Hollanda'da gençlik koruma bürosu tarafından ailelerinden alınan çocuklarla ilgili kapsamlı araştırmalar yapan Rotterdam İslam Üniversitesi (IUR) öğretim üyesi Doç. Dr. Özcan Hıdır, Hollanda'da çeşitli sebeplerle koruyucu ailelerin yanına yerleştirilen çocukların yaklaşık beşte birisinin Türklere ait olduğunu söyledi.
Son dönemlerde Türkiye'nin de devreye girmesiyle birlikte gündeme gelen ailelerinden alınan çocuklar ve koruyucu aileler konusunda AA muhabirinin sorularını cevaplandıran, aynı zamanda Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı (YTB) Danışma Kurulu üyesi olan Hıdır, bu konuda net rakam olmamakla birlikte araştırmaları sonucunda elde ettiği verilere göre, Hollanda'da ailelerinden uzaklaştırılan toplam çocuk sayısının 25 ile 30 bin civarında olduğunu kaydetti.
Müslüman toplumu tarafından bu alanda yapılmış güvenilir çalışma eksikliği bulunduğunu vurgulayan Doç. Hıdır, "Bu itibarla global olarak farklı farklı rakamlar ortaya çıkıyor. Benim bulgularıma göre ki bu anlamdaki araştırmalarım devam ediyor, Hollanda'da toplam olarak ailelerinden alınmış çocuk sayısı şu an itibariyle 25-30 bini bulmaktadır. Bu çocukların da en az beşte birinden fazlasının Müslüman ve Türk çocuklar olduğu tahmin ediliyor" diye konuştu.
Sorunun son yıllarda genelde Avrupa'da, özelde ise Hollanda'da yaşayan Müslümanlar ve Türklerin geleceği açısından son derece önemli sonuçlara yol açabilecek bir mahiyete büründüğüne dikkati çeken Hıdır, ailelerinden alınan çocukların Müslüman-Türk kimliklerini kaybederek asimile olma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını söyledi.
-Kanayan yara-
Hollanda'da çocukların ailelerinden alınmasının pek çok sebebinin olduğunu anlatan Hıdır, şöyle konuştu:
"En önemli sebep, çocuğun yaşadığı aile ortamıyla ilgili. Bu ise en basit tabiriyle eşler arasında şiddetli geçimsizlik olması ve bunun çocuğun psikolojisini bozacak duruma gelmiş olmasıdır. Bu anlamda Türkler içinde ailelerinden alınmış çocukların çoğunun şiddet ve kötü muamele gördüğü, şiddetli geçimsiz ailelerde yaşadıkları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu durumda, özü itibariyle son derece gerekli ve faydalı kurumlar olan Hollanda'daki Çocuk Esirgeme Kurumu ve Gençlik Daireleri devreye girmektedir. Şayet bu kurumlar, çocuk açısından tehlikeli bir durumun olduğu kanaatine varırsa, çocuğu aileden alarak belli bir prosedür çerçevesinde koruyucu aileye vermektedir."
Prensip olarak çocukların doğumlarından 18 yaşına kadar ailelerinden alınabildiğine değinen Doç. Dr. Hıdır, bu kapsamda keyfiyet, süreç ve prosedür açısından farklılıklar olabildiğini ifade etti. Ailesinden uzaklaştırılan bir çocuğun alınma sebebine de bağlı olarak önce geçici bir merkezde tutulduğunu, daha sonra ise gerekli şartları taşıdığına karar verilen kurumda kayıtlı "koruyucu ailelerin" yanına yerleştirildiği bilgisini veren Hıdır, meselenin en hassas noktasının da burası olduğunu vurguladı.
Kurallara göre Müslüman ve Türk bir çocuğun yine Müslüman ve Türk bir aileye verilmesi gerektiğini hatırlatan Hıdır, böyle bir ailenin olmaması halinde ise çocuğun başka inanç ve kültürlere sahip ailelerin yanına yerleştirildiğini söyledi. Çocuğun etnik, dini ve kültürel kökeninin dikkate alınması gerektiği üzerinde duran Hıdır, "Ne var ki, halihazırdaki uygulamada en sıkıntılı ve problemli nokta da burasıdır. Zira Müslüman ve Türkler arasında koruyucu aile olmak isteyenlerin sayısının son derece az olması bir yana, genelleme yapmak doğru olmasa da ilgili kurumlarda keyfi uygulamalara da alabildiğince rastlanmaktadır. Türk koruyucu aile sayısının az olması, esasen buradaki en önemli sorunlardan biridir. Şartları uygun olan Türk ailelerde bu konuda isteksizlik ve çekingenlik söz konusudur. Bunun da en önemli nedeni, prosedür konusundaki bilgi ve bilinç eksikliğinin yanı sıra, dini ve kültürel sebeplerdir. Zira evlat edinme ile koruyucu aile olmak, birbiriyle genelde karıştırılıyor" değerlendirmesinde bulundu.
-Dillerini ve dinleri unutma tehlikesiyle karşı karşıyalar-
Gayri Müslim ailelerin yanına yerleştirilen çocukların dillerini ve dinlerini unutma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarının altını çizen Doç. Hıdır, koruyucu ailelerin eşcinsel ya da özel dini bir misyona sahip olması durumunda ise olayın vahametinin daha da artabildiğini ifade etti.
"Hristiyanların bu anlamda son derece donanımlı ve faal olduklarını söylemek, sanıyorum meramımızı ifadeye yetecektir" diyen Hıdır, şöyle konuştu:
"Her şeyden önce çocuk küçükse, bu durumda Türkçe'yi öğrenemeyecek, Türkçe konuşabilen bir çocuksa da kısa sürede unutacaktır. Buna bağlı olarak milli manevi değerleri ya hiç öğrenemeyecek veya öğrendiyse bile tamamen kaybedebilecektir. Gayri Müslim olan koruyucu aile, önyargılı olmasa bile, netice itibariyle bunun böyle olması kaçınılmazdır. Çocuk ister istemez ait olduğu dini kültürel değerlerden uzaklaşmış olacaktır."
Toplumda giderek büyüyen bu sorunun kısa sürede çözülmesinin zor olduğuna değinen Hıdır, durumu müsait olan Türklere koruyucu aile olmaları çağrısında bulundu.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın (YTB) teşvikleriyle son dönemde bu yönde atılmış önemli adımlar olduğunu anımsatan Hıdır, "Belki de çözüm adına atılacak en önemli adım, uzun vadede Türk ailelerinin dillerini ve milli manevi değerler etrafında yapısını güçlendirmeye ve muhafazaya yönelik çalışmaların yanı sıra yaşadıkları ülkenin dilini ve kurumlarını iyi bilmeye yönelik adımlar olacaktır. Ayrıca bu tür olayların başlangıç aşamalarında yardım alınabilecek bir kurulun oluşturulması da lazımdır. Bu kurulda kurumlar konusunda uzman, hukukçu, psikolog ve teologlar bulunmalıdır" diye konuştu.