KALBİNDE MERHAMET ADLI ÇINAR OLAN GENÇLER NASIL YETİŞTİRİLİR?

Prof. Dr. Ali Alaş

Sevgili okurlarımız, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, öğrencilere 21. yüzyıl yetkinliklerinin kazandırılmasına ilişkin genç nesillerin geleceğini etkileyecek olan Cumhurbaşkanlığı Politika Belgesi Taslağı’nı hazırlayıp, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan‘a sunmuştur.

Bu rapor gençliğe sadece 21. yüzyıl yetkinliklerinin kazandırılmasını hedeflemektedir. Eksik bir reçete olduğunu düşündüğüm bu belgenin muhtevası itibariyle batılı eğitim sisteminden, Avrupa ve Amerika’dan etkilendiği dikkati çekmektedir. Maneviyat boyutunun ihmal edildiği dikkat çeken taslak belgede bu haliyle gençliğe ruh, ideal, hedef ve milli manevi değerlerimizle bütünleşmiş karakter kazandırma iradesi mevcut değildir.

Biz evlatlarımıza ve talebelerimize ruh, ideal ve inanç aşılayacak programları ve müfredatları hayata geçirmediğimiz sürece eğitim alanında ulaşmayı düşündüğümüz hedefleri yakalamamız imkânsız görülmektedir. 21. Yüzyıl yetkinlikleri ile beraber fedakâr, kendini başkalarının saadetine adamış, ahlâken ve fikren donanımlı ve milliyetçi fikirleri özümsemiş, nesiller yetiştirmek ana hedefimiz olmalıdır. Bediüzzaman bunu; “Çünki bir adamın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla bir millettir” ifadesi ile formülize etmiştir. Cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan bu millet, bilhassa eğitim alanında on yıllardır yanlış formül ve reçeteler ile oyalanarak bilim, teknoloji ve sanatta hak ettiği yere ulaştırılmamıştır. Bu topraklarda çocuklarımızın ve gençlerimizin ruh ve kalpleri Kur’an hakikatleri ve İslamiyet suları ile sulandığı takdirde, bilge şair Sezai KARAKOÇ’un da dediği gibi “kalbinde merhamet adlı çınar olan insanlar yetiştirilecek”, hakikî medeniyetin fen ve sanat çiçekleri açacak, bu vatan maddi ve manevi saadetler içinde gül ve gülistana dönecektir.

Geleceğimizin sigortası, ümidimiz gençlerimizdir. Kalbinde merhamet adlı çınar olan genç nesiller yetiştirebilmek için derslerde talebelerin sadece aklının değil kalbinin de doyurulması oldukça önemlidir. Mesela fen bilimlerinde mevsimlerin oluşumu ile ilgili konular işlenirken güneş sisteminde gerçekleşen hassas dengeler nazara verilip, bu hadiselerin gerçekleşmesinde görevli güneşin, dünyamızın, ayın ve yıldızların başıboş ve kendi kendilerine hareket etmediğine vurgu yapılarak, bu hadiselerin kâinata ve içindekilere tasarruf eden bir zatın yani Allah’ın (C.C.) sonsuz ilim ve iradesiyle gerçekleştirildiğine dikkat çekilmesi halinde, öğrencinin hem akıl midesi doyacak hem de kalbi aydınlanacaktır. Eğer bu hadiselerin arka planında bir yaratıcının varlığı anlatılmazsa, kalp midesi beslenemediği için çocuğun ve gencin ruh dünyasında hile ve şüpheler tevellüd eder, inkâr-ı uluhiyet fikri zemin bulur. Ruhumuzun bir penceresi olan gözümüz kan damarları ile beslenmektedir. Ruhumuzun ve kalbimiz de sahibi olan Allah’ı bilmek ve onu tanımakla beslenir. Zira imanın yeri kalptir. Sadece kalbini besleyenler mutaassıp ve bağnaz olurken, yalızca aklını besleyenler ise itikadî konularda şüphelere düşerler. Kalp ve akıl arasındaki dengenin sağlanması, hakikatlere ulaşılması ancak hem aklın hem de kalbin aynı anda gıdalanması ve aydınlanması ile mümkün olabilir. Bu perspektiften ele aldığımızda Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulunun hazırladığı belgenin tek kanatlı olduğu, gençlerimizin ruh ve kalbini beslemekten ve aydınlatmaktan uzak olduğu ve onlara ideal veremeyeceği görülmektedir. Bu haliyle hayata geçirildiği takdirde, frenkleri taklid eden nesiller yetiştirmeye devam ederiz ve hamiyet davası olmayan gençler ile nereye kadar gidebiliriz?      

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu tarafından uzun emekler sonucu hazırlanan ve Cumhurbaşkanımıza arz edilen belgeye, kurulacak özel bir komisyon ile gençlerimize milli ruh ve ideal aşılayacak maneviyat boyutu da eklenerek milletimizin beklentilerine cevap verilmelidir. Aksi halde düşmanlarımızın da arzu ettiği gibi birleşmeyen su damlaları gibi toprağa düşme ihtimalimiz kavidir. Biz millet olarak bu konuda hiç ümitsiz olmadık. Çünkü Üstad Sezai Karakoç’un da ifade ettiği gibi;

Sakın kader deme,

kaderin üstünde bir kader vardır,

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur,

geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam, külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem,

kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Selam ve saygılarımla