İşte Başbuğ'un konuşması

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ konuşmasında TSK'nın din karşıtı gibi gösterilmesini eleştirerek "TSK halktır, halktandır, halk içindir" dedi.

Başbuğ'un konuşması:

Bu toplantıya katılan saygı duyduğum komutanlarım, değerli silah arkadaşlarım, değerli konuklar, harp akademimizin komutan, öğretim elemanı, öğrenci subay ve çalışanları ve basınımızın çok değerli mensupları hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

TSK’nın yarınlarına yön verecek olan liderlerinin yetiştiği güzide eğitim kurumlarımızdan biri olan Harp akademimizde sizlere hitap etmenin ayrı bir gurur vesilesi olduğunu belirtmek istiyorum.

Bugün yapacağım konuşmada sivil-asker ilişkileri başta olmak üzere, terör ve terörle mücadele, demokrasi ve laiklik gibi konulara akademik bir pencereden bakmaya çalışacağım.

Güncel konulara ve bu konuşmada değinemeyeceğim diğer konulara ilişkin görüşlerimi önümüzdeki hafta yapacağım basın toplantısında, sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Soğuk savaş sonrası dönemde demokrasi, liberal ekonomi tartışmaları gündemimizde daha fazla yer almaktadır. Öte yandan milli güvenlik kavramı genişlerken tehditlerde çeşitlenmiştir. Bu gelişmeler sivil-asker ilişkisi konusunun farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmaktadır.

Konu siyaset literatüründe de farklı ele alınmaktadır. Hungtington ve Cohen bu olaylara klasik bir bakışla yaklaşmaktadır. Bu ilişkiler üzerinde, klasik düşünürlerin yanı sıra, liberal ve yapısal akımların da etkileri görülmektedir.

Akademik anlamda da bu işin profesyonelleri arasında uzlaşmazlık alanları mevcuttur.



Sivil-asker ilişkilerini daha sağlıklı değerlendirmek için öncelikle askerlik mesleğinin ne olduğunu anlamak gerekir. Askerlik tabiî ki profesyonel bir meslektir. Askerlik büyük deneyime yüksek mesleki ölçülere sahip olmayı gerektirir.

Fakat askeri profesyonellik, bürokratik yapılanma, iş dünyasındaki yapılanmadaki profesyonellikten farklıdır. Askerliği diğer profesyonel mesleklerden ayıran farkların başında, askerlikte maddi gereksinimlerin önceliğinin daha az oluşu ve askerliğin bir meslekten ziyade adeta bir yaşam biçimi oluşudur.

Toplumların dönüşümünde asker daima öncü olmuştur. Silahlı Kuvvetler aynı zamanda teknoloji demektir. Etik ve ahlaki değerler çok önemlidir. Etik ahlaki değerler içinde üniforması ve şerefi her şeyin üzerindedir.

Askerlikte güven ve itimat ilişkisi de çok önemlidir bu ilişki ise üç boyutludur.



Birincisi toplumun güven ve itimadına sahip olmak. İkincisi sivil ve askeri liderlerin güven itimadına sahip olmak. Üçüncüsü ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olmaktadır. En önemli olanı, askerliğin toplumun güveni ve itimadı üzerine inşa edilmesidir.

TSK yapılan anketlerde hep en güvenilir kurum olmuştur. Bu sonuç nasıl olmaktadır? TSK ulusumuzun güvenine mashar olmuştur. Çünkü hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan güvenliği sağlamaktadır. Topluma güven vermektedir.

Montesque'ye göre önyargı, bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemek demektir. Bazı kesimlerin demokrasi kisvesi altında TSK'ya muhalefet yapması demokrasiyi geliştirmeyecektir. TSK demokrasinin gelişmesinde çoğulculuğun önünde engelleyici bir kurum olarak göstermek yanlıştır. Aynı şekilde TSK'yı din karşıtı gösteren kötü niyetli propagandalar vardır. Ancak toplumun büyük kesimi bunlara itibar etmemektedir. Kim ne derse desin Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.

Sivil asker ilişkilerinde güven çok önemlidir. Her ülkede kararların nasıl işleyeceği o ülkelerin anayasalarında mevcuttur. Sivil-asker ilişkileri kendine özgü yapısı içinde incelenmelidir.

