İsmet Özel'in İstiklal Marşı Derneği sitesinde yer alan yazısından bir kaç bölüm:
"Bayramda bayramlık ağzımı açmam lâzım. Ne dünkü CHF’nin veya bugünkü CHP’nin “seferberlik” adını ağzına almağa, ne de dünkü Kürt Teaali Cemiyeti’nin veya bugünkü BDP’nin “alternatif bayram namazı” kılmaya hakkı vardır. Bunlar sadece ve sadece Türkiye’de siyasî aktör havası atan veya öyleymiş gibi algılanan tüm diğerleriyle birlikte küfür âleminin kuklaları olmaktan öteye geçemeyen beceriksizlerdir. Hepsi geçimini beceriksizliklerinin mükâfatından sağlıyor. Hepsi el yapımı kuklalar, imâl edilmiş eleman hususiyetleriyle rahata kavuşmuşlardır. Belki bütün dünyada ve fakat bilhassa Türkün vatanı bilinen topraklarda küfür âlemi, yani “Dünya Sistemi”, yani “Kapitalizm” 400 seneden beri kendine kendi kontrolünden çıkmayacak hasımlar, düşmanlar türetiyor. Gaye, elde “Küfür Sistemi” karşısında küstah, fakat emir-komuta altında elemanlar bulundurmaktır. Madem öyledir, niçin bu kuklaların hakkından gelecek şahsiyet sahibi insanlar meydana çıkmıyor?
Şahsiyet sahibi insanlar meydana çıkmıyor çünkü meydan yok, çünkü henüz bir meydana ulaşamadık. Er meydanı, şahsiyet sahibi insanların çıkacakları meydan 400 sene önce Osmanlı devlet ricalinin şu veya bu şekilde kafeslenmesi suretiyle yok edildi. Kafesin hacmi bizim özgürleşme yolunu fark etmekten geri duruşumuz yüzünden yıldan yıla büyüdü ve işin sonunda hepimiz ister istemez kafese sığdık. Milletçe kafeslenmemiz çok kolay oldu çünkü bizler İblis’in iğvasına uyduğu için Cennetten çıkarılıp dünyaya kaburga kemiğinden yaratılmış eşiyle gönderilen Âdem aleyhisselâmın sulbünden geliyoruz. Zihnimiz bir şeytanı, her şeytanı, şeytanların bir kısmını mandepsiye bastıracak bir vasıta ile mücehhez değil. Bizde Âdem soyu olarak sadece cennet için yaratılmış olduğumuz bilgisi mündemiçtir. Bünyemize mahsus bu bilgi bize bütün yanılsamaları, bâtılın bütün varyantlarını güzel gösterir.
Diyelim ki, Türk’ten geçtik... Sualler yine de yakamızı bırakmayacaktır. İslâm’da reform mümkün müdür? Müslümanlar aydınlanabilir mi? Bizi bu meselelere bulaştıracaklar, bizden düşmanlarımızı gürbüzleştirecek zahmetkeşlik umacaklardır. Bilir miyiz ki, hayatımıza bu suallerin sokulmasına ses çıkarmadığımız zaman, hangi meşguliyetleri seçtiğimiz takdirde imândan tecrid olunmuş vaziyette yaşayabileceğimiz hususunu merak konusu haline getirmişizdir. Doğacak hasıladan tamamen habersizce ömrümüzü bir şeylere vakfederiz. Uğraş içinde yaşanıldığı için, hiç kimse ömrünü heba etmiş olmaz. Ömrünün heba olduğu zannına kapılanlar şikâyetçi mevkiini dualarının kabul oluşu sebebiyle işgal edenlerdir. Herkes kabul olan duasının bedelini ömrüyle öder. Mütevekkilce hamdedenler ömürlerini bir terakki vetiresi gibi yaşayanlardır. Böylelikle bir Müslüman münafıklar tarafından getirilen Kur’an-ı Kerîm’e tepeden bakma teklifini reddetme kararlılığı sayesinde dört hak mezhep seviyesine, olgunluğuna erer. Bu seviyenin altında kalarak hamlığını üzerinden atamamış hımbıllar “Ehl-i Sünnet Ve-l Cemaat” demezler. Onlar süslü püslü yerlerini Haçlı Ordusu saflarından bir safta seçer
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Dün ne oldu ise bugün de o olmaktadır ve yarın olacak şey ondan başkası değildir. Güneşin altında yeni bir şey olmadığı gibi hangi safhasında vuku bulduysa da tarihte olan bitenden ibret dersi çıkarmamız mümkün değildir. Tarih bir işe yararsa tek tek şahısların ve toplu halde nesillerin imtihandan geçtiğini gösterme işine yarar. Elbette herkesin bir ırkı var. İzi helâk olmuşlara uzanan bir ırkın içinde kendinize bir yer bulabilirsiniz. Öncekiler ömürlerini tamamladılar ve birer birer hepsi neyi hangi niyetle yaşadıysa onun hesabını verecek. Ölüm hak, miras helâl... Kimdi ölen ve senin neyin oluyordu? Sana mirası intikal eden kim idi? Terekeden devir alabileceğin halde niçin devir almadın? Reddebileceğin halde niçin reddetmedin? Niçin resullerin ve nebilerin mirasçısı olma işareti taşımayanları âlim belledin? Kim veda hutbesinde kime, neyi miras bıraktı?
Her nesil aynı şeyi yaşadı. Her vasat aynı şeye imkân tanıdı. Şuydu yaşanan ve şuydu mümkün olan: Gitgide insanlaşmak veya gitgide şeytanlaşmak. Bu ikisi olanca karakterimizi, şahsiyetimizi, hüviyetimizi tahdit ediyor. İster kendini İslâm dairesi içinde bilsin ve/veya isterse bilmesin asırlar boyu buluğa eren her erkeğin, her dişinin eşya ile olan tanışıklığı bu iki yolun cilveleri vasıtasıyla kurulabilmiştir. Tecelli öyledir ki, asırlar boyu hep insanlaşma ve şeytanlaşma dışında başka türlü şeyler olsun istenmiştir. Bu başka türlü şeylere hevesle ikna olunmaya çalışıldı veya temas kurulanları başka türlü şeylere ikna şekli arandı. Ne yapılırsa yapılsın sonunda gören onu görür ki, insanlaşmaktan veya şeytanlaşmaktan başka bir şey yapılamamıştır.
İnsanlaşmak demek kendi yolunu ulvî ile süflî arasında gidiş-gelişin yapılandırdığı arayış usulünü benimsemek demektir. Hangi türden olursa olsun, bir arayış mümkün ise ancak hataya düşme ihtimalini kabul ile mümkün olabilir. Bir şeylerin aslını yoklayacak, onları tedkike tâbi tutacak, isabet ettirmede kendi gücünüzün sınanması sahasına gireceksiniz. Aramaktan yılmamak bir bakıma hata payından feragat etmeme demeğe gelir. İnsanlaşma istikametinde yürüdüğün yolun hakkını hatanda ısrar ederek verebilirsin.
Yola girmenin reddi, kendi yolunu seçme şerefinin reddi ki, bunun gerçek adına istiğna denilmektedir, şeytanlaşma cihetinin başlangıç noktası olarak bilinir.
Bir tutumda ısrar etmeği, o tutumda hatalı olduğunu bile bile ısrar etmeği övmek elimden gelmez; lâkin bu ısrarı takbih edecek değilim.