İnce Oğlan (Mehmet)

Adı Mehmet’ti. Çok çevik, zayıf, uzun boylu, pratik, dalbacak olduğu için ona köylerinde herkes ince oğlan derdi.

İsmail DETSELİ


Adı Mehmet’ti. Çok çevik, zayıf, uzun boylu, pratik, dalbacak olduğu için ona köylerinde herkes ince oğlan derdi.


Dağ köylerinden birinde ailesi ile mütevazı yaşamını sürdürmekteydi. Bir kız kardeşi bir de anneciği vardı. Yoksullardı ama çok da gururlu bir aileydiler. Ele güne muhtaç olmamak için güçleri yettiğince çalışır çabalar, ellerinin emeği ile geçinir, kimseye muhtaç olmazlardı.


Tarla tapan çift çubuk da yoktu, hayatlarında davar sığır gibi çatal tırnaklı hayvanlar da bulunmazdı. Anne Hacer kadın ıstarda dokuma işleri yapar, yün eğirir, çorap kazak örer, zamanın çok ihtiyaç duyulan, erkeklerin beline sardığı kuşakları ve çarığın üzerine doladıkları dolakları yünden örer. Kızı Nazik’i de kendisi gibi onurlu ve gururlu terbiyeli bir kız olarak yetiştirmeye çalışırdı. Çocuklarına haram yedirmez, dedikodu yaptırmaz, elin etlisine sütlüsüne pek karışmazdı. Zaten oğlu İnce Mehmet’i de kocası Tahir efendi öldükten sonra gayet dürüst ve namuslu yetiştirmişti. Ki böyle evlatlara köylerde çarktan çıkma Cemşit, yani yağız bir delikanlı derlerdi. İnce Oğlan da büyüklerine karşı çok saygılı ve mert bir delikanlı ama zayıf olduğu için İnce Oğlan’dı işte.


Mehmet için ayağına çevik demiştik, bu çeviklik, mertlik, dürüstlük ona köy idare heyetinin büyük güven beslemesine sebep olmuş ve şehirle, nahiye karakoluyla olan köy işlerinin ivedi ve güvenli yapılması işleri muhtar tarafından İnce Oğlan’a verilirmiş. Buna karşılık az veya çok ücreti de ödenir ya da köy imecesinden ve köylüye salınan salma vergisinden muaf tutulurmuş.


Yine böyle bir kış mevsiminde Konya’ya bildirilmesi gereken acil bir vakayı iletmesi istenmiş İnce Oğlan’dan. O da severek kabul etmiş işi. Yalnız gittiği gün çok sakin olan hava bir anda kışa dönüvermiş, zaten zemheri ile hamsin arası yani şiddetli kış olarak bilinen on iki gün arası imiş


Daha Konya’ya giderken yağmaya başlayan kar uzun süre devam etmiş ve her yer bembeyaz metrelerle kar olmuş, ama İnce Oğlan Konya’da işini acilen bitirip Hatıp civarlarında bir köye akşam namazı kendini atıp bir eve misafir olmuş. Tabii geldiği şehir yolu en az 40–45 km. Bir de 15 km geri dönmüş. Hayli de yorulmuş. O misafir kaldığı köyde sabahı zor eden İnce Oğlan sabah erkenden yola çıkmaya kalkınca ev sahibi tarafından engellenmeye çalışılmış: Gitme, yukarı taraflarda kar çoktur, yolda kalırsın itirazları İnce Oğlan’ı fikrinden caydırmaya yetmemiş ve yola çıkmış. Bizim İnce işin zorluğunu, karların çok olduğunu anlamış, ama iş işten geçmiş, yolun yarısını almış. Zaten köyde kalan anasını ve kız kardeşini de merakta bırakmak istemez, onlardan pek de ayrı kalmayı sevmez, onlara çok düşkünmüş, o iştahla hayli kıvrak gelmesine rağmen köyüne 9-10 km kala akşam olmuş. Ortalık kararmış.


