Yeni bir inkişaf... Yumrukları sıkılmış, gözleri çakmak çakmak gece karanlığını yırtan, şehadet sevdalısı gençler...
Yüzlerce yıldır batı uygarlığının zulüm çemberinde inleyen mazlumların yeniden ayağa kalkmaya çalıştıklarını, dünyanın dört bir yanından bu mazlum halkın yardımına koşan müminleri gördük…
Uzun ve yorucu bir yoluculuğun ardından ulaştığımız Daret İzzah bölgesinde zulmün ve zalimin oluşturduğu korkuyu, ölümü ve yıkımı…
Acının ve çaresizliğin nasıl kol gezdiğini, yetimlerin bakımsızlıktan nasıl biçare düştüklerini gördüm...
Her şeye rağmen imanın verdiği ferahlığın ve teslimiyetin hakiki yüzüne şahit olduk...
“KONYA MÜSLÜMAN, KONYA MERHAMETLİ…”
Sınırı Cilvegözü kapısından geçiyor Babel Havva'ya varıyoruz. Sınırda farklı guruplar ve binlerce çadır var. Yol kontrolleri yapılıyor, kim olduğumuz soruluyor, İHH ismini duyunca tüm kapılar ardına kadar açılıyor.
Bizi Suriye'nin içlerine doğru götürecek arkadaşlarımızı bekliyoruz. Babel Havva sınır kapısı şimdi Suriye halkının can damarı, nefes alma yeri olmuş adeta. Hemen girişte yeni inşa edilen İHH'ya ait yardım malzemeleri depolarının yanında bekliyoruz. Hummalı bir çalışma görüyoruz. Çadırlar ayrıştırılıyor, yardım malzemeleri indiriliyor, iç bölgelerden gelen araçlara yükleniyor. Gençlerimiz hiç boş durmuyor. Konya'dan gönderilen yardım malzemelerini görüyorum. Paketlerin üzerindeki şehir ismini göstererek Suriyeli bir gönüllüye bu şehirden geldik diyorum, sarılıyoruz. Gözleri yaş doluyor, “Konya Müslüman, Konya merhametli” diyor...
İki araçla yola çıktıktan birkaç dakika sonra aracımız zorlanmaya başlıyor, tekliyor. Bizi bölgeye getirmeye gelen gönüllü yardım ekibi, temiz mazot bulunmadığından araçların çoğunda bu sorunun yaşandığını söylüyor. Yeniden yakıt alıyor, yolumuza devam ediyoruz. Hemen sınırımızda, birkaç kilometre yakınımızda yaşanan büyük dramla ilk dakikalarda karşılaşıyoruz. Çatışma izleri, yanmış tanklar, arabalar, evler dikkatimizi çekiyor. İki saatlik yolculuğun ardından, güvenlik sağlandıktan sonra İHH Konya Şubesi'nce Yetim Çalışması yapılacak bölgeye, Daret İzzah'a ulaşıyoruz. İç kesimlere doğru yolculuğumuzda içeri doğru ilerledikçe felaketin boyutunun biraz daha büyüdüğünü görüyoruz. Ölü köyler, şehirler, umutlarını yitirmiş biçare insanlar...
Daret İzzah binaları iç içe geçen, taştan yapılmış küçük bir Mardin gibi karşımızda duruyor... Şehir tüm yapısıyla bizi yansıtsa da duvarlarındaki çığlık izleri akılları dumura uğratıyor. Bazen çok sessiz, bazen de aniden kalabalıklaşan sokaklar... Küçük tezgahlara sığdırılmış bakkal dükkanları ve yol kenarlarına kurulmuş bidonlarla akaryakıt istasyonları... Daret İzzah Suriye'nin içine düştüğü acı tablonun korkunç bilançosunu yansıtıyor bize. İHH Konya ekibi ile birlikte Daret İzzah'ta halkın oluşturduğu güvenlik güçleriyle şehit ailelerinin ve yetim sayısının tespitini vakit geçirmeden yapmaya koyuluyoruz. Günlerdir aç ve perişan olan bu insanların en büyük sorunu güvenlik. Halkın kendini savunmak ve korumak için oluşturduğu güce, gencinden yaşlısına yüzlerce kişi katılmış. Güvenlik unsurları, hem kendilerini, hem de halkı; savaşın bölgeye musallat ettiği haramilerden (şehir eşkıyaları) korumak için gece gündüz büyük bir mücadelenin içinde. Sabah saatlerine kadar şehirde devriye görevi yapan halkın güvenlik güçleri gün ışığıyla birlikte evlerine çekiliyorlar.