Katı prensiplerden ziyade sağduyulu davranışlar olmalı. Bu düşünce de askerlik mesleğinin profesyonel olduğundan gelmektedir. Sivil-Askeri ilişkisi güven içinde olmalıdır.

Askerlere kendisini organize etme ve görevlerini yürütme açısından önemli boyutta otonomi verilmeli. Bu otonominin boyutları yasalarla belirlenmelidir. Burada kurumun gizlilik ihtiyaçları yürütülürken kurumun saydam olmasına engel teşkil etmemelidir. Üstlerin astlarıyla iyi iletişim içinde olması, karar öncesi onların düşünce ve tekliflerini dinlemeleri ve uygun olan hususları dikkate almaları ugun olanıdır. Komutan karar almadan önce astlarının düşüncelerini, önerilerini almalıdır. Karar aldıktan sonra herşey biter. Komutanın kararını en iyi şekilde yerine getirmek herkesin görevidir.

Sivil-asker ilişkilerinde askerlerin görevi önemlidir. Devlet yapılanması içinde askerin güvenlik ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve iletilmesi, danışmanlık edilmesi, yetkili siyasi makamlar tarafından alınan kararların icraate dökülmesidir. Öğretim, eğitim görmüş ve tecrübeye sahip askerler tarafından yapılması önemlidir. Askerler konuyla ilgili tekliflerini yaparlar ve biter. Bu görüş aslında doğru değildir. Askerlerin profesyonel öneri ve kaygılarının sivil otorite tarafından dikkate alınmaması halinde yaşanabilecek olumsuzluklar yaşanmıştır.

TSK'da sivil asker ilişkilerinde sorumluluğa ait askeri liderler konusuna gelince, bilinen bir husus, Genelkurmay Başkanı Anayasa'nın 111. maddesine göre silahlı kuıvvetlerin komutanıdır. Sivil-asker ilişkilerinin yürütülmesinde sorumlu makamdır. Sivil asker ilişkilerini yürütmesini politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. İşin özüne tartışmasız biçimde de uygundur. Bu faaliyetler bütün ülkelerdeki askeri makamlar tarafından yapılmaktadır. Genelkurmay Başkanı ilgili makamlarla yapılan görüşmeler vasıtasıyla görevlerini yerine getirir. Türkiye'de MGK da sivil-asker ilişkilerini yürütmektedir. MGK'da her üye eşittir, görev ve sorumluluklarını Anayasal platformda serbest olarak getirirler. MGK'nın yetkilerini sorgulayanlar yasaları okuyabilirler.

Silahlı kuvvetlerdeki bütün personelin sahip olması gereken dürüstlük sadakat cesaret sorgulamayla anlama gücü, fiziki şartlara her zaman sahip olma bugün de önemini korumaktadır.

Bugün silahlı kuvvetlerin temel faaliyetleri 3 temel husus öne çıkmaktadır.

1 – Açıklık.
2 - Sonuçlara odaklanma
3 - Sorumluluk.

Günümüzün şartları ve ihtiyaçları silahlı kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Aksine kapsamlı bir strateji çerçevesinde kullanılması konseptinin önemini giderek artırmaktadır. Buna bugün gayret birliği denilmektedir. Bu husus için askeri liderlerinin bilgi alanının daha da genişlemesini zorunlu kılmaktadır.

Obama'nın güvenlik danışmanının yazdığı makaleye göre; Demokrasi laiklik, sosyal ve hukuk devleti olmak vazgeçilmez hususlardır. Silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlara daha etkinlikle durulması için önemle üzerinde durulması gereken hususlar: Disiplin, dürüstlük gibi nitelikler bugün de önemini korumaktadır. Sonuçlara odaklanma yaratıcılığa, açık ve net olmaya bağlıdır. Günümüzün şartları silahlı kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Askeri liderlerin bilgi alanının daha da genişlemesi zorunludur. ABD Başkanı Kennedy bu konuya açıklık getirdi. "Siz profesyonel askerler, strateji, taktik ve lojistik konuları bilmelisiniz. Ekonomi, siyaset, diplomasi ve tarihi de bilmelisiniz. Askeri güç ile ilgili herşeyi bilmelisiniz, askeri gücün limitlerini de bilmelisiniz. Günümüzdeki sorunları yalnız tek başına askeri güçle tam olarak ortadan kaldırılmayacağını da anlamalısınız"

