Kadı ile köpeğin akrabalığı

Bir Yörük’ün bir köpek ve bir kadı arasında kalışının hikayesidir... İsmail Detseli yazdı...

Toros Dağlarına çadır kurmuş bir Yörük’ün, çok kıymetli ve çok değer verdiği köpeği bir gün hastalanır. Ne yaptı ne ettiyse köpeğini iyileştiremez. Tabi dağda sürüsü olan, evi çadır olan, göçer bir aile için köpek ne denli kıymetlidir artık siz tasavvur edin Yörük çaresiz elini açar, Allah’a dua eder. “Allah’ım eğer köpeğim iyileşirse, ona bir koyun enleyeceğim (vereceğim) diye adakta bulunur. Anadolu insanı genelde böyledir. Bir müşkili oldu mu, yaratan Mevla ya niyazda bulunur ve ardından da malından ve bazen de tatlı canından bile tavizde bulunur işte. Yörük de çok ihtiyaç duyduğu bu köpeği için koyunu enler.

Zamanla köpek bu amansız hastalıktan kurtulur. Zaman içerisinde de köpeğe verilecek koyunlarda çoğalıp üremeye başlar. Kısa zamanda ikiz doğar, üçüz doğar, derken köpeğin koyunları kısa zamanda sürünün yarısına ulaşır. Yörük çok dindar bir adamdır. Bu koyunları, köpekte iyileştiğine göre, bir yere mi tasadduk edecek, bir fakire mi verecek ne yapacak şaşırır. Çaresiz zamanın bilgini, âlimi kim varsa, bu işi çözüme kavuşturacak kişiyi çevreden sora sora öğrenmeye çalışır. Nihayet birisi der ki, “arkadaş bu işlerin piri olan devletin hocaları var, müftüleri var, onlara git onlar bir yol göstersin sana”. Adam çaresiz şehre iner ve bu sorununu çözecek merciyi bulur ve içeri dalar. Bacağında kıldan tepme şalvar, ayağında çarık, nefes nefese girer makama. Der ki; “Beğim, sana ben gurban olayım, benim derdime bir çare bul.” Yani ‘ya imam ol, ya imamı bul’ der. Adam, “Ben kimim biliyor musun?” der, daha sözünü tamalayamadan Yörük, “he biliyom sordum siz dövletimizin kadısıymışsınız” der. “Peki derdin nedir böyle desdursuz giriverdin makamıma?”

— Vallaha beğim başımda bir püsküllü hal vardır ben bu hali çözemedim. Sen çözüver. Beni de bu dertten kurtar. Siz akıllı adamlarsınız deye geldim.

— Neymiş derdin?

— Af buyur efendi. Benim dağda sürümü bekleyen bir köpeğim vardı. Aniden hastalandı. Eee benim evde köpeksiz olmaz. Bu hastalık için birçok ilaçlara başvurdum, bir türlü eyi olmadı kara köpeğim. Bundan sonra iş Allah’a galdı. Bende Allah’ım eğer köpeğim eyi olursa, ona bir koyun bir koyun vereceğimi ahdettim. Köpek de bir müddet sonra eyi oldu. Allah’ın hikmeti cüdası bu ya, o köpeğe verdiğim koyunlar da hep çift guzuladı. Şimdi köpeğin koyunlarının sayısı oldu gırk. Neredeyse bizim sürünün yarısına yaklaştı. Durdum, düşündüm, taşındım… Boşa goydum dolmadı, doluya goydum almadı. Benim de aklım bu işe çalışmadı. Acep bu koyunların ne yapılması lazım bir çıkar yol bulamadım. Senin için akıllı adamdır, bir yolunu bulur dediler. Ben de sana geldim. Gulun, kölen olayım bana bir çare bul. Beni bu vebalden kurtar.

Kadı Yörük’ü şöyle baştan aşağı bir güzel süzer. Bakar ki, Yörük biraz safça:

— Bak ağa o senin köpeğin var ya. Bana biraz akraba çalar, yani benim akrabam olur. Köpeğin kaç koyunu var şimdi?

— Gırk tane oldu Gadı Efendi. Valla boyuna da üreyyor mübarek maşallah. Gasabalı fırını gibi goyunlar döküp endiriyorlar guzuları vallah.

— Hım! Tiz git o koyunların tam otuz dokuzunu bana getir. Çünkü köpek benim akrabam olunca başka varisi de olmadığına göre bu koyunlar bana düşer. Koyunları bunca zaman güttüğün ve muhafaza ettiğin için bir tanesi de sana düşer. Hemen gidip otuz dokuz koyunu bana getiresin.
Bu sözlerini duyan Yörük aptal aptal sağa sola bakar ve başparmağını sakalına götürüp şöyle biraz düşünür. Bunu fark eden kadı efendi Yörük’ü sert bir dille azarlar:

— Ne duruyorsun? Tiz git dediklerimi yap.
Yörük masumca kadıya bakar. Kapıya doğru yaklaşıp kendince, el kol hareketleri ile ince hesaplar yapar. Sonra kadıya dönerek:

— Kadı efendi, sen nerelisin?
İşin mahiyetini kavrayamayan kadı hemen

— Nereli olacağım, İstanbulluyum.