HER SOKAKTA YÜZLERCE YETİM KARŞILIYOR
Yetimlerin evlerinin tespiti sırasında çok duygusal anlar yaşadık. Yetimlerle karşılaşma anlarında gözyaşlarımızı tutamadık… Boğazlarda düğümlendi cümleler… İnsan, yetimlerle karşılaşınca onların Allah'tan başka sahipleri olmadığı duygusunu hissediveriyor.
Bir küçük çocuk vardı, kapının hemen önünde, bölge Emiri kendisine doğru gidince hızlıca evin içine koştu ve hemen ardından kapıda belirdi diğer yetim kardeşleriyle. 9 kişi saydım… Bir şehidin 9 yetimi. en küçüğü henüz bir iki haftalık, en büyükleri 17 yaşında. Evlerine uzun bir süreden sonra ilk defa bir yardım ekibi ulaşıyor. Neler yaşadıklarını merak ediyoruz, anlatıyorlar... Savaşla birlikte evden ayrılan babanın kısa bir süre önce şehadet haberi gelmiş, onunla birlikte aynı bölgeden daha onlarcasının... Aynı gün içerisinde onlarca şehidin isimleri okunmuş bu şehrin sokaklarında… 1,2,3 derken 110 şehit. Çocuklardan büyük olanlar anlıyorlar durumu, kapılar kapatılıyor, komşular gizlice ve korku içinde taziyeye geliyorlar... Hiçbir evden feryat-figan duyulmuyor. Ama neredeyse her evin duvarında bir kurşun izinde görüyoruz yaşanan acıları, korkuları. Burada yaşanmış hikayeleri, insanlığın başını öne eğdiren zulmü, dağlardan, taşlardan, duvarlardan ve ne kadar acı ki çocukların korku dolu bakışlarından öğreniyorsunuz. Bölge Emiri Ebu Abdullah ve yanındaki İHH gönüllülerini gören halkın eli hep havada, selamda duruyor. Mü’min olmanın, selamlaşmanın, paylaşmanın mutluluğu gözlerde okunuyor. Mutluluk hep galip geliyor hüzne. Gelmeli de. Gam, keder uzak durmalı çocuk yüzlerden. Babaya, anneye, amcaya duyulan özlemin yerini hiçbir şey tutmaz, ama çocuklara verilebilecek en büyük hediye güvende olduklarının hissidir sanırım.
Ağır adımlarla yürüdüğümüz sokağın başında bizi bekleyen başka bir yetim gurubuyla karşılaşıyoruz. Halk güçlerinden bir komutanı görünce tebessüm ederek ellerini ona uzatıyorlar, “nerede kaldın?” dercesine. Komutan güleç yüzüyle çocuğun küçük elini avuçluyor ve öpüyor. Yürekler birleşiyor oracıkta. Kalpler birlikte atmaya başlıyor. Arapça bir kaç söz dudaklarda. Yüreklere bastırılan yetim başları… Mutluluğun tablosunu yapan ressam gibi… Şehit yavrusu olmanın onuru, acılarını bastırmış çocukların. Hangi yönetmen böyle bir gururun filmini çekmez ki. Bir film setindeyiz sanki… Gül yüzlü yetim çocuklar birer kahraman gibi. Şeker, çikolata ve oyuncaklarla sevindiriliyorlar. Durmadan birbirlerine ve komutanlara sarılıp gülüşüyorlar. Yetimlerle birlikte geçirilen zamanın insanların yüzüne verdiği aydınlığı görmek için bir çabaya gerek yok. Yetimlerin mücahidlerle çizdiği mutluluk tablosuna bakarken ağlaşıyoruz sessizce.
“TEKRAR GELİN, EVİMİZE KONUK OLUN…”
Oradan ayrıldıktan birkaç dakika sonra daracık bir sokağın sonunda 6 yetimin bulunduğu başka bir eve uğruyoruz. Bizi güler yüzüyle bir başka yetim, Sare karşılıyor, tüm kardeşlerini tek tek tanıtıyor. Henüz 5 yaşında. Babasından gelecek bir haberi bekliyor. “Kim verecek haberi” diye heyecanla soruyor, bizim konuşmamızı istiyor. Kimse konuşmuyor… Yardımımıza halkın Ebu Mazlum ismini verdiği bir mücahit yetişiyor, yetimleri kucaklıyor, onlarla şakalaşıyor. Birkaç sözden sonra yine bir sessizlik çöküyor sokağa. Yetim başları okşanıyor tekrar… Ardından çocuklar evlerin kapısında bizleri uğurluyor, ayrılırken zorlanıyor insan. Sare el sallıyor, “tekrar gelin, evimize konuk olun” diyor. Konuşamıyoruz, birkaç haftalık yetim bebekleri gördüğümüzde. Gözyaşlarımı içime akıtamıyorum artık. Hıçkırıklara boğularak haykırışlarla ağlamak geliyor içimden.
