Son 20 yıldır ise uluslararası girişimler yoğunlaştı. Buna karşın aralarında Suriye'nin de olduğu 6 devlet sözlemeye imza koymaktan kaçınırken, İsrail de imzacı taraf olmasına rağmen sözleşmeyi yürürlüğe koymayan iki devletten biri.
Dünyada ilk kimyasal silah 1675'te Fransa ile Almanya arasındaki savaşta kullanıldı. Savaşın sonunda imzalanan Strasbourg Antlaşması savaşta zehirli mermi kullanılmasını yasaklamayı amaçlayan ilk uluslararası anlaşma olarak tarihe geçti.
İki asır sonra 1874'te Brüksel Deklarasyonu ve 1899'da Lahey Konvansiyonu'yla boğucu ve zehirleyici gazların kullanımı yasaklanmaya çalışılsa da Birinci Dünya Savaşı'nda kimyasallar kullanıldı. Savaş sırasında 100 binden fazla insan kimyasal silahlar nedeniyle hayatını kaybetti, 1 milyonu aşkın kişi bu silahlardan olumsuz etkilendi.
Kimyasal savaşın korkutucu yönüne tanıklık edilmesinin ardından uluslararası güçler bu tür silahların kullanımını önlemeye yönelik daha ciddi girişimlerde bulunmaya başladı. 1925'te imzaya açılan Cenevre Protokolü'ne çok sayıda devlet taraf oldu. Protokolle; boğucu, zehirleyici ve benzeri gazlarla bakteriyolojik araçların savaşlarda kullanımı yasaklandı. Ancak protokol, kimyasal ve biyolojik silahların geliştirilmesine, üretilmesine ve stoklanmasına yasak getirmedi. Nitekim Kore ve Vietnam savaşları sırasında kimyasal gazlara başvuruldu.
Her türlü biyolojik silah kullanımı 1972'de oluşturulan konvansiyonla yasaklanırken Kimyasal Silahlar Sözleşmesi 1992'de Cenevre'de nihai halini aldı. Bir yıl sonra imzaya açılan sözleşme 1997'de "Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası İle İlgili Sözleşme" adıyla yürürlüğe girdi.
-"Üretme, stoklama, geliştirme, devretmeye yasağı"-
Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, taraf olan devletlerin kimyasal silah geliştirmesini, üretmesini, bir başka şekilde elde etmesini, stoklamasını veya başkasına devretmesini yasaklıyor.
Sözleşme, Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü (OPCW) tarafından yönetiliyor. Birleşmiş Milletler'e bağlı bir birim olduğu sanılsa da, OPCW bağımsız bir oluşum. Kuruluşun merkezi Lahey'de bulunuyor. Oluşumun başında ise bir Türk; Büyükelçi Ahmet Üzümcü bulunuyor.
2010'dan beri kurumun genel direktörlüğünü yürüten Üzümcü görevlerinin, yaklaşık 15 yıl önce yürürlüğe giren kimyasal silahların yasaklanmasına dair sözleşmenin denetlenmesi, kimyasal silahların üretilmesini, gelişmesini, stoklanmasını ve kullanımını tamamen yasaklamak olduğunu kaydediyor.
Üzümcü, "Dünya üzerindeki kimyasal silah stoklarının tamamen imha edilmesi için çalışmalar devam ediyor. Bu silahların imhası çalışması oldukça istikrarlı ve tatminkar şekilde işleyen bir süreç. Bu tür silahların tekrar yapılmaması için de denetim mekanizmaları var ve yılda yaklaşık 240 denetim gerçekleştiriliyor" bilgisini veriyor.
Sözleşme, taraf devletlerin kendi yetki alanları içinde bu yasağın uygulanması için gerekli adımlar atmasını istiyor. Devletler ayrıca, bu tarz silah kullanımı amacıyla herhangi bir askeri hazırlık içinde yer almama yükümlülüğüne sahip.
