Her kare ayrı bir hikaye

Amatör fotoğrafçılık masraflı bir uğraş. Fazla maddi bir getirisi yok, ama moral getirisi öyle çok ki bütün o masrafları, yorgunlukları unutturuverir insana.

Zeki OĞUZ

Her şeyden önce insanlarla ilişki kurmayı, sıcak bir merhabanın bütün güzelliğini yaşatır. Bunun ne demeye geldiğini bir Bozkır gezisinde acı bir deney yaşayarak öğrenmiştim.

Bozkır'ın o ünlü Zengibar Kalesi'ne çıkmış, dönüşte bizi evine çağıran bir köylü ile sohbete dalmıştık. Hayli konuşkan biriydi adam. Bize söz bırakmıyor, gurbet anılarını, askerlik anılarını anlatıyordu. Evin önünde oturuyor çay içiyorduk. Ailenin küçük çocukları da çevremizde, merkalı bakışlarla dolanıyorlardı. Bir ara bizim arkadaşlardan biri adama sormuştu "Sen nerelisin" diye. İlkin çok saçma gelmişti bu soru bana. Öyle ya, Ulupınar köyündeydik ve adam da bu köydendi. Sonra, iyi ki de o soruyu sormuş arkadaşım, dedim içimden. Çünkü adamın verdiği yanıt bir deyimin açıklamasıydı. "Aydınlı'yım" diye yanıtlamıştı soruyu. "Bizde gurbete gidenlere Aydınlı derler, en çok da Aydın taraflarına gideriz" demişti. Gezleveli ünlü ozanımız Aşık Ömer de şiirinde kullanmış bu deyimi.

Sohbet sırasında karşı taraftan yaşlı bir kadının eşeği ile bahçelerden geldiğini gördüm. Elinde de çapası vardı. Makinemi kapıp fotoğrafını çekmek için davrandım. Makineyi doğrultmamla kadının üzerime yürümesi bir oldu. Bizim geveze köylü koşarak kadının önüne geçti. Değilse çapayı kafama yiyecektim. Orada da bir şeyi öğrenmiştim aslında. Fotoğrafçılığın temel kuralını. "İzin almadan, bir merhaba, demeden kimsenin fotoğrafını çekme, buna hakkın yok." Bu olaydan sonra karşımdaki bir çocuk bile olsa önce saçlarını okşar sonra fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sorarım.

Ertesi sene yine Ulupınar köyündeydik. Aynı insana konuk olduk. Bize çay pişiren İlköğretim son sınıfta bir kızı vardı. Ortalarda görünmüyordu. Nerede olduğunu sorduk, ova köylerinden birinde yaşayan bir gence kaçtığını söylediler.

Taşkale Karaman'ın en otantik köylerinden biri. Öykücü dostum Ramazan Atalay sayesinde tanımıştım Taşkale'yi. İlk gidişimizde de Ayşe ile Hasret cadılarımı tanımıştım. Köyü bize ikisi gezdirmişti. Daha okula bile gitmiyorlardı ama ikisi de felaket birer cadıydı. Ayşe isyankar, kafasının dikine giden, saçlarını oğlan çocuğu gibi kısa kestiren bir cadıydı. Şimdi ikisi de liseyi bitirdiler, üniversiteye girebilmek için müthiş bir mücadelenin içine girdiler.

Yine bir Taşkale gezisindeyiz. Ayşe ile Hasret, ilköğretimin sonlarındalar. Yine onlar gezdiriyorlar. Bütün beldeyi dolaştık. Gürlük Pınarı'na çıktık. Akşam oldu, dönüş saatimiz geldi. Yani vedalaşma zamanı. İkisini de kucakladım, öptüm. İkisinin de gözleri buğulu. "Bu gün de kal" diyor, başka şey demiyorlar. Döneceğimi anlayınca ikisi de sırtlarını dönüp ağlamaya başlıyorlar. Otobüse bindiğimde bir yarımın orada kaldığını hissediyorum.

Geçen yıl arkadaşım Behiye Öncü ile yine gittik Taşkale'ye. Sözde yiyeceklerimizi de yanımızda götürmüştük. Ayşe bir öğün bile izin vermedi. Günde üç öğün sofraya çağırdı bizi. Bir keresinde gitmeyecek olduk, öyle bir "Zeki abiiii" deyişi vardı ki unutamam.

Yaklaşık onbeş yıl önce tanımıştım Kilistra'yı. Orayı bana tanıttığı için araştırmacı, yazar arkadaşım Mehmet Gündoğdu'ya ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir gidişimde tanımıştım sarı saçlı cadımı. Sarı gür saçları vardı. Fotoğraflarını çektim, Çalı'da yayınladım. Çok sıcak kanlıydı. Ne zaman varsam kucağıma hopluyor, gülüyordu. Kilistra'nın dört mevsimi de güzeldir. Her mevsim gitmeye çalışırım, bir gün gittik yine. Her zaman olduğu gibi mahallesine varınca sarışın cadımı sordum. Amcasıymış benimle konuşan. "O, çok hasta, sekaret," dedi. Sekaret ölüm demeye geliyordu. Büyük bir acıyla döndüm beldeden. Sonra bir bahaneyle yine gittim beldeye. Muhtara, son aylarda bölgede bir cenaze olup olmadığını sordum. Adam sorularıma bir anlam verememiş, şaşırmış ve olmadığını söylemişti. İçimin nasıl rahatladığını anlatamam. Cadım sağdı, ne zaman fotoğrafını çekmeye varsam gülücükleriyle kucaklayacaktı beni.

Günümüzde siyaset her şeyi kirletiyor.
Cankurtaran yaylasına Yörük şenliklerine gitmiştik. Halk kültürü, bunun bir parçası olarak Yörük kültürü çok ilgimi çeker. Akşehir'de Toros yaylalarının üzerinde yapılan Cankurtaran Yörük şenlikleri de bu yüzden ilgimi çekmişti. Gittik ama gördük ki şenlik tamamen bir partinin tasallutu altında. Oradan Isparta Yalvaç'a indik. İyi ki inmişiz. Orada dört bin yıl öncesini yaşadık.

Şimdi güz günlerini yaşıyoruz. Fotoğrafın en iyi zamanı.
Fotoğraf avcıları rasgele.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?