Hoşgörü düşmanı mıyım, neyim…

Mustafa Yiğit

Bu ülkede iki şey hakkında yazarsan çok başın ağrır derler...

Biri Fethullah Gülen cemaati, diğeri Nihat Genç.

Nihat Genç hakkında yazarsan öyle adliyelik falan olmazsın da, kötü saldırır, seni hayatından bezdirir.

Ama cemaat hakkında yazdın mı sadece adliyelik olmakla kalmazsın.

Cemaatin yayın organları başına bela olur, sürekli saldırırlar, hatta hoşgörü düşmanı(!) bile ilan edilirsin.

Neyse sadede gelelim…

Son zamanlarda Nihat Genç yine televizyonda saldırıyor.

Bu sefer hem de hiç saldırılmaması gereken bir yere saldırıyor.

Konu AKP ve Fethullah Gülen.

Haydi, AKP’yi anladık onları eleştir.

Siyasileri eleştirmek her oy veren vatandaşın hakkıdır.

Hem ülkenin durumu da hiç iyi değil diyebilirsin.

Ücretliler maaşlarının yarısını ev kirasına, yarısını da toplu taşıma ücretlerine veriyorlar.

Asgari ücretle çalışanların perişanlığını gördükten sonra ülkemdeki milyonlarca işsizin nasıl yaşadığını ise düşünmek bile istemiyorum.

Mahkemede insanlar hala sürünüyorlar, bilirkişi atanması için neredeyse yıllarca  bekliyorlar.  

Enflasyon canavarını yendim diyor hükümet.

İnsanlar niye hala ekonomik zorluklar içinde perki perişan diye de sorabilirsin.

Bunda da yerden göğe kadar haklısın.

Ama Hocaefendi ve cemaati ile niye uğraşıyorsun?

Onların bunda dahili ne?

Dünyanın dört bir yanında açtığı Türk okullarında bir kelime Türkçe bilmeyen çocuklar olabilir.  

Gittikleri ülkenin yalnızca bürokrat çocuklarına, zengin çocuklarına hizmet götürülüyor olabilir.

Ve dahi bunları eleştirebilirsin.

Ama sen imani konulara da giriyorsun cemaati eleştirirken.

İşte burada çok ayıp ediyorsun!

Peşinen söyleyeyim buna çok bozuluyor cemaat.  

Bak ne demişsin yine geçenlerde televizyonda.

“Fethullah Gülen cemaati Avrupa’da yayınladığı bir dergide kelime-i şehadetten peygamberimizi çıkarmış”

İşte bu olmadı. Her şeyi söyleyebilirsin ama diyalog sürecini sekteye uğratamazsın.

Yazdıklarından cemaati çok iyi tanıdığı anlaşılan İhsan Can, 8sutun.com’da senin söylediklerine cevabi bir yazı kaleme almış ve tezlerini de ayetlerle destekleyerek: 

“Peygamberimiz, müşriklerin isteği üzerine Hudeybiye Barış’nda kendi ismini anlaşma metninden kendi eliyle çıkarmıştır.
Ayrıca Kuran-ı Kerim Kitap ehli ile Allah’ın varlığı ve birliği üzerinde yani tevhit inancı üzerinde ittifak etmeye çağırmaktadır. (Al-i İmran, 64)
Yani Kur’an ayetlerinde ve Peygamberimizin yaşamında benzeri uygulamalara şahit olabiliriz. Diyalog karşıtları bu referanslara da karşı çıkacaklar mı merak ediyorum?
Ayrıca Kuran-ı Kerim’de ehl-i kitabın (Hırisyitan ve Yahudiler) ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilir.(Hacc Suresi, 40
Yine Kur’an’da, Müslüman erkeklerin Kitap Ehli ile evlenmesinde, yemeklerini yemesinde hiçbir beis olmadığı açıklanmaktadır. (Maide Suresi, 5)
Kur’an’da bu derece açık ayetler varken, Müslümanların neden Hıristiyanlarla diyalog kurması eleştiriliyor anlamakta güçlük çekiyorum”
 demiş. 

 

 ***

Şaka bir yana,  bu cümleleri okuduktan sonra gerçekten irkildim.

Ve bu insanlar senin söylediklerinden fazlasını hak ediyor demekten kendimi alamadım sevgili Nihat Genç.

Bu yazılanlardan sonra ben de İhsan Can’ı anlamakta güçlük çekiyor ve merdi kipti secaat arzederken sirkatin söylermiş demekten kendimi alamıyorum.

Farkında mısınız ama, sözünü ettiğiniz kişi bir peygamber Sayın Can.

Verdiğiniz örnek Hudeybiye Barışı.

Bir dinin doğduğu ve kendini kabul ettirmeye başladığı zamanlarda yapılan bir barıştan söz ediyoruz.

Bu barış yapılırken anlaşmanın koşullarıyla ilgili değişikliklerin altında bir strateji yatıyor.

Bunu yapan bir peygamber.  

Peki, şimdi siz neyin stratejisini güdüyorsunuz diyalogla ve kimle anlaşma yapıyorsunuz, benim de buna kafam bir türlü basmıyor.  

Siz kimin adına, kimin için taviz veriyor veya taviz alıyorsunuz diye sormadan edemiyorum.

Peygamberin ismini kelime şahadetten çıkarmak size mi düşmüş diyorum.

Bu yaptığınızın reel politikle, ince siyasetle, dinle imanla ilgisi yok.

Siz diyorsanız ki, onlar da biz de aynı tanrıya inanıyoruz, yok bir farkımız.

Ben de derim ki, oldu olacak o zaman hepimiz Hıristiyan olalım.

Yormayalım o güzel kafamızı...

Benim diyalogdan anladığım bu.  

***

Evet, İslam, âlemi şümuldür…

Evet, Müslümanlar, aynı zamanda İsa’ya da inanırlar.

Onun getirdiğinin hak din olduğunu bilirler.

Ama bildikleri bir şey daha vardır ki, Hazreti Peygamberle din tamamlanmıştır, bu nedenledir ki İslam son din, Hazreti Muhammed de son peygamberdir.  

Yoksa sizin bunda şüpheniz mi var?

Yoksa ben hoşgörü düşmanı mıyım, neyim…