Hz. Peygamber (s) ve hüzün

Doç. Dr. Murat Kayacan

Mutluluğun karşıtı olan üzülme (حزن) kelimesi (Cevheri, 1987, V: 2098) Kur'an'da türevleriyle birlikte kırk iki yerde geçmektedir. Biz bu yazıda bu kelimenin sadece Hz. Muhammed (s) ile doğrudan ilişkilendirildiği ayetleri ele alacağız.

Hz. Muhammed (s) inkârcılardan bir kısmına verilen dünya malına göz dikmemeli ve onlar iman etmiyor diye üzülmemelidir (Hicr, 15: 88). Yani o; onların iman etmemeleri, o mallarla Müslüman fakirlere ve dine hizmet etmemeleri (Yazır, 1979, V: 3077) ve onlara verilen nimetler nedeniyle üzülmemelidir çünkü ahirette ona daha hayırlısı verilecektir (Taberi, 2000, XVII: 141).

Hz. Peygamber (s)'in hanımlarıyla ilişkilerini düzenleyen ayetlerin birinde şöyle buyrulmaktadır: "Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalplerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır." (Ahzab, 33: 51) Allah, Peygamberine eşlerine dilediği gibi davranma yetkisi verince, bu inanan kadınların hiçbir şekilde Hz. Peygamber'i (s) üzmelerine veya kıskançlıkları ve ev içi sorunlarıyla ilgili şikâyetleriyle onu rahatsız etmelerine mahal kalmamaktadır. Fakat Hz. Peygamber (s) Allah'tan bu yetkiyi aldığı halde, hanımlarına tamamen eşit muamelede bulunmuştur (Mevdudi, 1986, IV: 394).

Kur'an Hz. Muhammed (s)'in en yakın arkadaşı Hz. Ebubekir ile şöyle bir diyaloğunu aktarmaktadır: "Eğer siz ona (Rasul'e) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına, 'Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir.' diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir." (Tevbe, 9: 40). Ayetten anlaşıldığı kadarıyla, Hz. Peygamber (s) kendinden emin bir şekilde, Hz. Ebubekir'in korkusunu gidermek amacıyla onu sakinleştirmeye çalışıyordu (Râzî, h. 1420, XVI: 52).

Hz. Peygamber (s) cezalandırma konusunda sabırlı olmalıdır. Onun sabrı da ancak Allah'ın yardımı iledir (Nahl, 16: 127). İnkârcılar yüzünden üzülmemeli, onların kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duymamalıdır (Neml, 27: 70). Allahu Teala yalanlayanların söylediklerinin hakikaten onu üzmekte olduğunu bilmektedir. Aslında onlar onu yalanlamamakta fakat o zalimler açıkça Allah'ın ayetlerini inkâr etmektedirler (Enam, 6: 33).

Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "inandık" diyen kimselerden ve Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) Hz. Peygamber (s)'i üzmemelidir. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve onun huzuruna gelmeyen diğer bir topluluk hesabına casusluk yaparlar; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, Hz. Muhammed (s) Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamaz. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır (Maide, 5: 41) .

İnkârcıların sözleri Hz. Peygamber (s)'i üzmemelidir. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah'ındır. O, işitendir, bilendir (Yunus, 10: 65). O inkârcıların dönüşü ancak Allahu Teala'yadır. İşte o zaman yaptıkları kendilerine haber verilir. Allah kalplerde olanı (Lokman, 31: 23) yani onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da bilmektedir (Yasin, 36: 76).

Görüldüğü gibi, Allahu Teala Hz. Peygamber (s)'i inkârcıların olumsuz tavırları karşısında üzülmemeye davet etmekte, benzer şekilde o da çevresindekileri İslam'ı yaşamanın zorlukları karşısında teskin etmektedir.

Cevheri, İsmail b. Hammad (h. 393), es-Sıhahu Tacu’l-Luğati ve Sıhahu’l-Arabiye, 6 c., 4. bs., Daru’l-İlm li’l-Melayin, Beyrut, 1987.

Mevdudî, Ebu’l A’lâ, Tefhîmu’l-Kur’an, (çev. Muhammed Han Kayani ve diğerleri), 7 c., İnsan Yay., İst., 1986.

Râzî, Fahruddin (h. 606/1209), et-Mefâtihu'l-Gayb, 32 c., 3. bs., Daru İhyai Turasi'l-Arab, Beyrut, h. 1420.

Taberî, Muhammed bin Cerir (ö. h. 310), Câmiu'l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur'an, 24 c., Müessesetü’r-Risale, Beyrut, 2000.

Yazır, Elmalılı Hamdi (ö. 1942), Hak Dini Kur’an Dili, 10 c., Eser Neşr., İst., 1979.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.