Yolu üzerinde bulunan eski İpek Yolu olarak adlandırılan Çileder köprüsü ve eski yıkık viran olmuş bir han olan Çileder hanında sabahlamak istemişse de bu hanın onu muhafaza edemeyeceğini ve donabileceğini düşünüp bu fikrinden vazgeçip yola devam etmeye karar vermiş. Bu hanı köye doğru geçerken büyük bir vadi olan Circir boğazına girmek ve orayı bir an evvel kurtulmak için çabalar ama ne yazık ki korktuğu başına ve karşısına gelir. Tam 11-12 tane kurt ince oğlana saldırmak için çeşitli oyunlar yaparak etrafında pervane gibi dönmeye ve birkaçı önüne geçerek ayakları ile yüzüne kar fırlatmaya bir kısmı arkasından saldırıya geçmeye başlarlar. Bu 12 gün arasında kurtların çiftleşme zamanı olduğu için çok saldırgan olabilecekleri köylüler tarafından hep söylenir ve bilinir. Bunun farkına varan ve hemen aklını çalıştıran İnce Oğlan anasının incecik dokuyarak beline sardığı yün kuşak aklına gelir ve kurtları oyalamak için belindeki kuşağı arkasına doğru süründürmeye başlar.


Onlar bu sürünen kuşak ile oynarken o vadiyi kurtulur ve az yukarıdaki Dedeler Mezarlığı’nın taşları arasına girer, acaba burada muhafaza olur muyum umudu ile. Kurtlar orada da rahat vermeyince yine çaresiz yola devam eder. Yine kuşağı ardına salar ama gittikçe kuşak küçülmektedir çünkü kurtlar bazen ince yi yere düşürecek şekilde kuşağı dişleri ile asılmaktadırlar. Yanına kurtların fazla yanaşmasına izin vermemek için anasının dokuyup bacağına sardığı iki metrelik çarık dolağını da kuşağın ucuna ekler, biraz daha oyalar kurtları ama başka çare bulmalıdır, çünkü tehlike her geçen dakika büyümektedir. Çünkü kurtlar takipten vazgeçmemişlerdir. Artık son çare olarak büyük (bir ağaç maki gibi kısa) topluluğu olan döşeme başına çıkmadan, bir kuytu yerdeki ada tabir ettiğimiz ağaç kütlesinin içine giriverir. İçeri girmeye cesaret edemeyen kurtlar avın kaybolmasını hazmedemezler. Adanın etrafında dolanmaya ve çeşitli sesler çıkarmaya devam ederler. Ama bu arada boş durmayan İnce Oğlan elleri ile kazdığı karların altından bir iki tane büyük kaya parçası çıkarıp eline hazırlar. Bu arada ayağa kalkar. Ağaçlar onu göstermemektedir ama kurtların içinde çok saldırgan ve cesur olan dişi kurt İnce’nin izinden yanına doğru girmeye başlar. Gözü karanlığa iyice alışmış olan İnce, tam ayağının dibinde tehlikeyi sezince var kuvveti ile dişi kurtun tam kafasına şiddetle taşı vurur ve kafasını yarar. Kan akmaya başlayınca kurt cıyaklayarak dışarı fırlar. Zaten öbürleri de peşine düşerler, böyle zamanlarda kan görmeye tahammül edemeyen kurtlar hemen o dişi kurdu parçalarlar ve yerler. Onlar o işle meşgul olurken fırsatı değerlendiren bizim İnce hemen oradan uzaklaşır ve can havli ile köye doğru koşar adımlarla gelmeye başlar. Ama tam köye 4 km falan kala Bağlıca denen yerde büyük bir çeşmede bulunan yamaç bir arazide kurtlar yine izinden gelirler. Ama orada bir ağıl vardır. İnce o ağılı göze almıştır. En azından çoban evine girip kendini kurtarmayı düşlerse de bu imkânı bulamaz ve etrafı sarılır. Yalnız bir şansı vardır. Hem köy yakın hem de artık büyük meşe ağaçlarının olduğu bir yerdedir. Eğer ağaçlardan birine çıkabilirse canını kurtaracaktır ve düşündüğünü hemen uygular. Kendisi için kolay olan işi yapar büyükçe bir ağaca çıkıp kendisini garantiye alır. Artık vakit gece yarısı olmuştur. Ay tam tepeye kadar yükselmiş. ortalığı gündüz gibi aydınlatıyor her yerlere bembeyaz bir yüksek meşe ağaçlarının karartısı var yerlerde başka kara görünmez, ayın aydınlığı sebebiyle gündüz gibi ortalık.