Sivil – asker ilişkilerinde bu şekilde değindikten sonra anayasamızın 5. maddesinde yer alan devletimizin temel amaç ve görevlerine bakmakta yarar var. Bu madde dikkatimizden kaçıyor. Bu madde devletin temel amaç ve görevlerini 4 temel başlıkta topluyor. Aynen okuyorum:

"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

Anayasamızın bu 5. maddesinde çok açık şekilde yer alan devletin temel amaç ve görevleri çerçevesinde, konuşmamın bundan sonraki bölümlerinde terörle mücadele konusu ile demokrasi ve laiklik konularına değinmeye çalışacağım.

Devletin temel amaç ve görevleri: Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, demokrasiyi ve cumhuriyeti korumak; kişilerin toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak.

Türkiye 1970'lerin başından itibaren değişik ideoloji ve amaçlarına sahiğp terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Şüphesiz zarar veren PKK'dır. Bölücü terör örgütü halkımızı hedef alarak demokrasimizi tehdit etmektedir. Terör örgütü terörü etnik bir çatışmaya dönüştürmeye ve etnik bir çatışmaymış gibi takdim etmeye çabalamaktadır ancak bunu başaramamıştır. Faaliyetlerini etnik bir temel üzerinde göstermeye çalışmaktadır. Terör ve terörle mücadelenin karmaşıklığının ana nedenlerinden biri kavram karmaşasıdır. Bazı kavramların henüz oturmamış olması. 30 yıldır bu mücadelenin içinde olmamıza rağmen anlaşıldığını söylemek yanlış. Konu bazen kasıtlı olarak saptırılıyor. Bugün Türkiye'de olanlar bir etnik çatışma olarak tanımlanabilir mi?

70'li yılların sonunu hatırlarsak bölücü terör örgütünün kuruluş yıllarıdır. Sınıf temelli ve etnik temelli Marxist Leninist bir ideoloji. 1994'ten sonra örgüt Marxist Leninist ideolojiyi geri plana iterken etnik kimliği ortaya çıkarmaya başlar. Soğuk Savaş sonrası dönemde terör örgütünün benimsediği birinci kimlik gücünü kaybetti. Şiddeti kullanırken vatandaşların üzerinde sosyal kontrol sağlamayı amaçladı. Bu strateji değişikliğine rağmen örgüt terör ve şiddetle sorunu bir etnik çatışmaya dönüştüremedi.

Bu alanda çalışmalarıyla tanınan Semi Smoha ve Teodal Hanf bir ülkenin etnik veya diğer nedenlerle ayrışmasına ilişkin ifadesini şöyle tanımlıuyor. Bir ülkede etnik bir çatışmanın olması için gruplararası büyük kültürel farklılıklar, bürokratik kuruluşlarda bölünmeler, siyasal haklarda eşitsizlikler ve ülkenin ana konularına farklı bakış açılarının olması. Türkiye'deki durumu bu faktörler içinde inceleyelim. Osmanlı topraklarında yaşayan gruplar arasında bir kültür alışverişi yaşandı. Bunu niye unutuyoruz. Elbette bu gruplarda kültür alışverişi olması doğal. Anadolu coğrafyası hareketli bir karakteristiğe sahip. Aslında farklılıklarımız törpülenirken ortak değerlerimiz çoğalmıştır. Bunu reddedebilir miyiz? Kültürel yaşamımızda farklılıklardan ziyade ortak noktaların fazla olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ayrımcılık yapıldığını öne sürmek haksızlık. Hiçbir kurumumuz etnik temelde yapılandırılmamıştır. Bu konuyu öne sürenler keşke örnek verseler.

