İranlı sosyolog Ali Şeriati, “insanın dört zindanı” isimli kitabında “beşer” olma özelliğiyle başlayan yaratılış sürecinin sonunda “insan” sıfatına geçiş serüvenini anlatır ve buna da dört hususun engel olduğunu öne sürer.
İnsan olma yerine “beşer” olarak kalmayı sağlayan takıntı ve engellerden birisi de tarihtir. İnsanoğlu bireysel veya toplumsal olarak geçmişte yaşadığı olayları unutmakta ve onların etkisinden kurtulmakta zorlanır. Bu unutamama ve kurtulamama duygusu ne kadar artarsa o kadar da çok hata yaptırır. Bu ruhi tekâmül gerçekleşemeyince de sürekli beşer olarak kalır. Bu zindandan bir türlü de kurtulamaz.
Biz bunu daha çok “atalarımızı böyle bulduk” diyen Mekkeli müşriklerle görürüz. Ferdi veya içtima-i alışkanlıklar aşılması zor bir engeldir.
Sürekli geçmişte yaşayan bu canlının birçok mazereti vardır. Hep benzer itirazlarla cümleler başlar. “Ama o zaman ne olmuştu biliyor musun? Onun yaptığı unutulur gibi değil. İçimden bir türlü çıkmıyor. Ben hala onun aynısını yapmasından korkuyorum… ” diye başlayan cümleler hep önüne bir duvar gibi set oluşturur. Eski kırgınlıklar, tarihi geçmiş dargınlıklar, o günden bu yana miras kalmış kavgalar onu hep aynı yerinde bırakır ve onun “beşer” olma özelliğini kamçılar.
Oysaki bunu bırakabilseydi insan olacaktı. Daha doğrusu “İnsan-ı Kamil” olacaktı.
Aynı problem bireyler için olduğu gibi toplumlar için de vardır. Örneğin Türkiye, çağdaş dünya şartlarında ve yenidünya konjonktüründe İspanya ile ekonomik - sosyal iyi ilişkiler kurmak istese ilk aklımıza neler gelecek? “Endülüs’te yaşanan acı olayları ve Müslümanlara yapılan zulümleri hatırlamak onları gündeme taşıyarak” engel olmak mı gerekecek? O eski zulümlerin faturasını mevcut İspanya halkına veya yönetimine kesmek doğru bir tercih midir? Burada eleştiri sınırlarını da aşarak düşünülen bir kısım insani ilişki ve faaliyetlerin engellenmesini mi isteyeceğiz?
Endülüs’te yaşanan acı olayların üzerinden kaç yıl geçti? Bugün yaşayan insanların ne kadarı bu konuda suçlu? O suç bunların dedelerinde ise o gün düşmanların üzerine gelişine zemin hazırlayacak kardeş kavgalarının müsebbibi olan Müslümanların hiç mi suçu yok? Bu olaylara yardıma gitmeyen / gidemeyen Müslüman dedelerimizin eksikliğini eleştiri yaparak mı kapatacağız?
Bugün yaşadığımız dünyada en önemli gündem konularından birisi Amerika, İsrail ve taraftarlarının İran'a karşı yürüttüğü savaştır. Bu savaşın neresinde durmamız gerektiğini tespit etmek için bugüne mi bakmalı yoksa tarihte mi kalmalı?
İlk cevaplanması gereken soru şu olmalıdır; “Tarih niçin okunmalıdır?” Tarihi aynı hataları tekrar işlememe, aynı delikten ikinci kez ısırılmama bilincini geliştirmek için mi okumalıyız yoksa orada kalıp o gün yapılanları ve o gün yapılamayanları bugün yapmak için mi okumalıyız?
İran'ın tarihteki hataları gündeme taşındığı kadar Amerika ve İsrail'in tarihteki hataları yeterince gündeme taşınamıyorsa burada bir sorun görmek gerekmez mi? Olaylara bakışımızı “kendimizi sadece iki zalimden birini seçme zorunluluğunda hissetme” olarak değerlendiriyorsak nerede duruyoruz? Tarihi olaylara bu kadara çok takılınca “biz o zindandan kurtulamadık” demek olmaz mı?
Mehmet Akif Ersoy merhum konuyu şöyle özetler.
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
İbret nasıl alınır? Geçmişte yapılmış zaaflardan / hatalardan ibret almakla o hataların intikamını bugün almak birbirinden çok farklı şeydir.
Bireysel veya toplumsal olaylar için eski olaylara ibret nazarıyla bakmak yerine o olayları bu güne taşıyarak çözüm aramak çok sağlıklı olmayacak.
İnsan-ı kâmil olmanın şartı kardeşliğe zarar verecek her türlü takıntı ve davranıştan uzak kalabilmekle olacak…
Sonunda bir fıkra gider değil mi?
“Bir Yeniçeri iri, heybetli hali ile sokakta yürürken ansızın karşıdan gelen bir adamı, pata -küte dövmeye başlamış. Adam can havli ile ‘ben sana ne yaptım. Niye bana vuruyorsun’ diyerek; onu bundan vazgeçmeye, ikna etmeye çalışıyor. Bunun üzerine Yeniçeri ona, ‘sen Yahudi’sin’ demiş. Oda, ‘evet doğru, ama biz hepimiz Osmanlı tabasıyız’ demiş. Yeniçeri de ona, ‘ama siz Hazreti İsa’nın çarmıha gerilip öldürülmesine yol açtınız’ demiş. Yahudi adam da çaresizlik içinde, ‘o olay bundan 1500 sene evvel oldu, şimdi benim ne günahım var’ demiş. Yeniçeri de ona, ‘doğru ama ben şimdi duydum’” demiş.