Hiçbir ülkeye ayrıcalık tanınmayan sözleşme, taraf devletlerin kimyasal silah bulundurmasını yasaklıyor ve mevcut stoklarını da bildirmesini öngörüyor.
Son olarak, Irak sözleşmeye taraf olduğunda, Saddam Hüseyin döneminden kalma kimyasal silah kalıntılarının bildirimi yapıldı. Bu kalıntılar OPCW'nin denetiminde imha edildi.
OPCW'nin Ağustos 2012 verilerine göre dünya üzerinde deklare edilmiş 71,196 metrik ton kimyasal madde stoğunun yüzde 75'i başarıyla imha edildi.
Bunun yanında kurum ayrıca 8,67 milyon kimyasal mühimmat ve kabın yüzde 45,5'ini imha etti.
Örgüt, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği Nisan 1997'den geçtiğimiz Ağustos'a kadar, sözleşmeye taraf 81 ülkenin topraklarında 4 bin 779 teftiş gerçekleştirdi. Bu teftişlerin 2 bin 500'den fazlası kimyasal silahlarla ilgili tesislerde gerçekleştirildi. Bildirilen kimyasal silah stoklarının tamamını kayıt altına alan OPCW'ye, ellerindeki mevcut kayıtlar haricinde 180 yeni bildirim daha yapıldı.
Kurumun diğer görevlerinden biri de kimyanın barışçıl kullanımını ülkelere anlatmak. Genel direktör Ahmet Üzümcü bu çerçevede bazı ülkelere hizmet sunduklarını, çeşitli eğitimlerini bildiriyor.
OPCW Genel Direktörü Üzümcü, ABD ve Rusya'nın dünya üzerinde en büyük kimyasal silah stoku bulunan ülkeler olduğu, bu ülkelerdeki imha çalışmalarının tüm hızla devam ettiği, ABD'nin stoklarının yüzde 90'ının, Rusya'nın stoklarının ise yüzde 70'inin imha edildiği bilgisini vermişti.
-İsrail'in kimyasal silah ısrarı-
Bugün itibariyle sözleşmeye 188 ülke taraf. 6 ülke ise halen taraf değil. Bunlar Suriye, Somali, Kuzey Kore, Mısır, Angola ve bağımsızlığına 2011'de kavuşan Güney Sudan. İki ülke ise sözleşmeye imza koyduğu halde yürürlüğe koymaya yanaşmıyor. Bunlardan biri İsrail diğeri ise Myanmar.
OPCW Genel Direktörü Ahmet Üzümcü, konuyu canlı tutmak için bu 2 ülkeye her yıl mektup yazdıklarını kaydediyor. Üzümcü, "İsrail taraf değil. Kimyasal silahlara başvurma girişiminde bulunmayacağına dair bildirimlerde bulunmuş geçmişte. Ellerinde kimyasal silahlar var mı yok mu onu bilmemizin imkanı yok. Bunu ancak taraf olduktan sonra bildirimlere göre doğrulayabiliriz. İsrail kimyasal silahlar olsun, nükleer silahlar olsun meseleye bölgesel güvenlik açısından baktığını söylüyor. Kalıcı barış tesis edilmeden, bölgesel güvenlik bir temele oturtulmadan bu konularda ilerleme kabul edilemeyeceği tezini savunuyor" açıklamasında bulunuyor.
Öte yandan Ortadoğu'nun nükleer ve kitle imha silahlarından arındırılmasına ilişkin uluslararası konferansın Aralık ayında Helsinki'de yapılması öngörülürken, konferansın ertelendiği açıklanmıştı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun 24 Kasım'da yaptığı açıklamada söz konusu konferansın gelecek yıl yapılmasını temenni ettiklerini bildirmişti. Uluslararası basında ise konferansın ertelenmesinde İsrail'in etkili olduğu iddiaları yer almıştı.
Ertelenen konferansın olumlu etkilerine değinen Büyükelçi Üzümcü de, bu toplantının kimyasal silahların yasaklanması sözleşmesine üyelik sayısının arttırılması bakımından yararlı olacağına dikkati çekti.