Montesque Cumhuriyette erdem, yasa sevgisi ve topluluğa bağlılık ise, çağdaş bir deyimde vatanseverlik ise son çözümlemede bu eşitlik anlayışına ulaşır. Bu toplumun kendini vatandaş hissettikleri bir rejimdir. Bu eşitlik anlamına gelmektedir. Türkiye'de bunun aksinin yaşandığını iddia etmek ne kadar doğrudur? TSK'yı örnek olarak alalım. TSK gerçekten bu anlamda emsalsiz bir örnektir. Her Türk vatandaşı hiçbir fark gözetilmez. TSK 'da anayasal görev ve hak olan askerlik hizmeti eşit biçimde yerine getirilmektedir. Terör örgütüne yaptığımız mücadelede çok sayıda Kürt vatan evladı vardır. TSK'ya bakınca Edirne'den Hakkari'ye kadar vatanın her köşesinden gelen uzman, er, sivil memurları görürsünüz. Harp Okullarına girişte eğer o ilden biri olmadığını görünce üzülüyoruz. TSK için milletimizin bütün bireyleri çok değerlidir. Biz Silahlı Kuvvetler personelinin sorgulanması, mezhep farklılıkları konusunda kafalarda soru işaretleri oluşmasını büyük tehdit olarak görüyoruz. Bu ordu milli ordu. Milli ordu vasfınızı kaybederseniz herşeyinizi kaybedersiniz.

Hiçbir siyasal hak ve görev etnik görevle tanzim edilmemiştir. Tüm vatandaşlarımız eşit siyasal haklara sahip olmuştur. Etnik köken farkına bakılmaksızın her vatandaşımız kanun önünde eşittir. Serbest piyasa koşullarından faydalanmaktadır, demokrasiden faydalanırken etnik ayrışmadan söz etmek mümkün değildir. Türkiye'de farklı etnik kökenli vatandaşların arasında ayrık bir yaşam alanı oluşmamıştır. Kürt kökenli vatandaşlarımız Batı'ya göç etmiştir. Etnik çatışma olsaydı Kürt kökenli vatandaşlarımız Batı'ya göç edemezlerdi.

Devlet Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki isyanlar nedeniyle ikinci kültürel kimliklerin birinci kimliklerin önüne geçmemesi için bazı tedbirler aldı. Devlet asimilasyon politikası uygulasaydı 1928'de Batı'dan gelenler geri dönebilir miydi? Ki dönmediler. 1938 yıllarında 84'lü yıllarda ki terör örgütünün başladığı yıllardır. Bu yıllar arasındaki huzur ortamını nasıl izah edeceğiz? Asimilasyon modeli Türkiye için geçerli değil. Kürt kökenli vatandaşlarımıza asimilasyon politikası uygulanmamıştır. Asimilasyon olmadı o zaman Cumhuriyet'te 38 yılındaki isyanların nedenleri neydi diyebilirsiniz. Cumhuriyet'in başlattığı bir modernleşme var. Laik devlet düzenine geçiyorsunuz o dönemlerde. Bu değişikliklerin bölgedeki yerel dini liderleri rahatsız etti. Onlara karşı elbette bir kısıtlama var. Kışkırtmalar var. Şeyh Said Ali isyanı ile Irak'ın bugünkü durumu arasındaki bağlantıyı nasıl göremezsiniz? Devletin bazı memurlarının Kürt kökenli vatandaşlara kötü davranması da bir neden olabilir. Sonuç olarak Cumhuriyet'in ilk döneminde yaşanan ayaklanmalar da etnik temele dayanmıyor.

Türkiye etnik farklılıklar nedeniyle ayrılmış bir ülke değildir. Türk milleti bir bütün olarak büyük farklılıklar yok.Türkiye'de etnik bir çatışma yok. Var dersek yanlış olur. Hiçbir zaman yaşanmadı, yaşanmayacak da.




Türkiye Haberleri

Trabzon'dan Rize'ye güzel haber
5 ŞARTI TUTMAYAN BEKÇİ OLAMAZ
PLAKALAR ÜCRETSİZ DEĞİŞECEK
Adalet Bakanlığı 15 Bin Personel Alımı 2026: Kadrolar Belli Oldu, Gözler Resmi İlanda
BUNLAR YOKSA 1246 TL'Yİ HAZIRLAYIN