BİR MUCİZE OLUYOR


Kış günü açlıktan bitap düşen kurtlar ağızlarını yukarı havaya dikerek Allah’a yalvarır gibi uluşuyorlar, adeta ağlaşırcasına ses çıkarıyorlar. Aman Allah’ım İnce Oğlan’ın kanını donduracak bir şeyler oluyor. Kurtlar uludukça gökten ağızlarına beyaz parçalar halinde bir şeyler iniyor, onlar da birbirlerinden kapışıyorlar. Boğuşuyorlar. Bu inenlerin ne olduğunu bilemeyen ama onlara Allah tarafından verilen bir yemek olduğu kanaatine varan İnce, bir kurdun başkası ile kavga ederken kendisine inen o nesneyi bulamadığını fark eder ve o düştüğü yere dikkat kesilir.


Artık sabah yaklaşmış, karşıdaki köyün köpekleri uyanmış, sağa sola havlamaya başlamışlardır. Tan yeri ağarırken kurtlar oraları terk ederek ormanın derinliklerinde kaybolurlar.


Ortalık tam aydınlanır. Kurtların tehlikesi geçer ve İnce Oğlan ağaçtan iner. İlk olarak merakını gidermek için o kurdun bulamadığı nesneye doğru varır ve o nesneyi bulur ve bir kat daha şaşkınlığı artar, çünkü kurtların ağzına gökten inen nesnelerin Allah lafzı yazılı bir hamur parçası olduğunu görür. Onu öper, alnına götürür ve şükür için o dağların sessizliğini bozarak kuvvetlice akan yakındaki çeşmeye koşar ve namaz abdesti alır, sabah namazını kılar. Bu olayı duyup da bize intikal ettirenler İnce’nin şöyle dediğini söylerlerdi: Abdest aldığım su o soğukta öyle sıcaktı ki ellerimi kollarımı yakıyordu.


Ve hiç vakit kaybetmeden koynuna koyduğu o mucize maya ile koşar adımlarla gün doğmadan, eller uykusundan uyanmadan namaz kılarak, oğlunun salimen dönmesi için dua eden garip anası ile kız kardeşinin meraklı ve korkulu bakışları arasında evlerine giriverir.


Ana başlar ağıt yakıp oğluna sarılmaya


ANA


Gecelerde küşümde (düşünce) kaldın


Pek çok hülyalara daldım


Dağlar ovalar karla doldu


Oğul ciğerime korku saldın


İNCE


Arazide karlar vardı


Etrafımı kurtlar sardı


Bana dokuduğun kuşak


Beni yenmekten kurtardı


 


Azgın kurtlar acıkmıştı


Ay yerleri aydınlatmıştı


Kurtlar ağzını açmıştı


Gökten onlara maya yağdı


 


Bir kurt mayayı göremedi


Yerden bulup yiyemedi


Sabah ben mayaya eriştim


İşte anam bak sana getirdim


 


ANA


Rızkı o yüce Allah verir


Yaratan her şeye kadirdir


Onu tekneye koyalım İnce’m


Umarım evimize bereket gelir


Ve hemen soru yağmuruna tutar İnce Oğlan’ı, bu nasıl geliş gözümün nuru, ömrümün süruru gara Memedim, halinden pek endişe ederim, hele anlatıver, neler yaşadın, bu sabahın erken vaktinde nereden bitiverdin? Kuzum derken, evin küçüğü cennet kız da ağasının bacaklarına sarılmış sevincinden hem ağlıyor hem ağasının üşüyen ıslak ayaklarını ovuştururken ana ağam donmuş vallaha diye sızlanıyordu. Anasını ve kız kardeşini sakinleştirdikten sonra anasının yaptığı ocakta kaynayan tarhana çorbasından biraz içip kendine gelir ve anasına gökten yere düşüp de kurtların bulamadığı mayayı çıkarıp gösterir.


Ve macerasını anlatmaya başlar. Oğlunu korkuyla dinleyen Hacer kadın o mucize mayayı eline alır, öper, alnına koyar. Çocuklarına aman bundan kimseye bahsetmeyin, bu bizim evimizin bereketi olacak, ekmek teknemize koyalım bunun bulunduğu teknede ekmek tükenmez der.