Allah’ın insanlara lütfu, merhameti, şefkati her yerde... Direnişin sembolü olan mazlum halk, Esed’in yüreklerine saldığı o kara, kemirgen korkuyu şehirlerinden de kalplerinden de söküp atmış. Yeniden büyük bir doğuma hazırlanıyorlar sanki. Direnişin meyvelerini toplamaya şimdiden hazır görünüyorlar.
Daret İzzah bir yetim şehri, diğer tüm Suriye şehirleri gibi. Olacaksa yeniden bir inkişaf, bu yetimlerle olacak. Konulacaksa bu bölgeye yeni bir isim, artık buranın adı Darul Yetim... Korku ve sinmişliğin yerini umut ve özgürlüğe bırakışını izliyoruz birlikte.
Heyetimizde yer alan iş adamı Hidayet Çınar abi bana dönerek “Bugün bir başka görünüyorsun, daha bir aydınlık” diyor. Nedenini soruyor. “Bilmiyorum” diyorum, “aklımda sadece yetimler var. Belki onların yüzlerindeki o nur, o aydınlık bize de sirayete etti” diye düşünüyorum. Şehri ardımızda bırakıp akşam güneşiyle birlikte ülkeyi terk etmeye hazırlanıyoruz. Kamyonetin arkasında 12 yaşında bir başka Hidayet. Küçük Hidayetle beraber şehri seyre dalıyoruz. Konuşmuyoruz. Yetimler, ümmetin emaneti bize... Bir zamanlar ülkenin en güzel köşelerinden biri olan ve insanların gezmek için günler öncesinden planlar yaptığı bu aziz belde, şimdi yetimleriyle yapayalnız ve sessiz...
500 YETİM KONYA’NIN HİMAYESİNDE…
Halk güçleriyle birlikte araçla yaptığımız yolculuk sırasında İHH gönüllüleri ve temsilcileri nereye uğradılarsa tüm kapılar açılıyordu. Halk savaş süresince ve şu anda çatışmaların bittiği bölgelerde İHH’dan ciddi yardımlar görmüş, hala da görmeye devam ediyor. İHH Konya şimdi Daret İzzah'ta 500 yetime bakmaya, onlara kol kanat germeye hazırlanıyor. Sare ve daha yüzlercesi Konya'dan kendilerine uzanacak baba şefkatini, ana merhametini bekliyor.
Babel Havva kapısına varıp yönümüzü Türkiye'ye döndüğümüzde bir Suriyeli kadının yanında çocukları olduğu halde, elinde silah bulunan bir mücahide yalvarışına şahit olduk. Çaresizliğin konuştuğu, insanlığın sustuğu bir andı bu… Çadır istiyor, yemek istiyor, kendisi ve çocukları için güvenli bir yer istiyordu. Hiç bir yer güvenli değildi… Mücahid bunu karşılayamayacağını söyleyince – “Lütfen beni vur, çocuklarımı Türkiye'ye gönder. Lütfen beni vur, kanım sana helal, kanım size helal. Yalvarırım, yalvarırım” diyordu... Mücahid ağlayarak olay yerinden uzaklaşırken, kadın çocukları için var gücüyle haykırmaya devam ediyor, biz ise çaresiz bir şekilde yolumuza... Tekrar dönmek ve yeni bir umut götürmek üzere...
İHH AYDER YETİM ÇALIŞMASI - bilgi notu
İHH Ayder, Suriye'nin Daret İzzah Bölgesi'nde yetim çalışması başlattı. 500 yetimin bulunduğu bölgenin yetim sorumluluğunu Konya üstlendi. İHH Konya Temsilcisi Hidayet Yılmaz Başkanlığı'nda bölgeye giden heyette İş adamı Hidayet Çınar, Hüseyin Yiğit, K.Hidayet Yılmaz ve Konya Büyükşehir Belediyesi çalışanlarından Hüseyin BAŞ yer aldı.