— Vallahi şaştım, hem de ne şaştım ben bu işe. Benim köpek Adanalı. Ben onun anasını Adana’dan aldımdı. Babası da bizim Kirmangilin Üseyin’in goca köpekti. Peki, belli ki sen İstanbollusun. O kadar hesap yaptım, benim köpekle ikinizin akrabalığını bir araya getirip aranızda bir bağ guramadım. Düşünürüm öyle, sizi benim köpekle nereden bağlasam diye ama, olmuyor bir türlü.

Kadı işin cılkının çıkacağını anlayınca,
— Çık git canım karşımdan bir köpeğin aslını bu kadar araştırmana gerek yok. Böyle ince hesaplarla kafanı yorma sen. Ne diyorsam onu yap
Yörük gene itiraz eder

— Gadı Efendi, Gadı Efendi, madem akrabalığın vardı da, zavallı köpek aylarca hasta yatarken, neden gelip de bir ziyaret etmedin? Bana öyle geliyor ki, bunda bir hile var beğim. Benim bu işe pek aklım ermedi.

Yörük’ün aklına şaşıran ve de çok bozulan kadı, Yörük’ü hemen makamından dışarı çıkararak, nereye verirsen ver koyunlarını, seninle uğraşacak vaktim yok benim, diyerek başında savıverir.
Gelin bundan sonra neler olur, bunu da bizim nüktedan ozan İsmail’in şiirinden dinleyelim.


Yaylalarda çadırda hür bir Yörük yaşarmış
Bu Yörük ailenin akıllı birde köpeği varmış

Bir gün bizim yürüğün köpeği hasta olur
Ayağa kalkamaz havlamaz çadırın önünde uyur

Yörük kendi aklınca birçok ilaçlar yapmış
Köpeğinin hastalığına bir çare bulamamış

Ellerini açmış, çaresiz dikmiş başını havaya
Dua etmeye başlamış yaratan ulu MEVLA’YA

Yarabbi köpeğim iyileşirse ona bir koyun enlerim demiş
Bir gün köpek iyileşmiş Yörük de ona koyunu enlemiş

Koyun çok çabuk üremiş, birkaç yılda kırk olmuş
Ne var ki, bundan bir yıl sonra sevdiği köpeği ölmüş

Yörük beyi düşünmüş ‘bu koyunları ne yapmalı?
En iyisi gidip bir bilene, kadı efendiye danışmalı’

İner bir gün şehre, çıkar kadının huzuruna
Çare arar, köpeğe verdiği koyunlarının sorununa

Der ki: Kadı Efendi hasta köpeğime ben bir koyun adadım
Köpek sonra öldü, koyun kırk oldu ben bunları ne yapayım?

Bu koyunlar elimde kaldılar, fetva ver acep kime düşer?
Bir vakıfa mı vereyim, yoksa geçinsin mi bundan fakirler?

Bunu duyan kadı efendi Yörük’ü çok saf sanır
Şöyle Yörük’ü süzerek çevresinde biraz dolanır

Bak Yörük ağası, der, o köpek benim yakınımdır
Koyunun birisi senin, otuz dokuzu benim malımdır

Tez şimdi sen buradan hemen yaylana gidesin
Otuz dokuz koyunu çabucak benim eve getiresin

Köpeğe verilen koyunlar kuzular üçer beşer
Bir tanesi de baktığın için senin hissene düşer

Yörük oturduğu yerden eliyle bazı hareketler yapar
Kadıda bir kenara çekilmiş dikkatle Yörük’e bakar

El kol hareketi ile der ki: Sen böyle neler yapıyorsun?
İşi ağırdan alarak da benim kafamı çok bozuyorsun

Yörük der ki: Kadı Efendi senin sözünü pek anlayamadım?
Arıyorum köpekle senin arandaki hısımlığı da bulamadım

Zahir sen İstanbul’dansındır benim köpekse Adanalı
Neden hastayken ziyaret etmedin sen bu yakın akrabanı?

Onun hesabını yaparımda kafamda, karıştı işler
İnsanın hizmetinde bulunur da, akrabası olmaz itler

Eğer hakiki akraban ise, bana veraset ilamını getir
Bu gördüğün Yörük sana o zaman koyunları verir

Deyince, Kadı Efendinin hemen kafatası atmış
Yörük’ü makamından ağır hakaretle savmış

Ozan İsmail der ki; mal için köpekle akraba olunmaz
Nüfus kayıtlarında hiçbir zaman Karabaş ismi bulunmaz

Karşındakini hakir görüp onu akılsız sanma
Adil olarak karar ver, köpekle de akraba olma

Ey beni okuyan dostlar siz bu kıssaya gülmeyin
Köpeğe ilaç verin ama sakın ola koyun vermeyin

21 Eylül 2004 İsmail Detseli

Kültür Sanat Haberleri

Hierapolis’te Yeni Dönem: Antik Kentin Ruhuna Dokunan Modern Dokunuş
Atıklardan yaptıkları müzik aletleri ile konser verdiler
Antalya'da Şafak Vakti Sıra Dışı Manzara
Alanya Kalesi'nin 800 Yıllık Sırrı
Türkiye’de Sadece 7 Tane Kaldı: İşte Küllerinden Doğan Mavi Değirmen