Konya Aydınlar Ocağı’nda 2015 yılının son Selçuklu Salı Sohbetleri, “Türklerde Kahve Kültürü” sohbeti ve kahve ikramıyla son buldu.
Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Konya İl Halk Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen sohbetinde kahvenin tarihi serüvenini anlattı. Konuşmasına “Her toplumun ve her milletin bir inancı, kültürel değerleri vardır. Bu kültürel değerler arasında yeme içme kültürü de var. İçeceklerden biri de keyif içecekleri vardır. Omun adı da kahvedir. Bu kahvenin kokusuyla, tadıyla, pişirilişi ve lezzetiyle, alışkanlığıyla ve içilen ortamıyla, ekiple, dostlarıyla ve mekanıyla birlikte düşündüğünüz zaman o toplumu çok etkileyen, keyif veren bir madde. Bu özel bir içecek.. Bunun hakkında menkıbeler ve efsaneler üretilmiş” şeklinde başlayan Dr. Güçlü, Arap tarihçi Ebu Tayyip el-Gazi’nin, kahveyi ilk defa Hz. Süleyman’ın içtiğini yazdığını belirterek genel kabul görmüş malumatın ise, 850’li yıllarda Habeşistan’ın Yemen’e doğru güney tarafına doğru Kaffa bölgesi bir bölgede yetişen kırmızı renkte meyvesi olan çalıların yetiştiğini ve o bölgede keçilerini otlatan Haldi adında çobanın keçilerini güderken o meyveden yiyen hayvanların daha canlı davrandıklarını ve hiç uyumadıklarını farketmesi üzerine bu sefer o yemişi kendisinin yemeğe, ekmeğine katık yapmaya ve suyunu içmeye başladığını dile getiriyor. Afyonluların haşhaş alışkanlığı gibi bu meyvenin zamanla alışkanlık yaptığını ve Şazeli tarikatının şeyhinin bu meyveyi deneyerek hoşlarına gitmesi üzerine müridleri ve kendisine bağlı olanlarla birlikte gece ibadetleri ile zikirlerini daha zinde yapmaya başlamaları üzerine bu yemişin adının da “BUN” olarak ününün Yemen’e kadar yayıldığını kaydeden Dr. Güçlü, “Kahve, Kaffa bölgesinden geldiği için “kaffa” adıyla biliniyor. Bize gelince kahve oluyor, batıda da “cafe” adıyla anılıyor. Bu yemiş Arabistan’a ve oradan da Bağdat ile Şam’a yayılıyor. Arap şâirler bu kahvenin keyfiyle güzel şiirler söylüyorlar. Onların kahvehanelerine gidenler çoğalıyor. Daha sonra bu kahvehaneler “Bilgelik Okulu”na dönüşüyor.” dedi.
OSMANLI’DA KAHVE KÜLTÜRÜ
Osmanlı’da 1545’e kadar kahvenin dergahlarda bilindiğini ifade eden Güçlü, daha sonra Kanuni döneminde önce sarayda ve daha sonra saray dışında keyif verici bir içecek olarak halk arasında yayılmaya başladığını belirterek “1554’de İstanbul’un ticaret merkezi olan Mahmut Paşa’daki Tahtakale’de iki Osmanlı tüccarı kahvehâne dükkanı açıyor. Devlet memurları buralarda kahve içmeye başlıyorlar. Böylece kahvehaneler giderek artıyor” dedi.
Kahve kültürünün giderek yayılması ve kahvehanelerin çoğalması üzerine buna zamanla tedbirler getirilmeye başlandığına işaret eden Güçlü, 1574’de Ebu Suud Efendi’nin fetvasıyla kahvenin yasaklandığını ve kahvehanelerin yıkıldığını kaydederek kahvehanelerin yozlaşması üzerine IV. Murat döneminde yasaklar getirildiğini, 1634-40 arasında 20 bin insanın öldürüldüğünü dile getirdi. Şazeli tarikatına intisablı olan II. Abdülhamid’in günde 6-7 kez sade kahve içtiğini ve İsmet İnönü’nün kahve içerken fotoğrafının gazeteciler tarafından çekilmesini hiç istemediğini ifade ederek bunu izah eden Dr. Mustafa Güçlü, “MHP Lideri merhum Alpaslan Türkeş’in, 1969’da İzmir’de eşi Muzaffer hanım ve Ahmet Er yanında olduğu halde kahve içerken zehirlediklerini de anlattı. Daha sonra Ahmet Er, Türkeş’i hastaneye kaldırdık ve erken müdahale ederek kurtardık, diyor.” diye konuştu.
Osmanlı döneminde kahvehanelerin kıraathaneye dönüştürüldüğünü kaydeden Güçlü, Mehmet Âkif’in kahvehaneler için “Kahvehaneler Türk insanın mahremini ve haremini katletmiştir. Meyhanelerden beter olmuştur” dediğini aktararak sözlerine son verdi.
“YUNANLILAR ÖYLE KÖTÜ MİLLETTİR Kİ…”
Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı M. Sinan Ümit de, “Yunan yazar Elias Petropoulos’un İletişim Yayınları arasında çıkan “Yunanistan'da Türk Kahvesi” adlı eserinden hareketle o kitapta kahve, telve, cezve gibi tabirlerin Türklerden Yunanlılara geçtiğini söylüyor. Çekincesinden dolayı Türk kahvesi değil de “Osmanlı kahvesi” diyorlar. Petropoulos kitabında muhalif olarak şunu söylüyor: ‘Bu Yunanlılar öyle kötü millettir ki, Osmanlı kuşu diye leylek yuvalarını bozup onları öldürdüler’ diyor.” şeklinde açıklama yaptı.