin Okumuşer, 74 yaşında, üç dönem muhtarlık yapmış. Köyün canlı bir tarihi gibi. İlk okul 1937 yılında yapılmış. 1974 yılında arazi ıslah projesi yaptırmış. 2001 de yaşanan kuraklık nedeniyle susuz kalan köy nerdeyse dağılma noktasına gelmiş. Sonra açılan kuyularla köy dağılmaktan kurtulmuş.
Salur'un öteki köylere göre gelir düzeyi yüksek. Bu yüzden dışarıya göç vermiyor. Aksine dışardan gelip yerleşenler oluyormuş. Son yıllardaki en büyük gelir kaynağı turşuluk hırtlak üretimi olmuş. Cumartesi ve Çarşamba günleri Pazar kuruluyormuş. Konya, Kayseri, Niğde, Aksaray, Bursa, Manisa, Antalya gibi şehirlerden tüccarlar geliyormuş hırtlak almaya.
Yeşilyurt bütünüyle eski bir yerleşim yerine kurulmuş. Bağdaylı'da yıllar önce, halı ipi boyamasında kullanılan cehri bitkisi yetiştiriliyormuş. Ermeni ve Rum tüccarlar alıp gidiyorlarmış bitkiyi. Günümüzde ancak ören yerlerinde rastlanıyor cehriye. O yıllarda önemli bir bitkiymiş cehri, Sille'de Gevele Dağının eteklerinde cehri tarlası olmayana kız vermezlermiş, diye, rivayetler var. Bağdaylı'da ekonomik durum hiç iç açıcı değil. Bu
yüzden köyün gençleri sahil bölgelerindeki turizm işletmelerinde çalışıyor.
Kışa doğru, turizm mevsimi bitince köye dönüyorlarmış. Salur'lu gençlerin büyük bölümü Konya'da hurdacılık yapıyormuş.
Sırçalı gençliği inşaat ustalığına yönelmiş. Güzelkışla'lı gençler genellikle Bodrum'da garson
olarak çalışıyormuş. Diğer köylerde olmamasına rağmen Salur'da iki-üç evlilik çok yaygınmış.
Yeşilyurt'da düğün adetleri çok değişik. Örneğin, cumartesi gününden kuruluyor yemek sofraları ve Pazar günü öğleye kadar sürüyor. Yemeklerde bildiğimiz ev yemekleri. Çorba, kurufasulye, yaprak sarma, bamya, tas kavurma, pilav, hoşaf ve helva.
Beldede ilköğretimden sonra okuma oranı hemen hemen hiç yokmuş. Salur'lu Hüseyin amca "Çocukları hoppa büyütüyoruz ondan" diyor ama sahil beldelerinin turistik işletmelerinde çalışan gençlerin anlattıkları hikayelerde yatıyor gibi bu okumama nedeni.
Dediklerine göre mayıs ayında çok güzel oluyormuş Yeşilyurt. Sizde yolunuzu oralara düşürün, gözünüz kesiyorsa Karacadağ'ın zirvesindeki kalelere çıkın, yer altı şehirlerine inin.
Gerçekten yaşadığınızı hissedeceksiniz.