Ve hemen itina ile hamur yoğurup ekmek yaptığı tekneye mayayı yerleştirir, üzerini ekmek bezi ile kapatır.


Bundan sonra İnce Oğlangil’in evinde büyük değişiklikler olur. Her kazandıkları parayı veya emek karşılığı aldıkları her şeyi bu mayaya değdirip dua ediyorlar. Yaratan evlerine bol bereket veriyor. Ve kısa zamanda zenginleşiveriyorlar. İyi de bu zenginlik böyle sürüp gidecek değil, yamaya var diye çalışmalarından çabalamalarından hiç vazgeçmezler. Mütevazi tavırları devam eder halleri vakitleri iyileşir.


Artık bizim Hacer kadın İnce kuzusunun mürüvvetini görmek ister ve bir gün oğluna hal dili ile bunu çıtlatır. Güzel oğlum artık ihtiyarlıyorum, gel seni bir an evvel baş göz edeyim sen ne deyyon bu işe deyince. İnce oğlan, ana biliyom sen bodi Hüseyin’den pek hoşlanmazsın emme gönül bu ya güzel anam ben bodinin kızı Emine’yı isterim sen de münasip görürsen. deyince Hacer kadın benim gözümün nuru incem, anan sana gurban olsun, onları sevmem emme, senin için canımı feda ederim yalnız bodinin ters bir cevabından ürperirim oğul der. İnce oğlan anam ben seni heç mehçup eder miyim eğer bodi öyle bir densizlik yaparsa hemen dönerim, bağrıma taş basarım, gururumdan asla taviz vermem, sen üzüntü çekme der. İnce Oğlan’ın dediği doğrudur. Köyün bütün kızları, kız babaları, kız anaları herkes İnce Oğlan’ın anasından dünürcülük ummaktadırlar.


İnce Oğlan yağız, dürüst, dalbacak, fidan boylu, çekme delikanlıdır. Başına giydiği al fesin püskülünü ensesine doğru sarkıtır, fesin çevresine sardığı bordo, içi çiçekli desen dolu, kenarı oyalı, süslü çemberi bir kere doladıktan sonra püsküllü serpuşunu (ucunu) sol yanından omuzuna doğru indirip, altında yakasız, kolları geniş, yeşil kadifeden gömleğin üstüne uçları ta kasıklara doğru dikine inen yelek, belden aşağıda, diz kapaklarının hafif altına inen, kadı biçimi arkasında kuyruğu dışa taşan bir don ve bacaklara dolanmış çarıklara kadar inen anacığının yün ipinden incecik dokuduğu beyaz çarık dolağı üzerinde çapraz bağlanmış iplerin görüntüsü ile onu öyle afili yapıyor ki köyün bütün genç kızlarının aşık attığı bir gençtir İnce. Bu arada İnce’nin bir gece kurtlarla mücadele ederek ölüm tehlikesi yaşaması ve akıl ile kurtulması köylerinde ve diğer civar köylerde de dillere destan olmuştur. Yalnız ne var ki böyle birkaç yıl içersinde zengin oluvermeleri de kafalarda soru işareti olmuştur. Her ağızdan bir laf çıkmaktaymış, İnce acaba gece kurtlarla boğuştum diyerek yalan mı söylüyor? Acaba o gece bir zengin adamı falan mı öldürdü de parasına mı kondu gibi çeşitli dedikodular yapılıyormuş ama bunlara kalbi çok temiz olan ince ve ailesi pek itibar etmiyormuş.


