Sözcüklerin ruhu; zihinlerimizde olumlu ve olumsuz bir olguya ve anlama dönüşmüş hâlidir. Yazımın başlığındaki ilk iki sözcük olumlu, takip eden sözcükler ise olumsuzluk anlamı taşımaktadır. Bugünkü yazımın başlığı, bu hafta milletçe yaşadığımız derin acının yüreklerimizdeki sesidir.
İmar ve ihya; diriltmek, yaşanılır ve mutlu bir dünyayı sunmaktır. İhmal, en genel tanımıyla; bir çocuğun veya bakıma muhtaç bir bireyin fiziksel, duygusal, eğitimsel veya tıbbi gereksinimlerinin, onlara bakmakla yükümlü kişiler tarafından karşılanmaması veya yetersiz karşılanması durumudur. Tahrip ise; yıkma, bozma, kırıp dökme veya harap etme anlamlarına gelir.
Biz burada; çocuklarımızın zihinsel ihya ve ihmal dünyasında ne oldu da, birer tahripkâr cani katil şebekesine dönüştüklerine bakalım. Geçen hafta kendileri de bir çocuk olanlar, nasıl oldu da öğretmenlerine ve arkadaşlarına karşı bir katliama sürüklendiler?
Birincisi ile başlayalım: Burada hepimizin, bu çocukların canavarlaşan birer canlıya dönüşmelerinde payımız olduğunu unutmamamız ve kabul etmemiz gerekmektedir. Dünyada halklar, yöneticiler ve ebeveynler; çocuklarımızı bu hâle getiren kaynağı tespit ederek işe başlamalıdır. Kaynak aslında görünmektedir: Kapitalist düzenin sömürgecileri. Evanjelist, siyonist derin yapıların dijital bağımlılık sistemini finanse ve kurgulayarak nesilleri hedeflerine koymalarıdır. Batı kapitalist evanjelist sistem; her yönden insanlığa hükmetmek ve hâkimiyet altına almak için, savaş teknolojisinin yanı sıra zihinsel işgal sistemlerini de acımasızca kurmuştur. Biyolojik ve nükleer silah güçleri ile ulusları tehdit etmişlerdir. Düşünmeyen, üretmeyen, sadece tüketen bir toplum oluşturma çabasına girişmişlerdir küresel çeteler.
Zihinlerine hükmettikleri çocukları, zihinleri nükleer silaha dönüşen katil robotlara çevirmişlerdir. Yalnızlaşan, dijital bağımlısı bir nesil ortaya çıkarmışlardır. Doğrudan çocuklarımızın zihinlerine hükmedecek oyunsallaştırma tuzakları ile gerçek katliamlar yapmalarını adeta emretmişlerdir. Ağlarına düşürülen binler, on binler, yüz binler; hatta milyonlarca çocuğu canileştirmiştir bu derin siyonist güç.
Tam da burada; “Suçlu, kökü dışarıdaki şeytani batı sisteminin güçlü kafalarıdır.” diyerek sorumluluktan kurtulamayacağımızı bilmemiz şarttır. Akıl sahibi her birey; çocuklarının zihinlerini işgal eden bu güçlerle mücadeleyi ilk hedef olarak kabul etmek zorundadır. Çağdaşlık ve uygarlık aldatmacası ile bize köklerimizi, bağlı olduğumuz inancı, değerleri ve kültürü; ecdadın adalet, merhamet ve kardeşlik ruhunu unutturmuşlardır. Kendimiz olmaktan çıkarıp taklitçi, yapay bir kimliğe dönüşmemize neden olmuşlardır. İçimiz kan ağlayarak; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki katliam bize şunu hatırlattı:
“Bin nasihatten bir musibet yeğdir.”
Burada hepimize düşen sorumluluk ve pay vardır. Devlet; dijital dünya, sosyal medya ve siteler üzerinde kanunları ve denetim mekanizmasını etkin ve kararlı bir şekilde uygulamalıdır. Yine devletimiz; zorunlu eğitimin çocuklar ve toplum üzerindeki risk analizini yapmalı, yeniden değerlendirip politikasını gözden geçirmelidir. Okul güvenliği konusunu masaya yatırmalıdır. Millet; millî ve manevi değerlerini toplumsal yaşamda koruma ve yaşatma sorumluluğunda bilinçlenmelidir. Eğitimci; kendisine emanet edilen her öğrenciyi bir değer olarak kabul edip çok yönlü gözlemlemeli, iyi bir nesil yetiştirme yolunda emeğini ve gönlünü vermelidir. STK’lar; siyasete gerekli uyarı ve katkı raporlarını sunmalı, sorumluluk almalıdır.
Çocuğun çevresine de büyük sorumluluklar düşmektedir. Komşu ve arkadaşlar; çocuğun görülen yanlışlarında gereken ikaz ve uyarıyı yapmalıdır.
Şimdi gelelim asıl, en önemli tedbiri alacak olan “aile”ye düşen görevlere. Önceki saydıklarımız, kendi çocuklarımıza yardımcı olabilecek paydaşlarımızdır. Asıl görev ve sorumluluk; aile olarak anne-baba ve aile bireylerine düşmektedir. Bu net ve acı bir gerçektir. Çözüm noktası ev ve ailedir. Çünkü tuzağa düşürülen, dünyası berbat edilen bizim evlatlarımızdır. Canciğer paremiz olan çocuklarımızdır. Biz; onların saçının teline zarar gelmesin diye hassasiyet gösterirken, bu hassasiyet başkaları için aynı düzeyde olmayabilir.
O hâlde çocuğumuzun her bir gelişimi, eğitimi, yaşam şekli ve değerleri bizim gündemimiz olmalı; onları asla gözümüzün önünden ayırmamalıyız. “Bizim çocuk değil” bahanesine sığınamayız. Eğer bu düşünceyle yarınlarımızı yaşamaya devam edersek; ülkemizde kaos, şiddet ve acı eksik olmaz. Nesli kaybederiz.
“Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehirleri tahrip eder.”
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta
“Kaybettiğimiz her çocuk, kalbimizde açılan bir yaradır.”