Artık Hacer kadın her şeyi göze almıştır bodiye dünür gidecektir. Aslında pek de sevmez bodiyi neden sevmez onu da anlatalım. Evvelden beri komşuları olan bodi Hüseyin oldukça görgüsüz, saygısız, kaba bir adammış. Zaten bunun gibilere komşu da denmezmiş ama eşi Mümine kadın ile güzel kızı Emine çok cana yakın insanlarmış. Onların bu iyiliğinden Hacer kadın onlarla komşuluk ilişkilerini sürdürmekte, ama bodi Hüseyin yoldan gelip geçerken ne o Hacer kadın, ince oğlun seni iyi besliyor mu, halin keyfin iyimi diye de alaylı alaylı sorular soruyor ama Hacer kadın bunları duymamazlıktan geliyor pek aldırış etmiyormuş. Çünkü oğlu incenin bodinin kızı Emine’ya ufaktan beri sevgi beslediğini tahmin ediyormuş. Hacer kadın da bu kıza karşı pek duyarlı imiş. Böyle olmasa Hacer kadın ona yapacağını biliyordu çünkü bodinin yaptığı subutsuzluklar bunlarla da sınırlı değildi. Eşi Abdullah çavuş öldükten sonra bir ara kendisine evlenme teklifi yapma cüretinde bile bulunmuş ama Hacer kadın ağzının payını verivermiş. Bir daha o da bu konuyu açamamıştı. Zaten Hacer kadın bunları oğlu inceye duyursa ince o bodiye kesin bir ders verirmiş ama Hacer kadın kötülük yanlısı değil.


AŞK ALEVLENİYOR


İçin için İnce’ye aşk duyan bizim bodinin kızı Emine ile ince yeşilliklerin bol olduğu bir vadide Emine kız davar otlatırken İnce de avlanırken rastlarlar. Bu civarda kimsenin olmayışından faydalanıp içlerinde olan aşkı az bir muhabbetten sonra şiirlere döküverirler


Emine kız evvelden aklına dizelediği dörtlükleri şöyle sıralar


 


Bir kar yağmış yüce dağlar başına


Dayanılmazmış o gecenin kışına


Al fes çevresinden omuz başına


Eğdirmiş serpuşun teli görünür


 


Tutulmuş İnce’m yolda kurt kapanına


Oyun kurmuş kurtlara bel kuşağıyla


Şahit olmuş kurtlara gökten inen mayaya


Bu yiğidime artık bereket yolu görünür


 


der ve utanarak başını önüne eğer İnce’nin söyleyeceklerini bekler


 


Bel verdim ölmedim onca kara buza


Dertler bitti Emine’m erdik biz yaza


Çayırlarda rastladım bir güzel kıza


Terlemiş al yanağı balı görünür


 


deyince orda birbirlerine söz vermişler aşklarının ölünceye kadar süreceğine ve daha fazla bu hasrete dayanamayan İnce akşam anasını birkaç komşu ile beraber kızın babasına dünür gönderir.


Tabi kız evi naz evi derler, öyle bir kere gitmeyle bu işe he denmez. Bir daha bir daha derken kızının ağzını yoklayan bodi kızın da İnce’ye karşı boş olmadığını anlar, ama nazı sürmektedir. Dünür götürdükleri akıllı büyüklerden bir son gün bodi Hüseyin’e şu imalı hatırlatmayı yapar: Bak kardaşım Hüseyin bu işin cılkı çıkmak üzere. SEL GİDER KUM KALIR. Bundan sonra olacakları sen düşün, bizden eyvallah der. Bunun bir gizli kaçırma tehdidi ve kızın oğlanla anlaştığını ve kaçacağını anlayan bodi ertesi gün haber salar gelsinler o iş olacak der ve kızı Emine’yi ince oğlana nikâhlarlar. Düğün dernek yapılır, İnce’nin bir kızı, üç oğlu olur, kız kardeşini köyün ileri gelenlerinden şehirligilin Osman’a verir. Onlarda muratlarına ererler, Fedakâr ana Hacer kadın daha çooook uzun yıllar sıhhatli yaşar ve gelini Emine’den ve oğlu İnce’den ufak bir kötü söz duymaz, çünkü onu helal lokma, helal süt ile büyütmüştür. Halen sülalenin devamı İstanbul da yaşamaktadır ama bu hikâyeyi onlarda bilmemektedirler. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Saygılarımla  

Konyaspor Haberleri

SIRADA BAŞAKŞEHİR VAR
TOPA VURMADI CEZA ALDIRDI
KONYA'NIN İKRAMINI BOŞ ÇEVİRDİ
Konyaspor’dan Yunus Emre Demirkol açıklaması
KONYASPOR'DAN 6 İSİM ADLİYEDE